Benlik Teorisi Nedir?

felsefe Nedir

Yirminci yüzyılın başında, Amerikan psikolojisi ve sosyolojisinde egemen olan bakış açısı, benliğin ve bilincin, mekanik ve pasif olarak ele alınması olmuştur.

Mead bu bakış açısından ayrılan bir yaklaşımla benlik kavramını toplumsal bir fenomen olarak geliştirmiştir. Toplumsal benlik, başkalarının düşüncelerine verilen tepkinin bir sonucu olarak yansıtıcı ve düşünümsel olarak ortaya çıkmaktadır.

Bununla birlikte Mead, benliğin kökenleri üzerinde durmuş ve bu kökenleri dışsal yönler olarak benliğin pratik toplumsal deneyimlerinde ve içsel yönler olarak benliğin bilinçli deneyimlerinde aramıştır. İnsan, ancak içinde yaşadığı ortama uyarak ve onu kontrol etmeye yönelik bir mücadele içinde yer alarak kendi benliğini oluşturmaktadır (Swingewood, 1998, s.310).

Mead’e göre benlik, ancak bireyin kendisine dışarıdan bir nesne olarak bakabilmesi ile gelişmektedir. Bunu yapabilmek için bireyin, kendisini diğerlerinin bakış açısından gözlemleyebilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, benliğin gelişiminin kaynağı, bir diğerinin rolünü alma yeteneğinde yatmaktadır.

Benlik, bireyin diğerleriyle etkileşimi aracılığıyla ortaya çıkmaktadır.

Mead’in yaklaşımının temelini, hayvanların davranışı ile insanların davranışı arasında bulunan farklılık oluşturmaktadır. Hayvanların davranışları tepkisel olarak görülürken, insanların davranışları eylemsel olmaktadır. İnsan davranışı inançların, fikirlerin, ilkelerin oluşturduğu değerler tarafından yönlendirilmekte ve bu özelliği ile hayvanların davranışından ayrılmaktadır.

İnsanlar için belirli anlamlar yüklenen bu değerler, insanların sahip olduğu iki unsura bağlı olarak gelişmektedir: Bilinç ve öz bilinç. Bu nedenle bu iki öge, insanın toplumsal davranışının temelinin anlaşılmasında önem taşımaktadır.

1. Bilinç (conscious), düşünebilme yeteneğini ve içinde bulunduğumuz dünyanın farkında olmayı içermektedir. Mead’in yaklaşımına göre, benlik bilincinin oluşumu ve gelişimi, insan olma sürecinin temel bir parçasıdır. Düşünme ile eylem, insan toplumunun kurulması için temel sağlamaktadır. Kendi benliğinin farkında olmadan birey, diğerlerinin eylemlerine, tepki ya da eylem yöneltemez. Ancak benlik kavramının kazanılması ile birey, kendi rolünü alabilmektedir. Mead’in bakış açısında düşünme süreci, basitçe bir “iç konuşma” olduğu için düşünme bu yolla mümkün olmaktadır. Böylece bireyler, benliklerinin farkına varmadıkları sürece düşünme gerçekleşmemektedir (Livesey, 2009; Haralambos ve Holborn, 1995, s.892).

2. Öz bilinç (self-conscious), tek ve eşsiz olan kendi varlığımızın farkında olmayı ifade etmektedir. Öz bilincin oluşmasıyla, insanlar düşünme ve müzakere ile kendilerinin eylemlerini yönetebilmektedirler. Kendileri için amaçlar belirleyebilmekte, gelecek eylemlerini planlayabilmekte ve eylemin alternatif yönlerinin sonuçlarını göz önünde bulundurabilmektedirler. Kendi benliklerinin farkında olmalarıyla bireyler, kendilerini diğerlerinin onları gördüğü gibi görebilmektedirler. Diğerlerinin rollerini aldıkları zaman, kendilerini diğerlerinin bakış açısından gözlemlemekte ve diğerlerinin kendilerini nasıl gördüklerinin farkında olmaktadırlar (Livesey, 2009; Haralambos ve Holborn, 1995, s.892).

Benlik bilinci, bireyin kendisinin diğerlerinden bağımsız, toplumsal kimliğinin farkında olmasını ifade etmektedir. İnsanlar benlik bilinciyle doğmazlar ancak toplumsallaşma sürecinin ilk aşamalarının bir sonucu olarak benlikleri hakkında bir farkındalık edinirler. Bu anlamda dilin öğrenilmesi, çocuğun kendi benliğinin farkına varma sürecinde çok önemli bir yer tutmaktadır.

Benlik, bireyin toplumsal süreç içerisinde diğerlerinin rollerini alması ile gelişmektedir.

Mead’in benlik teorisine göre, birey kendi deneyimleri ve kendi yaşamı için bir toplumsal nesne hâline geldiğinde, benliği de davranışları yoluyla oluşmaya başlamaktadır. Birey, davranışları yoluyla belirli roller oynamaktadır. Başka bir deyişle, başkalarının kendisinden beklediğini düşündüğü davranış biçimine göre eylemde bulunmaktadır (Tolan, 1983, s.48). Böylece benlik, bireyin davranışlarının temelini oluşturmaktadır. Mead’in insan zihninin nasıl çalıştığını yorumlaması, onun yaklaşımının oluşmasında temel bir öge olarak yer almaktadır. Mead’e göre, bireyin sahip olduğu zihin, insana özgü, onu diğer tüm canlılardan ayıran eşsiz, benzersiz bir özelliktir ve insanın eylemsel davranışı sahip olduğu zihne dayanmaktadır. Benliğin de sembolik düşünebilme yeteneği sağlayan zihin sayesinde oluştuğu belirtilmektedir. Mead’a göre bu zihinsel mekanizma insana bazı yetenekler sağlamaktadır:

  • Bilinçli olarak plan yapabilme ve davranışlarını içinde bulunduğu duruma ya da kendisinin önceden belirlemiş olduğu amaçlara uygun bir şekilde uyarlama yeteneği sağlamaktadır.
  • Geniş çeşitliliğe sahip semboller aracılığıyla (Dil, bu sembollerden en önemlisi olarak kabul edilmektedir.) başkaları ile iletişim kurabilme ve iletişim sürecinde söylenenin altında yatan ya da ima edilenin anlamını yorumlayabilme yeteneği sağlamaktadır.
  • Öz bilince sahip olma, başka bir deyişle, sadece bireyin kendi duygularının ve düşüncelerinin, daha da önemlisi kendi varlığının bilincinde olmasını değil, aynı zamanda başkalarının da varlığının, duygularının farkında olmasını sağlamaktadır. Bununla birlikte zihin, bireyin başkalarının rolünü alabilme ve başkalarının belirli bir hareket ya da durumu nasıl yorumlayabileceklerini tahmin edebilme, hatta başkalarına nasıl göründüğünü tasarlayabilme yeteneğine sahip olmasını sağlamaktadır. Bu nedenle hepimizin bir benlik ve bir de benlik imgesi bulunmaktadır (Slattery, 1991, s. 192).

Mead’e göre bu kapasite, insana davranışları ve çevresi üzerinde, belirli bir ölçüde kontrol sağlama gücü vermektedir. Bu nedenle Mead, insan davranışlarının içgüdülerle ya da dışsal toplumsal güçler tarafından önceden belirlenmiş olmadığını ileri sürmektedir. Aksine, insanların düşünebilen, bilinçli varlıklar olarak geniş çeşitlilik içinde amaçlar belirlediğini ve bu amaçlara ulaşmaya çalıştıklarını ifade etmektedir. Bununla beraber insanları, belirli bir düzen ve toplumsal yapılar üretmek için birbiri ile etkileşime girebilme yeteneğine sahip varlıklar olarak tanımlamaktadır. Böylece insanlık, zihin ve benlik aracılığıyla, akıl yürütme ve düşünme yeteneğine sahip olmaktadır. Mead’e göre, zihin ve benlik gündelik yaşamın toplumsal bir ürünüdür. Toplum, zihin ve benlik olmadan var olamaz. Toplumun en önemli özelliği, toplumun üyelerinin başka bir deyişle bireylerin zihinlerinin ve benliklerinin olmasını ön koşul olarak gerektirmesidir. Mead, benliği ayrıntılı bir şekilde incelemiş ve onun iki önemli ögesini çözümlemiştir: bu ögeler, benliğin sembolik iletişim biçimleri geliştirmesine yönelik olan düşünümsel (self-reflection) doğası ve yeteneğidir. Ayrıca benlik, “bireyin kendisi toplumsal bir yapıya, toplumsal bir düzene ait” olduğu için, ancak toplumsal gruplar açısından söz konusu olmaktadır (Mead, 1934 s.1-7 aktaran Swingewood, 1998, s.311).

Benliğin toplumsal gelişimi ikili bir sürece dayanmaktadır. Bunlar uzlaşma (negotiation) ve yorumlamadır (interpretation). Bireyin özgür olarak kendi seçimlerini ya da kısmen kendini zorunlu hissetmesi sonucunda, kendisinin oluşturarak dâhil olduğu ilişkiler, görece esnek kurallar sağlamaktadır. Bireyler de bu kurallar konusunda başkaları ile uzlaşma içinde bulunmaktadırlar (Livesey, 2009). Bu bağlamda, uzlaşma düşüncesinin, geniş anlamda yorumlanması gerekmektedir. Çünkü birey birçok defa değiştirilmesi imkânsız olmasa da çok zor olan, kuralları önceden oluşturulmuş ilişkilere girmektedir. Örneğin, 6 yaşında okula başlayan çocuğun kendi seçimi söz konusu olmamaktadır. Öğrenci rolü büyük ölçüde belirlenmiştir. Öğretmenle olan ilişki de daha önce oluşturulmuş kurallar tarafından belirlendiği için uzlaşmaya dayalı değildir. Buna rağmen, böyle bir ortamda bile ilişkiler uzlaşılabilir olmaktadır. Öğrenci, öğretmenlerden bazıları ile iyi, bazıları ile kötü ilişkiler geliştirebilmektedir. Ayrıca, çocuğun öğrencilik rolünü nasıl oynayacağını tercih etmesi de uzlaşmayı etkilemektedir. Kısaca Mead’e göre, insanların benlikleri doğuştan olmadığı için, her ne kadar herkesin benlik geliştirebilmesini sağlayan biyolojik ve genetik bir kapasitesi olsa da benlik toplumsal olarak oluşturulmakta ve geliştirilmektedir (Livesey, 2009).

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*