Pozitivizm (Olguculuk) Nedir, Ne Demektir?

Pozitivizm modern bilimi temel alan bilim dışı her türlü spekülasyonu reddeden bir felsefe akımıdır. Olgularla desteklenen ya da olgularla ilgili verilere dayanan bilginin tek sağlam bilgi türü olduğu görüşe pozitivizm denir. Bu felsefi görüşe göre, dış dünyayı yalnızca duyu deneyi yoluyla bilebiliriz. İnsan için önemli olan olguları ve bunlar arasında var olan değişmez ilişkileri araştırmak ve ortaya koymaktır. Pozitivizm terimini ilk kullanan kişi, Sosyolog Saint Simon’dur. Bu anlayışı geliştirip sistemleştiren kişi ise Sosyolog Auguste Comte’tur.

Rönesans’la başlayan ve 18. yy Aydınlanma Çağı ile devam eden süreç 19. yy. da pozitivizmi ortaya çıkarmıştır. İnsan bu çağda kalıplardan kurtulmuş, aklın özgürleşme yolu açılmıştır. Bu anlayışa göre akıl doğanın işleyiş yasalarını bulmakla yükümlüdür. Pozitivizmin ilk temsilcisi Saint Simon (Sen Simon, 1760-1825) olup bu düşünceyi sistemli bir felsefe haline getiren Auguste Comte (Ogüst Komt) olmuştur.

Genel çizgileriyle pozitivizm, deney konusu edilebilecek olgularla ilgili, yani en geniş anlamıyla bilimsel bilginin sağlam bilgi olduğunu vurgular. Bunun dışında, olguların çoğu mantık ve matematik gibi bilgi türlerinin varlığını kabul eder; ama bunların içeriksiz olduğunu ileri sürerler. Pozitivistlerin, en temel özelliği ise geleneksel felsefe görüşlerini, olumsuz bir anlam yüküyle “metafizik” olarak niteleyerek karşı çıkmasıdır. Comte, alan bu yana “metafizik” nitelemesi insanlığın geride bıraktığı bir aşamayla ilgili, gerçekliğini yitirmiş, yerini pozitif bilimlere bırakmış bir bilgi türünü çağrıştırır.

Comte’a göre insanlık tarihinin üç aşamalı zihinsel gelişiminde her aşama bir öncekine göre daha ileri ve gelişmiştir. İnsanlık başlangıçta açıklamaların doğa ötesi göçlere göre yapıldığı dinsel bir aşamadır. İzleyen metafizik aşamada açıklamalar gene olgulardan uzak bazı kavramlara dayandırılır. Üçüncü aşamada ise, insanlar doğru bilginin gerektirdiği gibi, açıklamak istedikleri olguları gene bu olgulardan elde ettikleri verilere dayandırmayı öğrenirler; işte bu sonuncusu pozitivizmin hüküm sürdüğü pozitif aşamadır. Comte bu süreci bir insanın çocukluktan yetişkinliği geçiş aşamalarına benzetir.

Olguculuk tarihsel olarak, Avrupa’da Aydınlanma’nın ve Yeni Çağ bilimlerindeki önemli gelişmelerin bir sonucudur. Comte’un asıl amacı, toplum olaylarını bilimsel yönetmelerle inceleyerek topluma yeni bir şekil, yeni bir yön vermektir. Bunun için sosyolojiyi bilim olarak kurmuştur. Sosyolojiye fizik ve matematiğin yöntemlerini uygulamaya çalışmıştır. Bu bakımdan pozitivizm, deneyci felsefenin bir türüdür. Comte, fiziğin yöntemi ile olgular dünyasının doğru olarak bilmenin mümkün olduğuna inanır. Olguların bilgisi olayların özünü ve gerçek nedenini vermez. Ama olayları idare eden kanunları verir. Bu kanunlarla,gelecek hakkında öngörüde bulunuruz. Comte’a göre bilim olgulara dayanmalıdır. İnsan kafasının soyutlanmalarından doğmuş olan metafizik, deney ve bundan ötürü de bilgi alanımızın dışındadır, nesnelerin kendilikleri de bilinemez.

Pozitivizm, olguculuk iki felsefi düşünceye verilen addır. Her iki düşüncenin de teoloji ve metafizik içermeyen, sadece fiziksel veya maddi dünyanın gerçeklerine dayanan bilim anlayışı vardır. Daha eski olan pozitivizm Auguste Comte’un 19. yy. da ortaya attığı düşüncedir. Daha yeni olan mantıksal pozitivizm 1920’de Viyana Çevresi tarafından kurulmuştur. Yapısal antrolopologlar Edmund Leach 1966 Henry Myers derslerinde pozitivizmi şu şekilde tanımlamıştır:

Pozitivizm ciddi bilimsel sorgunun, bir dış kaynaktan gelen nihai sebepleri aramayan ama direkt gözleme açık olan gerçekler arasındaki ilişkilerle sınırlı olmasını söyleyen görüştür. Pozitivizm aynı zamanda hukuki pozitivizm adı verilen hukuk görüşünün de ismidir. Doğa yasalarına ters olarak hukuki sistemlerin evrimsel yollarla bağımsız olarak tanımlanabileceğini öne sürer. Hukuki pozitivizm, bazen kanunlara içeriği ne olursa olsun uyulmalıdır şeklinde de anlaşılmıştır. Carlos Nino bu iki anlayışın ilkine ’metodolojik’ ikincisine ise ’ideolojik’ ismini vererek ayırmış ve sadece ilkinin felsefi olarak savunulabilir olduğunu öne sürmüştür. Felsefede olgularla desteklenen ya da olgularla ilgili verilere dayanan bilginin tek sağlam bilgi türü olduğu görüşüdür. Genel çizgileriyle Olguculuk, deney konusu edilebilecek olgularla ilgili, yani en geniş anlamıyla bilimsel bilginin sağlam bilgi olduğunu vurgular.

Bilinebilir olanın ve insan için olumlu olanın, doğru olanın sadece olgular olduğunu varsayan akım. İngiliz düşünürü Hume’la Alman düşünürü Kant’ın temellerini attığı ve 19. yüzyılda Fransız düşünürü Auguste Comte’un biçimlendirdiği bu akım, yaşadığımız çağın çeşitli nedenlerle nesnel gerçeklikten kaçmak isteyen çok büyük bir bölümünü etkilemiştir. 20. yüzyılın bütün idealistleri doğrudan ya da dolaylı olarak bu akımla ilişkilidir. Pek çok aldatıcı yanlar taşır. Bilimcilik savına rağmen bilimdışıdır, metafiziği yadsımasına rağmen, idealizme karşı çıkmasına rağmen idealisttir, tanrı anlayışını çürütmesine rağmen din önericisidir, tarafsızlık savına rağmen taraflıdır, üçüncü bir yöntem meydana koyma savına rağmen ikinci yöntemi izler.

Fransız düşünürü Auguste Comte’a (1798-1857) göre, bilim, olgulara dayanmalıdır. İnsan kafasının soyutlamalarından doğmuş olan metafizik, deney ve bilgi alanımızın dışındadır, nesnelerin kendilikleri (kökeni, nedeni, asıl yapısı, özü N.) de bilinemez. Bilim, bu gerçekdışıyla bu bilinemezliğin arasındaki alanda, sadece duyumlarımızla algıladığımız deney ve gözlemlerin konusu olan olgularla uğraşabilir. Daha açık bir deyişle, gözlerimizin önünde olup biten olgular ne ruh ne de özdekle açıklanamazlar, ancak başka olgularla açıklanabilirler.

Çevresinde olup bitenleri açıklamaya uğraşan insan düşüncesi, tarih boyunca üç hal geçirmiştir (üç hal yasası). Teolojik olan birinci halde insan, olayları, kendi iradesine benzeyen üstün iradelerin yönettiğini sanmış ve dinsel bir üstünlük anlayışıyla açıklamaya çalışmıştı. Sonra, bu üstün iradeleri soyutlayarak, kendine benzeyen tanrıların yerine bu soyut kavramları koydu. Olayları, gerçek sandığı bu soyut kavramlarla açıklamaya çalışarak metafizik olan ikinci hale ulaştı. Şimdiyse olayları, deney ve gözlemlere dayanan başka olaylarla açıklayarak pozitif, olumlu ve bilimci hale ulaşmış bulunmaktadır. Doğru olan da budur. Bilim, tarih boyunca boşuna tartışılmış olan spiritualizmle (ruhçuluk) materyalizmin (maddecilik=özdekçilik), bu iki bilinemezin, her ikisine de sırt çevirerek, bu üçüncü yolda yürümeli ve sadece gözleriyle görüp elleriyle tutabildiği olguları incelemekle yetinmelidir. Ruhçuluk kadar maddecilik de metafiziktir, fizikse elbette metafizikle açıklanamaz. Metafiziğin yerine bilimi koymak gerekir. Bilim de insanlıkla beraber, evrimi içinde bu üç hali geçirmiştir (teolojik, metafizik, pozitif). Her bilim, kendi özelliklerini ekleyerek kendinden önceki bütün bilimleri kapsar. Bilimler böylece sıralanır ve sınıflandırılır. İlk bilim aritmetiktir, sonra onu kapsamış olarak geometri gelir, daha sonra her ikisini de kapsayan mekanik oluşmuştur. Bunların üstünde tümel bilim olan matematik yükselir. Sonra ve sırasıyla astronomi, fizik, kimya, biyoloji ve merdivenin en tepesinde de bütün bunları kapsayan sosyoloji yerleşir.

Bilimler, yalın oldukları oranda pozitif kalmışlardır. Nitekim bilimlerin en yalını olan matematik yüzyıllardan beri ilk biçimiyle sürüp gelmiş ve “üç kere üçün on etmesi için Tanrı’ya yalvaracak hiç bir sağduyulu kişi çıkmamıştır” Buna karşı astronomi, karmaşıklığı yüzünden, üç halin üçünü de geçirmiştir. En karmaşık bilim olan sosyoloji ise henüz metafizik çağını aşamamış durumdadır, onu pozitif hale olguculuk getirecektir. “Tarihsel olaylar, biyolojik olaylardaki zorunluluğun aynı olan bir zorunlulukla birbirlerini doğururlar”. Pozitif bilimden (müspet ilim, olgucu bilim) başka bilim yoktur. İnsanlığa hiçbir insanüstü varlığa dayanmayan ve insan sevgisinden doğan yeni bir insanlık dini gereklidir. Bu din, pozitif nedenlerin üstüne kurulmalı, teolojiye olduğu kadar metafiziğe de sırt çevirmelidir. İnsanlık dini, nereden geldiğimizi ve nereye gideceğimizi düşünmeden, kısa hayatımızı daha yaşanılır bir hale (pozitif hale) koyacaktır. Buysa birbirimizi sevmekle, birbirimiz için yaşamakla gerçekleşecektir. “İnsanlığı, bir insanı sevdiğiniz gibi seviniz…

Olguculuğun kaynakları Hume (1711-1776) Kant (1724-1804) ve Condillac’tır (1715-1780) Olguculuk, olguları, Condillac’tan gelen duyumculuğa uygun olarak duyumlara indirger. Hume’la birlikte nesnel gerçekliği yadsır. Kant’a uygun olarak da spiritualzim ve materyalizmin insan usuyla kavranamayacağını, bilinemeyeceğini savunur.

Olguculuk, bilimciliği savunduğu halde bilinemezcidir (agnostisizm), nesnel gerçekliği yadsıyarak bilgiyi insan bilincine indirgemekle idealisttir (idealizm), bilinen evrenin ötesinde üstün bir varlığın yaşayıp yaşamadığının kesinlikle ileri sürülemeyeceğini savunmakla ruhçudur (spiritualizm), felsefenin temel sorununa ne özdekçilik, ne de ruhçulukla karşılık verilemeyeceğini savunmakla üçüncü felsefeyi gerçekleştirmek iddiasındadır, felsefenin temel sorununu ortadan kaldırmakla bizzat felsefeyi yadsımaktadır…

Olguculuk, İngiltere’de John Stuart Mill’le (1806-1873), Herbert Spencer (1820-1903); Fransa’da Emile Littre, Ernest Renan, Hyppolite Taine, J.H. von Kirchmann, Erns Las; 19. yüzyıldan sonra da mahizim, ampiriokritisizm ve pragmatizm öğretilerince gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.

Olguculuk, bilimci geçindiği halde, gerçeği bilinemez saymakla, bilime karşı çıkmaktadır. Oysa bilim, örneğin bir kauçuk yapabiliyorsa, bunun nedeni kauçuğu “kendiliğinde şey”olarak bilmesi ve tanımasıdır. “Pozitivistler ne materyalist ne idealist olduklarını, fakat ampirik (deneysel N.) olay ve olguları incelemekle yetindiklerini, bilim adamı olduklarını söylerler. Oysa bu sözler idealizmle aynı kapıya çıkmaktadır. Pozitivistler felsefenin temel problemine yan çizip, bunun bilim tarafından çözülemeyeceğini söylemekle maddi alemden kopmakta, eşdeyişle, öznel idealizmi gerçekleştirmektedir”. Nitekim olguculuk da, sonunda, açık ya da gizli idealizmin zorunlu sonucu olan öğütçülüğe varmakta, insanlık dini idealizmiyle sevgiler, saygılar öğütlemektedir.

Ayrıca bakınız:

– Auguste Comte ve Pozitivizm

Derleyen:
 Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

1 Comment

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*