Tertullian (Tertullianus) Kimdir?

felsefe Nedir

Latince savunma yazan ilk ve en büyük kilise babası olarak kabul edilen Tertullianus, Afrikalıdır. Kartaca’da 160 yılına doğru doğmuş olan Tertullianus, Orta Çağ felsefesi tarihçileri tarafından düşüncesinin bazı yönleriyle Tatianus’a benzetilmektedir.

Felsefeye karşı radikal bir şekilde muhalif olan Tertullianus, 190 yılına doğru Hristiyan dinin girmiştir. Asıl ilginç olansa Tertullianus’un öğretisinin felsefe karşıtlığına rağmen materyalist ve Stoacı olarak görülmesidir. Bu onun kişilik yapısıyla ilgili bir durum olarak değerlendirilmiştir.

Nitekim daha sonra Montanism denen bir akımın taraftarı olmaya başlamış ve bu seferde Hristiyanlığı sert bir şekilde eleştirmiştir. Bu öğretiden de uzaklaşınca kendine özgü bir öğreti geliştirmiş ve bir tarikat kurmuştur.Tertullianus; “Apologeticum”, “Heretiklerin Hükümleri” ve “Ruh Üzerine” başlıklı eserler kaleme almıştır.

Terullianus’a göre kutsal kitapları yorumlama hakkı sadece Hristiyan olanlara aittir. Gnostikler ve filozoflar sapkın olduklarından bu hakka sahip değillerdir. Hristiyan için seçim ve yargılama hakkı yoktur. Onun yapması gereken inancı olduğu gibi kabul etmek ve tartışmamaktır. Çünkü ona göre kurtarıcı İsa’nın sözüyle Hristiyan olunur, başkalarının sözüyle değil. İman, her Hristiyan için bir regulafideidir; uyulması zorunlu katı kurallar bütünüdür. Hristiyan olanın başka bir şeye ihtiyacı yoktur.

Gnostik tarikatların sapkınlıklarının ve çoğalmalarının nedeni filozoflardır. Peygamberler, Hristiyanların atalarıdır ve filozoflar da sapkın mezheplerin atalarıdır. En sıradan bir imanlı Hristiyan, Tanrı’yı bilirken filozofların en büyüğü olan Platon, Tanrı’yı bilmenin ve onu keşfetmenin zor olduğunu söylemektedir. Filozofların Hristiyan inancına benzer şeyler söylemiş olmaları sadece bir tesadüftür. Tertullianus Hristiyanlığı bir tür akılcılık karşıtlığına dönüştürmüştür. Dogmaların bazılarının akla uygun olmadığı ve kavranamayacağı doğrudur.

Tertullianus İsa’nın Bedeni adlı eserinde şöyle der: “Tanrı’nın oğlu çarmıha gerildi. Bundan utanmıyorum, çünkü utanmak gerekiyor ve Tanrı’nın oğlunun ölmüş olması, inanabileceğimiz bir şeydir, çünkü aptalca bir şeydir. Ve gömüldükten sonra dirileceği ise kesindir, çünkü bu imkânsızdır.” Bu tuhaf söylem, ona atfedilmiş olan “Credoquiaabsurdum” (Saçma olduğu için inanıyorum.) ifadesi ışığında ancak anlaşılır hâle gelebilmektedir. Bu, daha sonra birçok taraftar bulmuş özgün bir düşüncedir.

Tüm bu söylenenlere eklenmesi gereken bir diğer tuhaflık ise yukarıda ifade ettiğimiz gibi onun nefs ve Tanrı hakkında materyalist ve Stoacı bir anlayışı savunmuş olmasıdır. Nefs ona göre hava gibi ince ve uçucu, üç boyutlu bir cisimdir. O bir tözdür ve gerçektir ve gerçek olan her şey de maddidir. Âdem’den itibaren kalıtımla geçerek çoğalma öğretisini savunan Tertullianusnefs, nefs için içteki insan belirlemesini yapar. Beden ise dıştaki insan ya da içteki insanın örtüsüdür. Nefs kendine has organlara sahiptir. O, babadan ayrılmış bir daldır. Bu yüzden her insan babadan gelen nefs ile Hristiyan nefsine sahiptir. Bu, Tanrı’ya ulaşmak için dikkate değer bir yol olarak görülmüş ve Tanrı’ya kendiliğinden yapılan bir çağrı bu anlayışa dayandırılmıştır.

Tertullianus’a göre var olan her şey bir cisme sahiptir. Tanrı da var olduğuna göre o da cisimlidir. Bütün cisimlerin en incesi ve parlağıdır. O kadar parlaktır ki bu onu görmemizi engeller. Bu yüzden onu cisimsiz sanırız. Tanrı kendinden bir tinsel töz yaratmıştır ki o da logostur. Işınlar Güneş için ne ise logos da Tanrı için odur. Güneşin ışınları logos, Güneş ise Tanrı’dır. Logos, babadan saçılmış olan ışıktır. Baba, ışıkların kaynağıdır ve tüm ışınlardan üstündür. Tanrı evreni yoktan yaratmıştır. Ancak logos; onu yaratma, biçimlendirme ve yönetme nedenidir. Kutsal ruh da babanın birliğini yok etmeden logos gibi ona eklenmektedir.

Quintus Septimus Tertullianus (y. MS 160-225), Roma’nın Kuzey Afrika’daki eyaleti Kartaca’dan, üretken bir Hıristiyan teologdur. Katolik teolojinin kurucu babalarından biri kabul edilen Tertullianus, hem Hıristiyan öğretinin teknik felsefi açıklamalarını yapmış hem de bu açıklamaları savunan polemik yazıları kaleme almıştır.

Hıristiyan kilisesi, Gnosis’in tam karşıtı olarak, dogmayı her zaman bilgiden üstün saymıştır. Ancak bu konuda da kilise çerçevesinde çeşitli eğilimler; felsefeye dost olan, felsefeye düşman olan akımlar vardır. Felsefeye karşı olumlu bir tutum alanlara düşman olanlardan birisi de Tertullian’dır.

Ona göre dogmaları, içeriği ne olursa olsun, yalnızca “iman” ile benimsemek gerektir. Biz dogmayı yorumlamak, ona göre bir anlam vermek hakkına sahip değiliz. O kadar ki Tertullian daha da ileri giderek, dogmanın akıla tümüyle “aykırı” olabileceğini de savunur.

Söz gelişi Hıristiyanlıktaki Tanrı’nın insan biçimine girdiği ve bir insan olarak acı çektiği dogması, akla tümüyle aykırı olan bir düşünce, bir paradokstur. Buna rağmen dogmalara inanmak gerekir, çünkü dogmalar aklı alçak gönüllü olmaya zorlar. Böylece Tertullian, dogmaların felsefî yorumunu tümüyle reddeder.

Ona göre dinî inanç ile felsefî bilgi birbirinin karşıtıdır. “İmkânsız olduğu için inanıyorum“, yani inandığım şeye, akla karşı olduğu için inanırım sözü, onun anlayışını çok güzel açıklar. Ancak tüm bu anlayışlar Tertullian’ın, aynı zamanda, Antik felsefenin de etkisi altında kalmasına engel değildir. Nitekim Tertullian’ın Stoa’nın etkisiyle yazılmış olan ruh ile ilgili bir kitabı vardır. Tertullian, imanı bilgiden “üstün” tutan bir düşünce akımına önderlik etmiştir.

Konu Başlıkları

Ayrıca bakınız:

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*