İşlevselcilik (Fonksiyonalizm), İşlevselci Kuram Nedir?

felsefe Nedir

Modern dönem sosyolojinin temel yaklaşımlarından biri olan işlevselcilik, 20. yüzyılın büyük bölümünde hem sosyolojide hem de sosyal antropolojide önemli bir etkiye sahip olmuştur.

İşlevselcilik, en genel hatlarıyla toplumların süreğen, birbirine bağlı, istikrarlı, genellikle tümleşik bütünler oldukları ve her biri toplumun istikrarının sürmesi açısından belirli işlevleri yerine getiren parçalardan oluştuğu varsayımına dayanır.

Genel olarak toplumu bir arada tutan ve düzeni sağlayan şeyin de toplum üyeleri tarafından üzerinde uzlaşılan ve ortak olarak paylaşılan temel değerler olduğunu savunur.

İşlevselcilik insan eylemlerinin de büyük ölçüde toplumsal değerler temelinde yükselen toplumsal çevre tarafından biçimlendirildiği varsayımına dayanır. Sahip olduğumuz değer ve tutumlar, kurduğumuz ilişkiler, yaptığımız etkinlikler içinde yaşadığımız toplumun yapısından ve örgütlenme tarzından kaynaklanır ya da en azından onlardan büyük ölçüde etkilenirler. Bu yaklaşımın içinde yer alan sosyologlar genel olarak toplumsal düzen ile ilgilenmişlerdir.

İşlevselciliğin kökleri, klasik sosyolojide Comte ve Durkheim’ın temsil ettiği pozitivist geleneğe dayanır. Bu açıdan yorumlayıcı ve eleştirel sosyoloji geleneklerine dayanan diğer sosyolojik yaklaşımlardan, özellikle de Marksizmden belirgin şekilde ayrılır. Örneğin işlevselci yaklaşımın en belirgin özelliklerinden biri Marksizmin aksine çatışmayı değil, birliği ve uyumu vurgulayan bir yaklaşım olmasıdır. Nitekim işlevselcilik, toplumu bir konsensüs olarak, yani düşünce, fikir, duygu ve inançların ortak olarak paylaşıldığı, genel bir görüş birliğine sahip bir bütün olarak görür. Toplumda çatışmanın ya da ayrılıkların değil, işbirliğinin, uyumun ve dengenin hakim olduğunu ileri sürer. Bunun nedeni bireylerin toplumun ortak değer ve normlarını içselleştirerek toplumsallaşmalarıdır. Bu toplumsallaşma, bir değer konsensüsü yaratır ve böylece bireyler toplumdaki norm ve değerlere yönelik olarak ortak bir görüş birliğine sahip olurlar. Bu görüş nedeniyle işlevselcilik bir konsensüs teorisi olarak adlandırılmaktadır (Cuff vd., 1989:25). Bu yaklaşıma göre toplumda çatışmalar olsa da bunlar olmaması gereken geçici durumlardır. Bu yaklaşımın temel kavramları arasında uyum, denge, sistem, işlev, işlevsel gereklilikler, karşılıklı bağımlılık, dayanışma ve bütünleşme sayılabilir (Cuff vd., 1989: 66-67).

Konsensüs terimi, Latince “birlikte hissetmek” anlamına gelen “consentire” kelimesinden türemiştir. Anlamı bir konu ya da olay karşısında genel olarak mevcut olan görüş birliği, uzlaşma, oydaşımdır. Başka bir deyişle bir konu ya da olay karşısında inanç ve duyguların birliğidir.

Sosyolojide işlevselci yaklaşımın ilk temsilcileri Comte, Spencer ve Durkheim olarak kabul edilmektedir. Malinowski ve Radcliffe-Brown gibi sosyal antropologların da katkıda bulunduğu bu yaklaşım, modern sosyolojide Parsons, Merton, Davis, Moore, Luhmann, Erikson, Smelser gibi çeşitli düşünürler tarafından geliştirilmiştir.

Modern işlevselciler, toplumları kendi kendine yeten, öz düzenlemeye sahip sistemler olarak kavramlaştırmaya ve toplumsal yapıları sistemin korunmasına yönelik belirli işlevleri açısından açıklamaya çalışmışlardır. Bu nedenle modern sosyolojide işlevselcilik çok defa yapısal işlevselcilik olarak adlandırılabilmekte veya yapısal işlevselcilik işlevselciliğe alternatif bir genel kavram olarak kullanılabilmektedir. Bununla birlikte literatürde yapısal işlevselcilik dar anlamda Parsons tarafından sistem yaklaşımı çerçevesinde geliştirilen işlevselciliğin adlandırılmasında kullanılabilmektedir (Jary ve Jary, 1991: 633).

Özetle sosyolojide Spencer ve Comte ile başlayıp gelişimi Durkheim ile devam eden işlevselcilik, Parsons’ın sistem kavramı çerçevesinde yaptığı katkılarla birlikte yapısal işlevselcilik olarak anılmaya başlamıştır denilebilir. Ünitenin devamında ise bu yaklaşım yapısal işlevselcilik olarak değil, genel olarak işlevselcilik olarak ifade edilecektir.

Parsons, işlevselciliği yapı kavramı ve sistem yaklaşımı çerçevesinde geliştirmiştir. Bu nedenle yapısal işlevselcilik olarak adlandırılan yaklaşım bazı çevrelerde özel olarak Parsons’ın kuramını ifade etmek için kullanılabilmektedir.

En kapsamlı biçimini Parsons ve Merton’ın çalışmalarında almış olan işlevselcilik, 1940’lar ve 1950’ler boyunca Amerikan sosyolojisindeki baskın yaklaşım olmuştur. Daha sonra işlevselcilik eski gücünü yitirmeye başlamıştır. 1980’lerden itibaren işlevselcilik J.C. Alexander ve Paul Colomy gibi kuramcılar tarafından geliştirilen ve “yeni işlevselcilik” adıyla anılan yaklaşımla yeniden güçlendirilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte Parsons’un sistem yaklaşımı ile bütünleşik olarak geliştirdiği yapısal işlevselci yaklaşımının işlevselcilik içerisinde yer alan en etkili yaklaşım olduğu kabul edilir. Hatta günümüzde işlevselciliğin Talcott Parsons’la eşanlamlı olduğunu ileri sürenler dahi vardır (Haralambos ve Holborn, 1995:871).

Konu Başlıkları

Konu Başlıkları

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*