Sembolik Etkileşimcilik Nedir?

felsefe Nedir

Sembolik etkileşimcilik, on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru Amerikan sosyolojisi yaklaşımı olarak bireyin davranışlarının toplumsal yönlerini araştıran ve toplumsallaşma sürecini inceleyen sosyal psikoloji alanındaki çalışmalardan etkilenerek ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

Sembolik etkileşimci bakış açısının, sosyoloji kuramının gelişiminde önemli bir rol oynayan George Herbert Mead (1863-1931) tarafından geliştirildiği ve bu bakış açısının daha sonra sembolik etkileşimcilik olarak adlandırıldığı öne sürülür.

“Mead bütün olarak toplumları çalışmaktan çok, küçük ölçekli toplumsal süreçleri çözümlemeye daha fazla önem vermiştir” (Giddens, 2000, s.592).

Toplumsallaşma, toplumsal normların içselleştirilmesidir. Başka bir deyişle, toplumun sürekliliğini sağlayan ve nesilden nesile aktarılan toplumsal normları öğrenme sürecidir.

Yapısalcılık gibi sembolik etkileşimcilik de dil ile bağlantılı olarak ortaya çıkmış, ancak Mead tarafından yapısalcılıktan farklı bir yaklaşım olarak geliştirilmiştir (Giddens, 2000, s.597). Sembolik etkileşimcilik, 1970’li yıllarda, özellikle yapısal işlevselci yaklaşım ile Amerikan sosyolojisinde egemen bir paradigma oluşturan ve T. Parsons tarafından geliştirilen toplumsal sistemler teorisine önemli bir alternatif olarak görülmüştür. Ayrıca bu yaklaşım, pozitivizmin bir eleştirisi olarak da sosyolojide önemli olmuştur.

İşlevselcilik gibi yapısalcı yaklaşımlar toplumu, toplumsal yapılar açısından çözümlemeye çalışmış, bireylerin içinde yaşadıkları toplumun yapısı tarafından şekillendiğini ileri sürmüşlerdir. Sembolik etkileşimcilik ise aktif, yaratıcı olarak gördüğü bireylere diğer yaklaşımlardan daha fazla ağırlık vermiştir (Giddens, 2000, s.597). Sembolik etkileşimci bakış açısı insanların kendi gelişimlerinde nasıl yaratıcı olduklarının anlaşılmasının önemi üzerinde durmuş, daha çok semboller ve iletişim aracılığıyla bireylerin içinde yer aldıkları gündelik yaşamdaki etkileşimlerinden, nasıl bir düzen (order) ve anlam (meaning) ürettikleri ile ilgilenmiştir.

Sembolik etkileşimcilik, yapısalcı ve sistem yaklaşımlarının sosyolojik çözümlemede ihmal ettiği insan davranışının öznel ve yorumlayıcı yönlerine önem vererek, onları ön plana çıkarmaya çalışmıştır. Sembolik etkileşimcilere göre, bireyin davranışı tamamen yapılar tarafından belirlenmemektedir. Birey, bulunduğu eylemlerde kısmen özgürlüğe ve seçme şansına sahip bulunmaktadır (Poloma, 1993, s.222). Böylece sembolik etkileşimciler, bireyin nesnel yapılar tarafından belirlenen pasif varlıklar olarak ele alınmasını reddederek onu daha özgür ve aktif bir konumda ifade etmişlerdir.

Sembolik etkileşimci bakış açısının vurguladığı en önemli öge benlik kavramıdır. Sembolik etkileşimciler, yirminci yüzyılın ilk yarısına kadar sosyal teorinin, benlik kavramını yeterli bir şekilde ele alan bir yaklaşım geliştiremediğini ve bu kavramın, sürekli göz ardı edildiğini belirtmişlerdir. Sosyal teori içinde, benliğin sıradan bir biçimde, sistemin empoze ettiği normları ve değerleri içselleştiren ve sistemin gerekliliklerine yönelik roller üstlenerek, anlamlar üreten toplumsal bir aktör olarak ele alındığını ileri sürmüşlerdir. Bu çerçevede benlik, kurumlar, ideolojiler ve kültür doğrultusunda tanımlanmış ve benliğin içerdiği zengin ögelere, çok yönlü özelliklerine, eylem ve bilincin biçimlerine çok fazla yer verilmemiştir (Swingewood, 1998, s.308).

Bu anlamda pozitivist bakış açısının karşısında yer alan bir yaklaşım olarak sembolik etkileşimcilik, benlik kavramını yaklaşımının merkezine yerleştirerek benliğin irade sahibi, aktif yönünü odak noktası olarak ele almaktadır. Bununla birlikte sembolik etkileşimci yaklaşım, doğa bilimlerindeki nedensel çözümleme yerine, toplumsal gerçekliği içeriden tanımlamaya çalışarak, bireylerin basitçe gündelik yaşamlarındaki görüşlerini, duygularını ve eylemlerini yorumlamayı amaçlamaktadır. Fakat yaklaşımının merkezine benlik tartışmasını koyması nedeniyle sembolik etkileşimciliğin, yapısalcı ve sistem yaklaşımları kadar etkili olamadığı belirtilmektedir.

Sembolik etkileşimcilik ile Max Weber sosyolojisi arasında bazı benzerlikler görülmektedir. Weber sosyolojisinde, herhangi bir eylemde bulunan bireylerin öznel durumları anlaşılmadan, bireysel eylemlerin nedensel açıklamasının yapılamayacağını ileri sürmektedir. Sembolik etkileşimciler ise sosyolojik çözümlemelerde yer alan nedensel açıklamaları reddetmemekle birlikte, nedensel ilişkilerin kurulmasını, sosyologların çalışmalarının önemli bir bölümü olarak görmezler. Sembolik etkileşimciler, pozitivistler için önemli olan istatistiksel bilginin de insan davranışlarının iç yüzünün kavranmasını sağlayacak pek fazla bir katkı sağlamadığını belirtmektedirler. Çünkü sembolik etkileşimciler, insan davranışlarının geniş anlamda, insanların kendilerini çevreleyen dünyayı yorumlamada ve kendi yaşamlarını anlamlandırmada ya da yaşamlarına anlam vermede kullandıkları birtakım içsel süreçler tarafından yönetildiğini kabul etmektedirler.

Ayrıca Weber, pozitivist yaklaşımdan farklı olarak toplumsal eylemi, sosyolojinin çalışma nesnesi olarak kabul etmekte ve onu sosyolojik çözümlemenin odağına yerleştirmektedir. Weber, insanı düşünebilme yetisine sahip olan, toplumsal yaşamda başkalarının düşüncelerini ve tepkilerini hesaba katarak hareket eden kültürel bir varlık olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle Weber’e göre insan eylemi ‘toplumsaldır’ ve toplumsal eylem, bilimsel olarak açıklanmadan önce, bireylerin eylemlerine yükledikleri anlamların yorumlanması gerekmektedir. Bu bağlamda Weber, bir eylemin altında yatan anlamın anlaşılmasının, nedensel açıklama yapmayı mümkün kıldığını ileri sürmektedir. Böylece Weber’in, hem makro hem de mikro ölçekli etkileşimler ve toplumsal değişimlerle uğraştığı görülmektedir.

Sembolik etkileşimci yaklaşım tarafından toplumsal eylem, bireylerin bu eylemlere yükledikleri anlamlar bağlamında ele alınmaktadır. Toplumsal eylemin bu şekilde açıklanması, M. Weber’in yaklaşımı ile benzerlik göstermektedir. Fakat sembolik etkileşimcilik, makro ölçekte toplumsal değişimin açıklanmasından daha çok, mikro ölçekte etkileşim durumları ile ilgilenmektedir ve bu yönüyle M. Weber’in yaklaşımından ayrılmaktadır (Haralambos ve Holborn, 1995, s.891).

Sembolik etkileşimciler, bireyin eyleminin, toplumsal bir uyarana karşı doğrudan bir tepki olarak ele alınmasını eleştirmektedirler. Bireyler toplumsal olmaları nedeniyle, nesnel uyaranlara doğrudan tepki vermeden onları tanımlamakta ve yorumlamaktadırlar. Bu nedenle sembolik etkileşimcilere göre, toplumsal aktörlerin bu nesnel uyaranları öznel bir biçimde tanımlaması ya da yorumlamasının ele alınması gerekmektedir (Poloma, 1993, s.222).

Sembolik etkileşimci yaklaşım, insanın toplumsal etkileşiminin doğası üzerinde durmaktadır. Bu bağlamda, toplumsal aktörler arasında sembolik iletişim süreci olarak benlik ve toplum ilişkisini çalışmaktadır. Bu yaklaşıma göre, insanlar birbirleriyle etkileşim hâlindedirler ve toplum etkileşim hâlindeki bu insanlardan oluşmaktadır. Toplumsal etkileşimin sonucu olarak bireylerin sürekli değiştiği ve bu etkileşime bağlı olarak toplumun da değiştiği vurgulanmaktadır. Sembolik etkileşimci bakış açısının, toplumsallaşma, iletişim, rol ve eylemin çözümlenmesine önemli katkılar sağladığı kabul edilmektedir.

William Isaac Thomas (1863-1947) ve Charles Horton Cooley (1864-1929) erken dönem etkileşimci bakış açısının oluşumu sürecinde önemli katkılarda bulunmuşlardır. George Herbert Mead ise yukarıda da belirtildiği gibi, sembolik etkileşimciliğin kurucusu olarak kabul edilmektedir. Mead’in ardından öğrencisi Herbert Blumer (1900-1987) sembolik etkileşimciliğe önemli katkılarda bulunmuştur.

Mead, çalışmalarında Cooley’nin yaklaşımından etkilenmiş, onun ayna benlik (looking-glass self) kavramını geliştirmiştir. Bu anlamda Mead benlik kavramını, toplumsal bir fenomen olarak ele almıştır. Toplumsal benliğin, diğerleriyle toplumsal etkileşim süreci aracılığıyla ortaya çıktığını belirtmiştir. Etkileşimin en önemli ögeleri olan semboller ve anlamlar, toplumsal yaşamın temellerini oluşturmaktadır. Blumer’ın çalışmaları ise büyük ölçüde Mead’in düşüncelerinden etkilenmiştir. Blumer, sembolik etkileşime yönelik kuramsal yaklaşımını Mead’in sosyal psikoloji anlayışı çerçevesinde geliştirmiştir.

Konu Başlıkları

Konu Başlıkları

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*