Felsefe hakkında her şey…

Felsefe Nedir, Felsefenin Anlamı Nedir?

01.11.2019
Felsefe Nedir, Felsefenin Anlamı Nedir?

“Felsefe nedir?” sorusu, tarihin belki de en popüler sorularından birisidir. Doğal olarak “Felsefe nedir?” sorusuna tarih boyunca birçok farklı filozof tarafından farklı tanımlamalarla farklı cevaplar verilmiştir. Felsefeyi tanımak ve anlamak için bu tanımlara kapsamlı bir şekilde göz atmak gerekmektedir.

Felsefe, etimolojik olarak Yunanca “seviyorum”, “ardından gidiyorum”, “arıyorum” gibi anlamlara gelen “phileo” sözcüğü ve “bilgi”, “bilgelik” anlamlarına gelen “sophia” sözcüğünün birleşiminden oluşan bir sözcüktür ve felsefenin anlamı bu bağlamda “bilgelik sevgisi” ya da “bilgi sevgisi”dir.

Yani felsefe kelime olarak bilgeliğe ve bilgiye değer vermek, onları önemsemek ve hatta en değerli şeyler olarak görmek; bilgiyi aramak, bilgeliğe erişebilme çabası sarf etmek, bilginin sürekli olarak peşinden koşmak anlamlarını taşımaktadır.

Doğrudan “Felsefe nedir?” sorusuna kısa bir yanıt verilmesi oldukça güçtür; çünkü felsefenin tek bir tanımı yoktur.

Felsefenin ne olup ne olmadığı konusunda elbet pek çok şey söyleyebiliriz; fakat bazı düşünürlere göre de felsefenin tanımı yapılamazdır; çünkü felsefe, bir üst dildir (Sönmez, 2006, s.66).

Philosophia, "Bilgelik Sevgisi" demektir.

Philosophia, “Bilgelik Sevgisi” demektir.

FELSEFENİN TANIMI NEDEN YAPILAMAZ?

Felsefenin tanımının yapılmasının zorluğunun nedenleri ise şu üç farklı dereceli biçimde özetlenebilir:

  1. Farklı felsefe disiplinlerinin vardır. Örneğin metafizik, ahlak felsefesi ve bilgi felsefesi gibi birçok değişik felsefe disiplini ve alanı bulunmaktadır. Dolayısıyla da bu kadar geniş bir ağa sahip olan felsefenin tek bir yönlü tanımını yapmak da güçleşmektedir.
  2. Her felsefe kolunda değişik eğilim, kuram ve öğretilerin var oluşudur. Örneğin realizm, idealizm, pragmatizm ve rasyonalizm gibi değişik felsefi yaklaşımlar bulunmaktadır. Bu yaklaşımların her birisi için felsefe, ayrı bir işleve ve anlama sahiptir. Bu durum da felsefenin belli bir tanımının yapılmasını zorlaştırmaktadır.
  3. Tarihsel süreçte gelişen felsefi öğretilerin birbiriyle olan karşıtlığı ve bu öğretilerin çalışma alanının karmaşık soyutluğudur (Yıldırım, 1991, s.10). Her bir felsefe anlayışın, teorinin ve yaklaşımın farklı tanımlamalarının bulunması felsefeyi tanımlamayı güçleştirmektedir.

FELSEFE NEDİR?

Felsefe, insana yabancı gelmeyen ama ne olduğu konusunda birçok insanın ayrıntılı fikre sahip olmadığı bir uğraştır. Felsefeyi anlamak için ilk olarak metnin başında ele aldığımız kelime anlamına tekrar bakmakta fayda vardır.

Felsefe, Yunanca bilgelik sevgisi (bilgelik dostu) anlamına gelen felsefe (philosophia), sevmek (philia) ve bilgelik (sophia) sözcüklerinin birleşiminden türemiştir.

Felsefe (philosophia) terimi ilk kez, İlk Çağ’ın ünlü Yunan matematikçisi ve filozofu Pythagoras (Pisagor), (MÖ 580-500) tarafından kullanılmıştır. Buna göre felsefe kelime anlamı olarak bilgelik sevgisi ya da hikmet arayışı demektir.

Pythagoras, Pisagor

Pythagoras, Pisagor

Bilgelik (hikmet) ise varlık, bilgi ve değer üzerine tam ve bütün bir bilginin ortaya çıkması veya bir insanın böyle bir bilgiye sahip olabilecek ölçüde olgunluğa ermesi hâlidir.

Genel olarak felsefe, Sokrates’in dediği gibi “neleri bilmediğini bilmek” ve “kendini bilmek”tir. Aristoteles’in dediği gibi ilkeler ya da ilk nedenler bilimi’dir, mutlu bir yaşam sağlamak için tasarlanmış eylemsel bir sistem’dir. Platon’un dediği gibi doğruyu bulma yolunda düşünsel çalışma‘’dır; eş deyişle, gerçeklere ve doğrulara akılla, düşünmekle varmaya çalışmaktır. Felsefenin temel konusu ise evren ve yaşamdır.

Felsefe, Augustinus’a göre ‘Tanrı’yı bilmektir, gerçek felsefeyle gerçek din özdeştirler. Tertullianus’a göre felsefe yapmak ‘dogma’yı açıklamaktır. Anselmus’a göre de ‘inanılanı anlamaya çalışmaktır’.

Skolastiklere göre felsefe akılla dogma arasındaki uygunluğun tanıtlanmasıdır. Aquinolu Thomas’a göre felsefenin konusu Tanrı’dır, felsefe Tanrı’nın tanıtlanmasıdır. Scottus Eriugena’ya göre felsefe ‘inan’ın bilimi’dir, Hegel’e göre felsefe, dinin hayal ürünü olarak sunduğu şeyi, kavramsal olarak yakalamaktır.

Abelardus’un dediği gibi felsefe, inanılanın inanılmaya değer olup olmadığını araştırmaktır. Epikuros’un dediği gibi her şeyin doğal bir nedeni olduğunu bilmek, doğru bilgi edinip doğru eylemde bulunmak ve insana huzursuzluk vererek insanı boş yere mutsuz eden ve en büyük mutluluk olan ataraksiya durumunu bozan hayal, masal, düş ürünü doğal olmayan düşüncelerden kaçınarak doğal bir dünya görüşü edinmektir.

Hegel’in dediği gibi felsefe, evreni açıklamaktır. Giordano Bruno’nun dediği gibi felsefe, doğayı bilmektir. Francis Bacon’un dediği gibi felsefe, deney ve gözleme dayanan bilimsel veriler üstünde düşünmek’tir. Auguste Comte’un dediği gibi felsefe, bütün bilimleri birleştiren bir bilim, bir bilimler bilimi’dir.

Ludwig Feuerbach’ın dediği gibi felsefe, doğabilimleriyle, doğabilimleri de felsefeyle sürekli olarak bağlı kalmak zorundadır. Eytişimsel özdekçiliğin (Diyalektik Materyalizmin) dediği gibi, Felsefe, her türlü gelişmenin genel yasalarını saptayan bilimdir.

Felsefe, bilginin yolunu aramak ve onu elde etmek demektir, felsefe bilimsiz, bilim de felsefesiz olamaz, felsefe tıpkı bilim gibi somut ve bilimsel sezgiden soyut düşünceye ve bundan da yeniden somut pratiğe geçilerek gerçekleştirilmelidir.

Felsefe, doğasal, düşünsel ve toplumsal evrenin tüm olgularının ve kesikli süreklilik içindeki her türlü gelişmenin temeli olan genel yasaları saptayan, evrensel bağımlılık, birlik ve varlık anlayışıyla bütünleyen, bilime dayanan, bilimle değişen ve güçlenen evrensel bilimdir.

Bilimsel veriler üstünde düşünmek ve onlardan kılgısal sonuçlar çıkarmaktır. Özdeksel dış dünyanın belirlediği bilincimizle özdeksel dış dünyayı yalnızca elini şakağına koyarak kavramak ve açıklamak değil, doğaya hiçbir şey katmadan olduğu gibi bilimsel olarak (bilime dayanarak) kavramak ve açıklamaktır, aynı zamanda da dünyayı değiştirme yöntemi olduğu gibi dünyayı değiştirmektir. İnsanlık-öncesi çağını insanlık çağına dönüştürmenin tek bilimsel kılavuzudur.

BİLGELİK SEVGİSİ OLARAK FELSEFE

Felsefi düşüncenin bilimden farklı olan en önemli başka bir özelliği bilimin yalnızca olgularla ilgilenmesine karşılık felsefenin olguların yanında aynı zamanda değerler, anlamlar ve idealler ve erekler diye adlandırılan bir varlık türünü veya bunları içine alan bir varlık alanını kendisine konu etmesidir.

Felsefe değiminin kök anlamında işaret edildiği gibi felsefe bilgisinin (Yunanca episteme) veya bilgeliğin (Yunanca sophia) kendisi, ona sahip olma iddiası değil bilginin; ama bundan daha çok daha özel olarak bilgeliğin (Arapçası hikmet) sevgisidir.

Bilgelik veya hikmet bilgiden farklı çok daha iddialı ve çok daha zengin bir kavramdır. Bilgelik en basit anlamıyla insan hayatının anlamı ve değerine ilişkin derin bilgidir. Bilgelik, Sokrates‘in, uğruna ölümü göze aldığı bilgidir.

FELSEFENİN GELENEKSEL TANIMLARI

Felsefe aklın ve özgür düşüncenin ürünü olduğundan onun herkesçe benimsenen bir tanımını vermek gerçekten güçtür. Çünkü bir filozofun yetişmesinde ve onun düşünsel formasyon kazanmasında yaşadığı dönemdeki bilimsel birikimin, sosyal ve siyasal ortamın, din ve hayat anlayışlarının önemli katkısı bulunduğu gibi kendi şahsi eğilimlerinin de elbetteki payı büyüktür.

Bir başka deyişle her insan kendi çağının ürünü olduğu gibi her ne kadar filozofun söylemi evrensel boyutta olsa da çağının ve şahsi eğilimlerinin damgasını taşıdığında kuşku yoktur. Bu gerçekten hareketle, felsefenin, her filozofun üzerinde uzlaştığı ve herkesi tatmin eden bir tanımının bulunmadığını söyleyebiliyoruz.

Durum böyle olmakla birlikte Antik Çağ’ın kurucu üç filozofu olan, aynı zamanda aralarında hocalık-talebelik düzeyinde sıkı bir ilişki bulunan Sokrates, Platon ve Aristoteles’ten gelen felsefe tanımları, geleneksel tanımlar olarak her çağda tekrarlanıp üzerlerinde çeşitli yorumlar yapılmıştır.

Ayrıca Helenistik Dönem’de ve orta zamanlarda yazılan felsefi eserlerin giriş kısmında bu tanımlara yer vermenin adeta bir gelenek hâlini aldığı anlaşılmaktadır.

Biliyoruz ki herhangi bir bilgi şubesi ya konusu açısından veya amacı bakımından yahut önemi göz önüne alınarak ya da yararı düşünülerek tanımlanmaktadır. Aşağıda verilen tanımlarda da bu farklı açıları görmek mümkündür.

Felsefe hikmet (bilgelik) sevgisidir

Kelimenin etimolojisinden kaynaklanan bu tanımda Yunanca sevgi anlamına gelen fila ile hikmet ve bilgelik anlamındaki sofia’dan oluşan felsefe, herhangi bir çıkar beklemeden, şan ve şöhret duygusuna kapılmadan tümüyle varlığı, olgu ve olayları her yönüyle araştırıp kavrama, soruşturup inceleme şevk ve arzusuyla gösterilen çaba anlamına gelmektedir. Filozof da bu işi yapan kimsedir.

Felsefe insanın kendini bilmesidir

Sokrates’e ait olan bu tanım aynı zamanda düşünce tarihinde meydana gelen bir kırılmayı, bir dönüşümü dile getirmektedir. Hatırlanacağı üzere Sokrates’ten önce eski Yunan’da ortaya çıkan sofistler, dış dünya hakkında doğru ve genel geçer bir bilgi edinmenin imkânsız olduğunu savunuyor, buna gerekçe olarak da duyularımızın bizi yanılttığını, dış dünyanın ise sürekli değişmekte olduğunu ileri sürüyor ve sürekli değişen bir şey hakkında doğru bilgi edinmenin imkânsız olduğunu söylüyorlardı.

Geliştirdiği diyalektik yöntemi kullanarak sofistlerle mücadele eden Sokrates, bilgi probleminde dış dünyadan çok insanın yani nesneden (obje) ziyade öznenin (suje) önemli olduğunu söylüyordu. Öyleyse felsefe, öncelikle insanın kendini yani kendi zihin dünyasını tanımakla başlar.

Bu görüşünü temellendirmek üzere Sokrates, “zihin hiçbir şeyi dışarıdan almaz, hoca talebesine yeni bir şey vermez, sadece onda var olan bilgiyi ortaya çıkarması için sorular sorarak ona yardımcı olur” diyordu. Bu tavrıyla Sokrates rasyonalist bir filozof olarak bilinir. Yukarıdaki tanım işte bu düşünceyi dile getirmektedir.

Felsefe, insanın gücü ölçüsünde ebedî ve küllî olan varlıkların hakikat ve mâhiyetini bilmesidir

Platon’dan gelen bu tanım, bir ölçüde onun felsefesinin özünü ve amacını yansıtmaktadır. Bilindiği gibi sofistlerin insanı kaosa sürükleyen o septik tavırlarına karşı Platon da onlarla mücadele etmiştir.

Bilgiyi temellendirmek ve onu sabit bir temele oturmak üzere felsefeye, duyulur âlem ile fikirler (idealar) âlemi ayrımını getirmişti. Ona göre değişken olan görünüşler ve fenomenler âlemine mukabil değişmeyen ezelî bir tümel fikirler âlemi vardır. Söz gelimi her çağda yaşayan insanın zihninde varlığın cins ve türlerine ait çeşitli fikirler var olup insanlar öldüğü halde bu tümel fikirler hiç yok olmamaktadır.

O hâlde bilgilerimizin kaynağı ezelî olan bu fikirler veya idealardır. Gerçek bilgi ancak idealar âlemiyle ilişki kuran bilgi olabilir. Platon’a göre her birimiz dünyaya gelirken bu bilgiye sahip olarak doğarız. Ne var ki kişisel ruhlar genel ruhtan ayrılıp bedenle ilişki kurunca bildiklerini unuturlar.

Nesneler dünyasıyla ilişkiye geçince unuttuklarını yavaş yavaş hatırlamaya başlar. Dolayısıyla öğrenmek hatırlamaktır. İşte yukarıda verilen tanım bu düşünceyi yansıtmaktadır. Yani felsefe, ölümsüz olan ideaların ne olduğunu anlamaya çalışmaktır.

Felsefe, insanın gücü ölçüsünde yüce Allah’ın fiillerine benzemesidir

Ahlaki bir amaç taşıyan ve Platon’dan gelen bu tanıma göre insan, davranış ve eylemlerinin olgun ve erdemli olabilmesi için Allah’ın fiillerini kendine örnek almalıdır. Zira Allah, “en yüksek iyi”dir, her çeşit iyilik ve güzelliğin kaynağı odur.

Onun fiil ve eseri olan bu evren de güzellik ve mükemmellikler manzumesidir. İşte insanın bu ideal güzelliği her yönüyle kavrayabilmesi, kendi fiil ve davranışlarının da mükemmel ve erdemli olmasını sağlayacak olan felsefedir.

Felsefe, ölümü düşünüp önemsemektir

Hayat kadar yalın, hatta ondan daha gerçek olan ölüm, ürpertici yalınlığıyla insanı içinden çıkılmaz düşüncelere sevk etmektedir. Bu yüzden Platon “ölüm düşüncesi… işte en doğru felsefe budur, başkası değil” der.

Belki de filozofun bu ifadesinden esinlenerek yukarıdaki tanım düzenlenmiştir.

Hayata ait bütün etkinlikler, akıl, vicdan, emeller, ihtiraslar, ümit ve beklentiler nasıl olup da bir nefesle sona eriyor? Eğer ölüm her şeyin sonu demekse o zaman yaşamanın, bu kadar çalışıp didinmenin, iyilik, güzellik, hak ve adalet, din ve ahlak adına ortaya konan değerlerin, bilim ve medeniyetin ne anlamı kalır? Peki hakikat dediğimiz şey hayatta mı yoksa ölümün ötesinde mi? İşte ölümü düşünmenin önümüze serdiği yalın gerçekler…

Filozof Kindî yukarıdaki tanıma şöyle bir yorum getirmektedir: İnsan nefsinin; bir duyu, diğeri akıl olmak üzere iki gücü bulunmakta ve insan, varlığı bu iki güç vasıtasıyla tanıyıp değerlendirmektedir. Onun varlıktan aldığı hazlar da yine bu iki gücü tatmine yöneliktir. Şu var ki duyu hazları insana daha cazip gelmekle birlikte geçicidir ve çoğunlukla geriye kötü alışkanlıklar bırakmaktadır.

Giderek bu alışkanlıkları irade ve akıl gücünü devreden çıkararak insanın ruh ve beden sağlığını bozmakta, onu bayağılaştırmaktadır. İşte felsefe, insana şehevî arzularını yenmenin ve böylece aklı egemen kılmanın yol ve yöntemlerini öğreten bir disiplin olmaktadır.

Felsefe, varlık olarak varlığın bilgisidir

Aristoteles’ten gelen bu tanıma göre bilimler varlığın bir türünü veya özel bir kısmını kendilerine konu alırken felsefe “var olanı” bir bütün olarak ele alır; onun mahiyetini, ilk prensibini ve son gayesini araştırır.

Buna ilişkin olarak madde-form, güç-fiil, birlik-çokluk, zorunluluk-zorunsuzluk, sebeplilik vb. kavramları birer varlık problemi olarak inceler. Ayrıca Tanrı-varlık ilişkisi de bu bağlamda sorgulanan en önemli problemdir. Yukarıdaki tarifin aynı zamanda metafizik disiplininin tanımını olduğu göz ardı edilmemelidir.

Felsefe, sanatların sanatı ve hikmetlerin hikmetidir

Yine Arsitoteles’in verdiği bu tanıma göre felsefe bütün bilim ve sanatların anasıdır. Çünkü o, bilim ve sanatların prensiplerini sorgulayıp belirleyen, onlar hakkında değer yargısında bulunan; çözemedikleri zorlu soruları kendi gündemine alıp onlar üzerinde yeni hipotezler üreterek bilim ve sanatlara sunan ve onlara kılavuzluk yapan üniversal bir bilgi dalıdır ve bu yüzden de bilimlerin kraliçesi sayılmaktadır.

Bu nedenledir ki İlk Çağ ve Orta Çağ boyunca bütün bilimler felsefenin çatısı altında bulunuyordu. Yeni Çağ’la birlikte bilimler birer birer bağımsızlıklarına kavuştu. Bağımsızlığını ilk ilan eden astronomiyi fizik ve öteki pozitif bilimler izlemiş ve en son ayrılan da psikoloji olmuştur.

Meşhur İslam filozofu İbn Sînâ (ö. 428/1037), Felsefenin Temel Meseleleri anlamına gelen Uyûnu’l-hikme’nin fizik bölümünün başında şöyle demektedir:

“Felsefe (hikmet), teorik ve pratik konularda insan nefsinin gücü ölçüsünde tasavvur (kavram) ve tasdik (yargı) yoluyla yetkinliğe kavuşmayı arzu etmesidir. Teorik konularla ilgili olup bizim eylemimize değil bilgimize konu olan hususlar teorik felsefe, hem bilgimize hem de eylemimize konu olan pratik konular ise pratik felsefe olarak isimlendirilir. Felsefenin her iki kısmı da üç alt dala ayrılır. Pratik felsefenin alt dalları, şehir, ev ve ahlaka dair felsefedir. [Amelî felsefenin] bu üç [kısmının; yani ahlak, ev yönetimi ve siyasetin] ilkesi ilahi dinden (eş-şerî‘atü’l-ilâhiyye) elde edilmiştir ve bunların tanımlarının (hudûd) yetkinliği [ya da tam olarak sınırları ve miktarları] ilahî dinle açıklık kazanmaktadır. Bundan [yani ilahî dinin belirlemelerinden] sonra insanın nazarî [akıl] gücü o [ilim dallarındaki] amelî kanunları bilmek ve bu kanunları [amelî akıl aracılığıyla] tikellere uygulamak suretiyle bunlar üzerinde tasarrufta bulunmaktadır.

Şehir yönetimine dair pratik felsefenin alt dalının faydası, bu sayede gerek insan bedenlerinin gerekse insan türünün bekâsını sağlayacak yararlı hususlarda insanların birbirleriyle yardımlaşmaları için insan fertleri arasındaki ortak yaşamın niteliğini bilmeyi sağlamasıdır. Pratik felsefenin ev yönetimine dair alt dalının faydası, evin yararının sağlanması için evin her bir ferdinin ortak yaşamda nasıl bir konumda bulunduğunu bilmeyi sağlamasıdır ki, evdeki ilişkiler, eşler, çocuk-ebeveyn ve köle-efendi arasında sözkonudur. Ahlak felsefesinin faydası ise kişinin erdemleri bilip onlarla bezenmesi ve rezillikleri bilip onlardan kaçınmasını sağlamasıdır.

Teorik felsefenin üç kısmı ise şunlardır: Değişim ve harekete tâbi şeylerle ilgilenen felsefe ki, bu, tabiat felsefesi olarak isimlendirilir. Varlığı değişimle iç içe olsa da zihnin değişimden soyutlayabildiği şeylerle ilgilenen felsefe ki, bu da matematik olarak isimlendirilir. Varlığı değişimle iç içe olmaya gerek duymayan, onunla asla iç içe bulunmayan, bulunsa bile onu muhtaç olduğu için arazî olarak iç içe bulunan şeylerle ilgilenen felsefe ki, bu da ilk felsefe olarak isimlendirilir ve ilâhî konularla ilgili felsefe de bunun kapsamındadır. Nazarî felsefenin bu kısımlarının [yani tabiat bilimleri, matematik bilimleri ve metafizik] ilkeleri ise ilahî din sahiplerinden (erbâbu’l-milleti’l-ilâhiyye; yani peygamberlerden) ima ve işaret (alâ sebîli’t-tenbîh) yoluyla elde edilmiştir. [Nazarî] akıl gücü ise onları [yani nazarî ilimleri] kesin kanıt ortaya koyma (alâ sebîli’l-hucce) yoluyla yetkin bir şekilde tahsil etmeye yaramaktadır.

Kendisine felsefenin bu iki kısmıyla nefsini yetkinliğe ulaştırma gücü ve bunlardan biri ile de eylemde bulunma kudreti verilen kimseye çokça iyilik verilmiş demektir.”

FİLOZOF NEDİR, KİME FİLOZOF DENİR?

Bu arayış içerisinde bilgeliği seven bilgiyi arayan ve ona ulaşmak isteyen kişilere filozof (philosophos) denir.

İnsan yaşamını ilgilendiren her şey hakkında akıl yürütüp bunları felsefi problem konusu yapabilen filozof, doğru olduğunu bildiğimiz ya da böyle olduğuna inandığımız her şeyi sorgulayabilir; insanın, Tanrı’nın, dinin, dış dünyanın varoluşuyla, bilginin kaynağı ve sınırlarıyla, bilimle, sanatla ve daha birçok konuyla ilgili sorular sorabilir.

Filozof sadece soru sormakla yetinmez; yaratıcı bir düşünüş, eleştirici ve sorgulayıcı bir tavır ve bakış açısıyla bu sorulara yanıtlar arar. Felsefe ile uğraşan ve fikirlerini tutarlı, temelli, mantıklı bir biçimde ortaya koyabilen ve bunları yaparken de her türlü eleştiriyi ve yargılamayı göze alabilen, bunun yanında fikirlerine karşı oluşabilecek muhalefetleri de mantık çerçevesinde yumuşatabilecek insanlara filozof” adı verilmiştir.

Filozoflar, büyük sorumluluklarla yaşamaya uygun insanlardır; çünkü onlar, hissetmeden önce düşünürler. O dönemde düşünürlere bazen bilge bazen bilgelik anlamına gelen sophos denirdi.

Phytagoras, bu kelimenin başına philia (sevgi, arayış) kelimesini getirerek kendine sophos diyenlere karşı philosophos (bilgiyi seven, bilgeliği seven) olduğunu belirmiştir. O; bu tavrıyla felsefenin bilgiyle olan ilişkisini açıklamaya çalışmasının yanında bilgeliğin, bilgi ve kişilik yoluyla yetkinleşme olduğuna da işaret eder.

Gerçekleri olduğu gibi tasavvur eden, hükümleri ona göre onaylayan ve ahlaklı bir şekilde hareket eden insanın bilgelik yolunda olduğu ve felsefenin buna fayda sağladığı söylenebilir.

Yetkinliğe mutlak olarak erişildiğini ileri sürmek olanaklı olmadığı gibi bu iddiada bulunmak da bir cehalete yol açabilir. Felsefenin bilgeliği seven anlamında terimleştirilmesi önemli bir felsefi anlayışa dayanır. Bunun dışında felsefenin birçok kavramla ilişkisi olduğu görülür (Şekil 1.2).

Felsefe Teriminin İlişkili Olduğu Kavramlar

Aristoteles‘in ünlü yapıtı “Metafizik”, “bütün insanlar doğal olarak bilmek isterler” cümlesiyle başlar. Yine Aristoteles’e göre, insanların duyularını kullanmaktan; örneğin görmekten, işitmekten duydukları zevk bunun en net kanıtıdır.

Gerçekten de insanı insan yapan en önemli özelliklerden biri onun kendisini çevreleyen dünyayı, içinde yaşadığı toplumu, geçmişini ve bütün yanları ile bizzat kendisini tanımak ve bilmek istemesidir. Şimdi bilgi, bilen varlıkla (felsefe dilinde özne veya süje ile) bilinmesi istenen veya bilinen varlık (felsefe dilinde nesne veya obje) arasındaki bir ilişkidir.

Bu ilişkide bilinenin mi, yoksa bilenin mi ağır bastığı; bilginin imkânı veya imkânsızlığı, kaynağı, alanı, kapsamı, sınırları vb. türünden sorular felsefenin bilgi teorisi veya epistemoloji diye adlandırılan dalının özel konusunu oluşturur. (Bu konu, site içerisindeki diğer yazılarda geniş kapsamlı olarak ele alınmıştır.) Felsefe de esas olarak bir tür bilgidir; ama özel bir tür bilgidir.

Felsefenin ne tür bir bilgi olduğunu, felsefi bilginin özelliklerinin neler olduğunu anlamak için diğer belli başlı bilgi türlerinden söz etmek gerekir. Bu konuda ele alınacak bilgi türleri ise gündelik bilgi ve bilimsel bilgidir.

FİLOZOFLARIN KİŞİSEL FELSEFE TANIMLARI

  • Giordano Bruno‘ya göre felsefenin görevi doğayı bilmek’tir. Bu anlayış görüldüğü gibi, düşünsel felsefede çok büyük bir adımdır.
  • Campenella‘ya göre felsefenin konusu eleştiridir.
  • Fracis Bacon‘a göre felsefe yapmak, doğru düşünmektir.
  • Hobbes‘a göre felsefe yapmak, doğru düşünmektir, felsefe sonuçların nedenleriyle ve nedenlerin sonuçlarıyla olan karşılaştırmalı bilgisidir.
  • Descartes‘e göre felsefe bir bilimdir ve onu kesin bir bilim yapmak için geometrik yöntemi metafiziğe uygulamak gerekir.
  • Spinoza da bu düşüncede onu izlemiştir, ona göre de felsefe genelleştirilmiş bir matematiktir.
  • Leibniz‘e göre felsefe, gerçekte doğru olanı anlatmaktır, göklerden yere inmelidir ve konusu beş duyuyla kavranan şeyler olmalıdır.
  • Locke‘a göre felsefe, filozofların gözlerini gerçek aleme açmak için bütün düşüncelerimizin duyumlarımızla gerçek alemden geldiğini tanıtlamak’tır, bilgi, düşüncelerimiz arasındaki bağlılığın ya da uyuşmazlığın algılanmasıdır.
  • Condillac‘a göre felsefe, duyumların bilgisidir.
  • Hume‘a göre felsefe, insan zihninin mahiyetini incelemektir.
  • Diderot‘ya göre felsefe, bilimdir ve ancak doğabilimleri, fizyoloji ve tıp üstüne kurulabilir.
  • Kant‘a göre felsefe, bilginin nasıl mümkün olabileceğini öğrenmektir. Bu da bilginin kendi kendisini eleştirisiyle gerçekleşir.
  • Fichte‘ye göre felsefe yapmak, varlığın hiçbir şey olmadığını ve görevin her şey olduğunu bilmektir, bu bakımdan da benin bilgisidir.
  • Schelling‘e göre felsefe, doğa ve ruh çift görünüşünde saltıkın bilimidir, bu saltık da benle ben olmayan karşıtlığının özdeşliğidir.
  • Hegel‘e göre felsefe, düşüncenin kendi karşıtlarıyla çelişerek ilerlemesinin bilimidir, bu bilimse mantıktır.
  • Herbart‘a göre felsefe yapmak, bilimlerin temelinde bulunan kavramları aydınlatmaktır.
  • Schopenhauer‘e göre felsefe, deneysel bir metafiziktir, varlığın temelinin irade olduğu deneye dayanarak anlaşılır.
  • Spencer‘a göre, bilim ancak bir kısım tekleştirilmiş bilgidir, felsefeyse tümüyle tekleştirilmiş bilgidir.
  • Auguste Comte‘a göre felsefe, bütün bilimleri birleştiren bir bilim, bir bilimler bilimidir.

Video Anlatım: Felsefe Nedir?

Felsefe Hakkında Temel Konu Başlıkları

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. İBRAHİM dedi ki:

    bu konuda bu kadar net bilgiler internette malesef yok bu yüzden çok iyi ve başarılı olmuş teşekkürler.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...