Felsefe.gen.TR

Sokrates Kimdir? Socrates

11.11.2019
Sokrates Kimdir? Socrates

Sokrates M.Ö. 470 ila M.Ö. 399 yılları arasında yaşamış büyük Yunan filozofu ve Antik Yunan felsefesinin kurucu babalarından birisidir. Sokrates, genel olarak felsefenin ve özellikle de Batı felsefesi ile Antik Yunan felsefesinin, en önemli filozoflarından birisidir.

Sokrates, Atina’nın hemen güneyindeki bir kasabada, MÖ 469 yılında dünyaya gelmişti. Babası Sophoniskos adlı bir taş ustası, annesi de Phainarete adlı bir ebeydi.

Hayatının ilk dönemi hakkında pek fazla bir şey bilmediğimiz Sokrates, antik kaynaklarda mizacı kötü biri diye anlatılan Ksantippe adlı bir kadınla evliydi. Onun bu ilişkisinden üç erkek çocuğu oldu.

Batı felsefesinin temeli olarak kabul edilen Antik Yunan felsefesi, bir bütün olarak onun ismiyle sınıflandırılmaktadır. Sokrates’ten önce yaşamış ve doğa felsefesiyle uğraşmış bütün filozoflara, Sokrates’ten önce gelenler anlamında, Presokratikler ya da Sokrates Öncesi Filozoflar adı verilmektedir.

Buna karşın, Sokrates’ten sonra gelen bütün Yunan filozofları, “onun doğrudan ya da dolaylı olarak öğrencisi olmak, ondan esinlenmek” anlamında Sokratikler olarak adlandırılmışlardır. Şöyle ki tarihin tanıdığı ilk ve en büyük felsefi sistemlerden birisinin kurucusu olan Platon, Sokrates’in öğrencisi; Antik Yunan felsefesinin son büyük filozofu olan Aristoteles ise Platon’un öğrencisidir.

Sokrates üzerine bilinen neredeyse her şey onun hakkında anlatılanlara dayanmaktadır. Zira Sokrates, edebi verimin yüksek olduğu bir dönemde hiçbir şey yazmadığı gibi, profesyonel “bilgi hocaları”nın (sofistler) ortaya çıktığı bir dönemde öğretmenliği resmi bir meslek olarak da seçmemiştir.

Onun hakkında bildiklerimiz Platon, KsenophanesAristofanes, Aristoteles, Aristoksenos gibi filozoflar tarafından anlatılan pek çok eski öyküye dayanmaktadır.

Sokrates, Atina sokaklarında gençlere felsefe anlatırken...

Sokrates, Atina sokaklarında gençlere felsefe anlatırken…

SOKRATES’İN FELSEFE ANLAYIŞI

Sokrates adının Yunan dünyasında duyulmaya başlamasının, MÖ 432 yılında patlak veren Peleponnes Savaşı’yla olduğu söylenebilir. Anaksagoras’ın öğrencisi Arkhelaos’un derslerine katılan ama sonradan insani problemlere ilgisiz olduğu gerekçesiyle doğa felsefesinden vazgeçen Sokrates, doğa filozoflarında aradığı, sadece beşeri dünya için değil fakat doğal dünya için de geçerli olacak ereksel açıklamayı bulamamıştı.

Sokrates doğa felsefesiyle ilgili hayal kırıklığının ve bu arada Atina’da özellikle moral hayat ve politik düzen bağlamında yaşanan gerileme, hatta kriz ile ilgili birtakım tespitlerin ardından tamamen etiko-politik bir felsefeye yöneldi. O otuz beş yaşından itibaren, esas olarak felsefede kendi kendisini yetiştirme yoluna girdiği, “Atinalıları uyandırıp, hayatın anlamı ve kendileri için gerçekten iyi olan üzerine düşünmeye sevk etmek” diye ifade edilebilecek misyonunu, moral reform projesini olgunlaştırmaya başlamıştır.

Gerçekten de Sokrates, hayatının bundan sonraki döneminde, kendini Atinalılarla ama özellikle de gençlerle hayatın anlamı, neyin gerçekten iyi olduğu, insanın gerçek amacının ne olması gerektiği gibi soruların belirlediği genel çerçeve içinde felsefi tartışmalar yaparak bir moral reformu gerçekleştirme çabası içinde olmuştur.

Diyalog ve felsefi tartışmalarıyla insanlara, ruhlarına özen göstermeleri gerektiğini; onların adalet, erdem, bilgelik gibi en iyi bilmeleri gereken konularda derin bir bilgisizlik içinde olduklarını gösteren Sokrates, eşsiz bir sokak filozofu resmi çizerek eleştirisini sadece Yunanlı sıradan vatandaşlara değil, aynı zamanda demokrasinin mevcut budala önderlerine de yöneltti.

Nitekim yeni demokrasinin Sokrates’in sorgulama ve eleştirisinden rahatsız olan liderleri, onu “gençleri baştan çıkarmak ve kentin tanrılarına inanmayıp yeni tanrılar icat etmek” gibi düzmece bir suçlamayla mahkemeye verdiler.

Kimsenin onu idam etmek gibi bir niyeti yoktu; Atina’nın iktidar sahipleri eleştirisinden bunaldıkları bu yaşlı ve çirkin adamı susturmak istiyorlardı. Ondan herkesin yaptığı gibi, hayatını kurtarmak için aman dilemesini beklediler. Fakat hayatı gibi ölümünü de kendisi seçen Sokrates af dilemedi, mahkemedeki savunmasında yanlış bir şey yapmadığını savunarak, bütün hayatının bir muhasebesini yaptı.

Savunmasında, şu halde, “gençleri baştan çıkarmak ve kentin tanrılarına inanmayıp yeni tanrılar icat etmek” bir yana, insanlara, Tanrının mesajı uyarınca, önce bilgisizliklerini, sonra da ilkeli yaşamaları, ruhlarına gerekli özeni göstermeleri gerektiğini göstermek amacıyla felsefe yaptığını dile getiren Sokrates’in savunması, beş yüz kişiden oluşan jüriyi tatmin etmedi ve Sokrates iki yüz yirmiye karşı iki yüz seksen oyla suçlu bulundu.

Suçlu bulunmasının ardından kendisi için bir ceza önerisi ya da talebinde bulunmadı; oysa herkesin istediği sadece bu olduğu için küçük bir para cezasıyla kurtulması mümkündü.

Çünkü kendisi için verilecek ölüm cezasına alternatif bir ceza teklifinde bulunması kendisini mahkemeye verenlerin haklı olduğunu kabul etmesi anlamına geliyordu; gerçekten de o, hemen herkesin beklentisinden farklı olarak “kendisine sadık kalmak”, “hayatını tekzip etmemek”, “kendisini ve hayatını bir bütün olarak olumlamak” adına, aman dilemeyi olduğu kadar ceza önerisinde bulunmayı da reddetti.

Alternatif bir ceza önerseydi, hayatını muhtemelen kurtaracaktı ama bu kez moral ve entelektüel olarak intihar etmiş olacaktı.

Atina yasalarına göre infaz, mahkûmiyetin hemen ardından gerçekleştirilirdi; ama bazı özel koşullardan dolayı cezanın infazı bir ay kadar gecikti.

Bu sırada görevlilerin göz yummalarından dolayı, hapishaneden kolayca kaçma şansına sahip oldu. Üstelik dostları haksız yere mahkûm edildiğini, boşu boşuna öldürülmekte olduğunu söyleyerek, kaçışını meşrulaştırmak için epeyce dil döktü.

Esas kötü olanın mahkûm edilmeyi veya ölümü gerçekten hak etmiş olmak olduğunu dile getiren Sokrates, hapishanede de aynen mahkemede davrandığı gibi davranmayı seçti.

Daha doğrusu, pek çok insanın hapishaneden kaçabildiği yerde, Sokrates kaçma imkânı bulunmasına, üstelik ona, haksız bir biçimde mahkûm edilmişse eğer, kaçmasının illegal bir davranış olsa bile, kesinlikle adaletsiz olmadığı söylenmesine rağmen, tam bir ruh dinginliği içinde ölümü bekledi. MÖ 399 yılında idam edildi.

Sokrates'in idamını sembolize eden bir görsel.

Sokrates’in idamını sembolize eden bir görsel.

SOKRATES’İN İDAMI

MÖ 399 da Sokrates, (1) devletin tapındığı tanrılara tapınmamak, onun yerine yeni ve bilinmedik dini uygulamalar ortaya atmak, (2) Atina gençliğini kötü yola sürüklemek suçlarından mahkemeye çıkarılmıştır.

Peki, Sokrates neden birdenbire kendini böyle vahim bir durumun içinde bulmuştur? Sokrates’in felsefi istidadı değişmemiş, ama Atina’nın politik gerçekleri değişmişti.

Uzun süre devam eden Peloponez Savaşı bazen “Atina’nın Vietnamı” olarak da anılır. 431’de başlayıp 404’te Atina’nın mağlubiyetiyle sonuçlanmıştı. Sokrates, Perikles dönemi Atina’sında zamanının çoğunu özgürce geçirmişti. (Perikles [MÖ 495-429] hatipliği ve liderlik vasıflarıyla şöhret kazanmış Atinalı bir devlet adamı ve generaldi.

Sömürgecileri koyarak kendi imparatorluğunu kurdu, demokrasiyi savunup destekledi ve Atina’ya “Altın Çağı” yaşatan devlet başkanı oldu.) Fakat artık ortam değişmişti. Atinalı politikacı ve General Alcibiades’in Atina’nın hasmı Sparta’nın zafer kazanmasına yardımcı olarak Atina’ya ihanet ettiği ortaya çıktı.

Pek çok Atinalı, Alcibiades’in Sokrates’in öğrencisi olduğunu bildikleri için onun kirli işlerinde mutlaka Sokrates’in de parmağı olduğu sonucuna vardılar. Üstüne üstlük, Sokrates’in arkadaşları Critias ve Charmides, Perikles döneminin demokratik Atina’sıyla bağlantısı bulunan herkesi infaz eden vahşi bir oligarşi olan Otuz Tiran‘a karışmıştı.

Sokrates için bu bir başka yardım ve yataklık suçu örneği teşkil ediyordu. Duruşmaya çıkmadan önce, Sokrates sürgüne gidebilirdi. Öte yandan, kendisini savunacak bir avukat ya da “rhetor” da tutabilirdi. Bunun yerine o, Atina toplumunun çeşitliliğinin bir fotoğrafını yansıtan 501 jüri üyesi huzurunda kendi kendini savunmayı tercih etti.

Savunmasında kendisini mahkemeye çıkaran gerçek sebeplerin politik olduğunu gözler önüne sererek kendisine yöneltilen uydurma suçlamalara meydan okudu. Ancak 221’e 280 oyla suçlu bulundu.

Sanıkların savunmalarını yapmak için sabahtan akşama kadar vakitleri vardı ve temyiz yoktu.

Bazılarının yorumuna göre, eğer Sokrates’in daha fazla zamanı olsaydı daha çok jüri üyesini kendi tarafına çekebilirdi. Oysa bu şüphelidir. Çünkü hükmün verilmesiyle cezanın kararlaştırılması safhaları arasında ikinci bir oylama yapılmış ve Sokrates daha önce kendi safında olan seksen bir kişiyi daha kaybetmiştir.

Sokrates, baldıran zehrini içerken...

Sokrates, baldıran zehrini içerken…

Mahkemenin ceza aşamasında savcı Meletus ölüm cezası önermiştir. Teamül gereği, sanık da karşı bir teklif sunmuştur. Sokrates otuz mina tutarında cüzi bir para cezası ödemeyi teklif etmiş, bu miktarın da mahkemedeki dostları tarafından toplanacağını söylemiştir.

Ardından, bunca yıl devlet için felsefe yapma hizmetinin karşılığında ödül olarak şık ve lüks bir mesken olan Prytaneum’da halkın nezdinde ağırlanması gerektiğini söylemiştir.

Bu, yüksek mevkideki generallere, olimpiyat kazananlara ve diğer önemli kişilere bahşedilen bir onurdur. Dilini tutmak ya da sürgüne gitmek seçeneklerine gelince, ikisi de düşünülemezdi. Felsefe üretmeyi bırakmayacağını, çünkü bu şekilde vazgeçip feragat göstermenin, yurttaşlarına yardımcı olmak yerine zarar verdiği konusunda mahkemeyle hemfikir olmaya eşdeğer sayılacağını söylemiştir.

Sokrates mahkemesi sırasında, felsefeyi bırakıp bırakmama konusunu değerlendirmiştir. Ve sonunda bırakamayacağına karar vermiştir, çünkü hayatının kutsal felsefi yolculuğunun iyi bir seçim olduğuna dair tanrı Apollo’nun hükmüne inanmış ve duruşması boyunca iç sesi ona hiçbir zaman görüşlerini değiştirmesini söylememiştir.

Sokrates böylece seyircilerini daha da sinirlendirmiştir. Ukalalığının yarattığı tahrikle bir oylama daha yapılmış ve bu seferki sayım 140’a 361, ölüm cezası lehine sonuçlanmıştır.

Sokrates ölüm cezasına çarptırıldıktan sonra, jüri üyelerine ölümden neden korkmadığını açıklamıştır.

Onun tarifine göre ölüm iki şeyden biridir: ya bir bilinçsizlik hali -rüya gibi bir tür uyku durumu-; ya da “ruhun bir yerden başka bir yere göçü”. Bu “başka yer”de, Homeros ve Hesiodos gibi “Dünyevi yaşantılarında doğru ve dürüst” olan “gerçek yargıçlarıyla” karşılaşacağına inanmıştır.

Bu nedenle, onun için fiziksel ölümü büyük bir kötülük olmayacaktır. Çünkü fiziksel ölümüyle yüzleşse bile, bu adımla acı çektireceği anlamına gelmemektedir.

“Sizler de jürideki beyefendiler, ölümü dört gözle ve güvenle beklemeli ve mutlak olan şu inancı zihinlerinize kazımalısınız. İyi bir insana, ne yaşamda ne ölümde, hiçbir şey zarar veremez ve insanın kaderi, kısmeti tanrılara karşı kayıtsız olmak veya olmamakla alakalı bir mesele değildir. Kendi payıma ben, beni lanetleyen ve suçlayanlara karşı, bunu yapmaktaki niyetleri böyle bir bakış açısından çok uzak olsa da hiç kin gütmüyorum; tam tersi onlar beni incittiklerini, bana zarar verdiklerini düşündükleri için böyle yapmışlardır: bu da onların kusuru, onların kendi kabahatidir. Şimdi gitme vaktimiz geldi, ben ölmeye, siz yaşamaya; ama hangimizi daha mutlu bir manzaranın beklediğini hiç kimse değil, sadece Tanrı bilir.”

Sokrates böylece durumu tersine çevirmiştir: o jüri üyelerinin ve kendisini adaletsiz bir şekilde cezalandıran o ihtiraslı savcıların göreceği zarar, kendisine verilen zarardan daha büyük olacaktır. Onu ölüm cezasına çarptıranlar, ruhlarında kötülük yapmış olmanın izlerini ebediyen taşıyacakları için çok daha fazla zarara maruz kalmış olacaklardır.

Duruşmadan yaklaşık dört hafta sonrada Sokrates hapishanede ölümle yüzleşmiştir. Kriton, Platon’un aynı isimli diyaloğunda anlattığına göre, Sokrates’i kaçmaya ikna etmek için çok uğraşmıştır, fakat o bunu reddetmiştir. Kaçışın, mahkeme kararını hükümsüz kılacağı için adaletsizlik olacağını savunmuştur. Gardiyanın getirdiği bir fincan baldıran zehrini içip hayata gözlerini yummuştur.

Baldıran insanı nasıl öldürür? Sokrates’in içtiği bir fincan baldıran (zehirli baldıran ağacından elde edilir) önce ayaklarını ve bacaklarını uyuşturup sonra yavaş yavaş bedeninin üst kısımlarına doğru çıkmıştır. Kendisine sürekli ayakta dolanmaya devam edip aşırı ısındığı takdirde zehrin daha çabuk işe yarayacağı söylenmiştir. Fakat Sokrates fincandakini içmiş, sonra oturmuş, ardından da ölmek üzere uzanmıştır.

İlgili konular:

Dış bağlantılar:

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...