Felsefe hakkında her şey…

Ockhamlı William (Guillelmus De Ockham)’ın Bilgi Felsefesi

10.11.2019

Yaklaşık 1300-1350 yılları arasında yaşamış olan Ockhamlı William, Orta Çağ düşüncesinde, sadece nesnelerin gerçek varlığını kabul ettiği, bilgiyi deneyle başlattığı, felsefe ile tanrıbilim alanlarının nesnelerinin birbirinden farklı olduğunu söylediği için, önemli sayılabilecek bir dönüm noktasını gerçekleştirmiştir. Dilin, düşünme ve varolanla ne türden ilişkileri olduğunu da araştıran Ockhamlı William bu nedenle mantık, mantığın işleyişi ve bilginin neliği konusuyla çokça ilgilenmiştir.

Ockhamlı William araştırmasına bilgi felsefesiyle ilgisinde ilkin bilginin neliğine, ikinci olarak bilginin konusuna, üçüncü olarak bunlarla ilgili ne tür sonuçlar çıkabileceğine ve son olarak doğa biliminin neliğine bakarak başlıyor (William: 1990, 3).

Ockhamlı William’a göre bilgi ruhtadır; bilgi ruhun çeşitli nitelikleri ile formlarının bir toplamıdır (William: 1990,3). Ockhamlı William burada sadece insan bilgisi hakkında konuştuğunu söyler, bunu da şu şekilde gösterir: Birinci olarak, bilgi, bir alışkanlık (habitus) olarak bir niteliktir, tıpkı bilgi edimi gibi. Yani, bilgi de bilgi edimi de birer niteliktir, bu nedenle, bilgi alışkanlık olarak bir niteliktir. Ona göre büyük öncül olan bilginin alışkanlık olarak bir nitelik olduğu kabulü açıktır, burada açık olmayan küçük öncüldür, bu nedenle, Ockhamlı William küçük öncül olan bilgi ediminin alışkanlık olarak bir nitelik olduğu kabulünü kanıtlamaya girişir: Birbirleriyle çelişen ifadelerden bir şeyin doğruluğu hakkında bilgi edinmek imkansızdır. Bunun yanında, ruh daha önce hiç düşünmediği bir şeyi düşünebilir. Böylece ruh daha önce sahip olmadığı bir şeye sahip olur; bu şey ya bir düşünme edimidir ya da irade türünden bir şeydir. Düşünme edimi ve irade birer nitelik olduklarından, bilgi alışkanlığı da bu tür bir niteliktir veya bu tür niteliklerin bir toplamıdır. Bu şekilde düşünen biri, daha önce sahip olmadığı bir şeye sahiptir artık. Bu şey sadece bir alışkanlık olabilir. Bu nedenle alışkanlık, ruhun bir konusu olarak, ruhtadır. Bir nitelik ruhta, yalnızca ruhun bir konusu olarak bulunabildiğinden, alışkanlık bir niteliktir. Yani, bilgi alışkanlığı ruhta bulunan bir niteliktir (William; 990,4).

İkinci olarak, bilgi teriminin birbirinden farklı pek çok anlamı vardır ve bunlardan biri diğerinin altına sokulamaz (William:l990, 4). Şöyle ki, birinci anlamıyla bilgi, doğru olan bir şeyi kesin olarak kavrayıştır. Bu anlamda bazı hakikatler güvenle bilinir. Örneğin, Roma’yı hiç görmemiş olsak da, Roma’nın büyük bir kent olduğunu bildiğimizi söylediğimizde ya da şu kişinin babam, diğerinin de annem olduğunu bildiğimi söylediğimde, “açıkça” bilme söz konusu değildir, ama bu tür şeylerde herhangi bir şüphe duymadan taraf oluruz; bize bunları bildiğimiz söylenir (William: 1990, 4). İkinci anlamıyla bilgi, “apaçık bilme” anlamındadır. Bu durumda söz konusu olan başkalarının söylediklerini bilme değil, bilenin kendi etkinliğiyle bir şeyi bilmesidir. Ockhamh William’ın verdiği örneğe göre söz konusu olan, birinin kimse ona duvarın beyaz olduğunu söylemese de, o kişinin duvarın beyazlığını görerek bilmesidir (William: 1990, 5).

Üçüncü anlamıyla bilgi, zorunlu bazı hakikatlerin apaçık bilgisidir. Bu durumda bilme nesneleri, ilk ilkeler ve bunlardan çıkarılan sonuçlar anlamında olanaklı olgulardır. Dördüncü anlamıyla bilgi, zorunlu öncüllerin apaçık bilgisi ve akıl yürütmenin yol açtığı zorunlu bazı hakikatlerin apaçık bilgisidir. Bir başka ayrıma göre bilgi, bazen sonucu apaçık bilme, bazen de bir bütün olarak tanıtlamayı apaçık bilme anlamına gelir (William: 1990, 5).

Diğer bir ayrıma göre ise bilgi, bazen sayısal olarak tek bir alışkanlık diye ele alınır; bu anlamda birbirinden ayrı pek çok alışkanlık söz konusu değildir. Bazen de bilgi pek çok alışkanlığın toplamı olarak ele alınır. Bu haliyle bilgi, bilim anlamındadır. Bu anlamda bir bilim bütünün parçalarını, ilk ilkelerini, sonuçlarını; terimleri, yanlışları reddetmeyi içerir. Bu nedenle metafizik ve doğa felsefesi birer bilimdir (William: 1990, 5-6).

Ne metafizik ne doğa felsefesi ne de matematik sayısal olarak tektir, bunlar bilginin parçalarıdır. Buna karşılık bu beyazlık, bu ısı, bu adam, bu eşek sayısal olarak tektir diye kabul edilir. Ockhamlı William metafiziğin ve doğa biliminin sayısal olarak tek olmadığını şöyle kanıtlar: Metafizik pek çok sonucu içerir. Örneğin, bir kişi tek bir sonucu bilir, ama aynı kişi aynı anda diğer bir sonuçla ilgili olarak yanılgıya düşebilir. çünkü deneyimlerin de gösterdiği gibi, bir kişi aynı anda birden fazla sonuca dikkat etmeye çalışırken yanılır; o, aslında ilkin bir sonucu, bundan sonra da başka bir sonucu öğrenir: A sonucu hakkındaki yanlışla A’nın bilimsel bilgisi biçimsel olarak birbiriyle çelişir, ama A’ya ilişkin yanlış ve B’ye ilişkin bilimsel bilgi biçimselolarak birbiriyle çelişmez. Çünkü bunlar eşzamanlı olarak bir arada ortaya çıkabilirler. Bu nedenle A’ya ilişkin bilimsel bilgi kavramıyla B’ye ilişkin bilimsel bilgi kavramı aynı şeye işaret etmez, çünkü şeylerin kavramları aynı olsaydı, o zaman bir şeyle biçimsel olarak çelişen herhangi bir şey yine biçimsel olarak başka bir şeyle çelişen herhangi bir şeyle aynı olurdu, ama bilginin bu tür parçalarının kavramları ne tektir ne de birbiriyle aynıdır. O zaman bunların madde ve biçim olarak birbiriyle ilgili şeyler olmadığı açıktır (William: 1990, 6).

Metafizik ve doğa felsefesi hem ilk ilkeleri hem de sonuçları kapsar. ilk ilkelerle sonuçlar eşanlamlı değillerdir. ilk ilkeler, sonuçlardan daha mükemmeldir, buna karşın bir ve aynı şey kendisinden daha mükemmel değildir. İkinci olarak, ilk ilkenin bilgisi sonucun nedenidir, ama bir ve aynı şey kendi kendisinin nedeni değildir. Ockhamlı William bu noktada metafiziğin sayısal olarak tek bir bilginin parçası olduğunun söylenemeyeceğini yineler. Aynı şey doğa felsefesi için de geçerlidir. Doğa felsefesi pek çok alışkanlığın bir toplamıdır zaten. Bir.şehir, bir ulus, pek çok insanı ve atı kapsayan bir ordu ve diğer zorunlu şeylerle bir krallık, bir üniversite, dünya, sayısal olarak tektir (William: 1990, 7).

İkinci sonuç bunu izler: Bilginin parçalarından herhangi biri iki nedene sahiptir. Herhangi bilimsel bilgi de bu iki nedene sahip olacaktır. Bunlar, yeter ve ereksel nedendir. Bir şey, birden fazla heterojen şeyin toplamıdır, bu parçalardan hiçbiri bir diğerinin maddi ilkesi değildir. Bunlardan hiçbirisinin maddesi yoktur ve bunların bir bütün olarak toplanmaları durumunda da yine bu bütünün bir maddeye sahip olmadığını söyleriz. Bu nedenle, pek çok alışkanlığın bir toplamı olan bilginin de maddeye ve biçimsel nedene sahip olmadığını söyleriz (William: 1990, 7).

Rengin, görmenin maddesi olduğu, yine rengin algılamanın ve duyumsamanın maddi nedeni olduğu da söylenebilir, ama bu yanlış olur. Aynı şekilde, bilginin her bir parçası arasındaki farkın biçim olarak adlandırıldığı, örneğin, üç çizginin bir üçgenin biçimsel nedeni olduğu, ellerin, ayakların ve insanın diğer organlarının da insanın biçimsel nedeni olduğu da söylenebilir, ama bu ifade de yanlış olacaktır (William: 1990, 8). Maddi neden öze aittir, ama bilginin öznesi bilginin özüne ait değildir. Maddi neden, kendi kendisi içinde biçimini alır, ama bilginin ne öznesi ne de nesnesi kendi kendisinin bilgisini elde edemez, çünkü sadece zihin bilgiyi kavrar. Bu nedenle ne nesne ne de özne bilginin maddi nedeni değildir, bilginin biçimsel nedeni de yoktur. Ockhamlı William bununla ilgili olarak ortaya çıkan bir diğer sonucu şu şekilde ortaya koyar: Bir şey hakkında bilinen şeye, bilginin öznesi denir. Bilim kollektif olarak tektir, bunun yanında bilimselolarak bilinen farklı şeyler hakkında pek çok şey vardır, bu nedenle, bir bilimin sadece tek bir öznesi yoktur (William: 1990, 8).

Ockhamlı William bu söylediklerinin daha iyi anlaşılması için, ‘bilginin öznesi’ kavramı üzerinde durur. Ona göre bu kavramın iki ayrı anlamı vardır: Birinci olarak, bilginin içinde olduğu şey anlamındadır. Örnekse, beyazlığın öznesi yüzey veya cisimdir, ateş, ısının öznesidir. Burada, bilginin öznesi, zihnin kendisidir, çünkü bu tür bir bilgi zihnin bir ilineğidir. İkinci olarak, ‘bilginin öznesi’, bilinen şeydir. Bu anlamda bilginin öznesi, sonucun öznesiyle aynı şeydir. Ama, birbirinden farklı öznelerle sonuçlar söz konusuysa, sonuçların toplamı olan bilimin her bir kısmının farklı özneleri olacaktır. Ockhamlı William, bilginin öznesiyle nesnesi arasında fark olduğunu söyler. Bilginin nesnesi, bütün önermeyken, bilginin öznesi bu önermenin sadece bir parçasıdır. Örneğin, “insan koşar” önermesinde, bilginin nesnesi tüm önermeyken, bilginin öznesi sadece ‘insan’ terimidir (William: 1990, 9). O zaman, “Mantığın öznesi nedir?, Doğa felsefesinin öznesi nedir? veya Metafiziğin, Matematiğin, Etiğin öznesi nedir?” gibi soruların anlamsız olduğu da açıktır. Bu tür sorular mantığın veya doğa felsefesinin belli bir öznesi olduğunu varsayarlar. Ama bu yanlıştır; bilimin tek bir öznesi yoktur, bilimin değişik parçalarının değişik özneleri vardır. “Doğa felsefesinin öznesi nedir?” diye sormak, “Bu dünyanın kralı kimdir?” sorusunu sormak kadar anlamsızdır. Çünkü, tüm dünyanın kralı olacak kimse yoktur; tek bir kişi sadece tek bir krallığın kralı olabilir, tıpkı bir bilimin farklı kısımlarının farklı özneleri olması gibi. Bilimler içinde bazı öznelerin diğerlerine göre bir önceliği vardır. Örneğin, metafizik için yüklem açısından ‘varlık’ öznesi öncelikliyken, mükemmellik (perfeetion) açısından önceliği olan özne ‘insan’ veya ‘kutsal cisim’ dir (William: 1990, 10). Ockhamlı William bu kavramsal hazırlıklardan sonra, doğa felsefesini daha ayrıntılı olarak ele alır.

Doğa felsefesi madde ve formdan oluşmuş duyulur tözlere ilişkin önermeleri ele alır. Ockhamlı William’a göre bunun ne anlama geldiğini anlamak için, ilkin bilginin önermelerden oluştuğunu, önermelerin de bir bilim aracılığıyla bilindiğini bilmek gerekir. Doğa bilimi, şeylerde ortak olan zihinsel içerikler hakkındadır ve bunlarla kavramlar, öncelikle önermelerde şeylerin yerine geçer. Yani, bilgi, sadece tekil şeyler hakkında değil, tümeller hakkındadır da; tümeller önermelerde tekil şeylerin yerine geçer (William: 1990, ll). Ockhamlı William’a göre örneğin, “tüm duyulur substanslar madde ve formdan oluşmuştur” önermesini ele aldığımızda, özne ya zihin dışı bir şey ya bir zihinsel içerik ya da bir sözcüktür. Yani, özne tekildir (William: 1990, 12). Ockhamlı William’a göre, gerçek bilim şeyler hakkında değil, şeylerin yerine geçen zihinsel içerikler hakkındadır, çünkü önermelerde geçen terimler şeylerin yerine geçerler. “Ateş yakıcıdır” önermesindeki ‘ateş’ terimi tüm ateşler için kullanılmıştır, bu terim zihinsel bir içeriktir. Bu nedenle, bu önerme gerçek bilgi olarak adlandırılır, yani, gerçek şeylerle ilgili bilgi olarak adlandırılır. Gerçek bilimler zihinsel içerikler hakkındadır, bu içerikler şeylerin yerine geçmişlerdir. Doğa bilimi gibi mantık da zihinsel içerikler hakkındadır. Örneğin, “tür, birden fazla şeye yüklenir” önermesinde özne, bir zihinsel içeriktir, çünkü zihinsel içerik dışında hiçbir şey, bir şeye yüklenemez. Sadece uylaşımsal olarak ulaşılan konuşma veya yazı işaretleri çeşitli şeylere yüklenir (William: 1990, 13).

Bir terimin bir özelliği olan ve yukarıda adı anılmadan değinilen supposition, bir şeyin başkasının yerine geçmesi olarak ifade edilebilir. (William:1974, 189) Bu nedenle bir terim bir önermede bir şeyin yerine kullanıldığında, şey için bir terim kullandığımız gibi onun yalın durumunu da kullanmış oluruz. Biz ‘yerine geçme’ (suppositing) terimini özne olarak kullandığımızda, şeyi onun yerine kullanmış oluruz. Bununla birlikte ‘yerine koyma’ terimi yüklemse, yine şeyin yerine kullanmış oluruz. “İnsan bir hayvandır” önermesiyle, Sokrates’in bir hayvan olduğu kabul edilmiş olur. Böylece “Bu bir hayvandır” önermesi Sokrates’e gönderme yaparak, bu şekilde biçimlendirilir ve bu haliyle de doğru olur. Ama “İnsan bir isimdir” önermesiyle ‘insan’ kelimesinin bir isim olduğu, bu nedenle o önermede ‘insan’ın bir ismin yerine kullanıldığı ortaya çıkar (William: 1974, 189). Yine aynı şekilde, “Beyaz bir hayvandır” önermesiyle, beyaz şeyin bir hayvan 0lduğu kabul edilmiş olur. Bu nedenle, beyaz şeye gönderme yapıldığı sürece, “Bu bir hayvandır” önermesi doğrudur. Bu özne de bir şeyin yerine kullanılmış olur. Aynı şekilde, yüklem için de bu durum ele alınabilir. “Sokrates beyazdır” önermesinde, Sokrates’in beyazlığa sahip olduğu farz edilmektedir. Bu nedenle yüklem, beyazlığa sahip bir şeyin yerine kullanılmıştır (William: 1974,189). Sokrates’in yanında beyazlığa sahip bir şey yoksa, o zaman yüklem sadece Sokrates’in yerine kullanılmış olur (William: 1974, 189).
Ockhamlı William’ın suppositio terimi, “imleme” terimiyle ilgilidir. Ama bir önerme söz konusu olduğunda, bu terim her zaman onun imleme işlevini yerine getirmez. Suppositio, doğal veya uylaşımsal bir imi imlediğinde, bir terimin ‘kişisel’ suppositioya sahip olduğu söylenir. Bu durumda nesne imlenmektedir. Ama terimler söylemin öznesi de olabilirler; bu durumda, terimlerin önerme içinde imleme işlevi yoktur.

– Tekil şeyleri bilmenin önceliği

– Doğrudan bilmenin temeli

– Tümeller problemi

– Tasımlar

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi Cilt: 18 / Sayı: 1 / ss. 165-186

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...