Tarih Bize Ait Değildir, Biz Ona Aidiz

Gadamer özellikle bir felsefe biçimiyle özdeşleştirilir: hermeneutik.

Yunanca “yorum” anlamına gelen hermeneuo‘dan türeyen hermönotik insanların dünyayı yorumlamaları üzerine çalışır. Gadamer, felsefenin görevinin varoluşumuzu yorumlamak olduğunu söyleyen Martin Heidegger’in nezaretinde çalışır. Bu yorumlama zaten bildiklerimizden başlayarak anlayışımızı derinleştirme sürecidir ve aynen bir şiiri yorumlamamıza benzer. Önce onu dikkatle ve mevcut bilgilerimizin ışığında okuruz. Eğer tuhaf görünen veya özellikle çarpıcı bir dizeye gelirsek biraz daha derin bir düzeyde anlayışa ihtiyacımız olur.

Dizeleri teker teker yorumlarken bir bütün olarak şiir anlayışımız değişmeye ve bundan dolayı ayrı ayrı dizeleri anlayışımız değişmeye başlayabilir. Bu da “hermeneutik döngü” olarak bilinir. Heidegger’in felsefeye yaklaşımı bu döngüsel tarzda gerçekleşir ve bu Gadamer’in daha sonra “Hakikat ve Yöntem” adlı kitabında incelediği yaklaşımdır. Gadamer anlayışımızın her zaman tarihteki belirli bir noktanın bakış açısından olduğunu belirtmeye devam eder. Önyargılarımız ve inançlarımız, sormaya değer bulduğumuz türden sorular ve tatmin olduğumuz türde cevapların hepsi tarihimizin ürünüdür.

Tarih ve kültürün dışında duramayız, o yüzden de hiçbir zaman mutlak tarafsız bir perspektife ulaşamayız. Ancak bu önyargılar kötü bir şey olarak görülmemelidir. Onlar her şeye rağmen bizim başlangıç noktalarımızdır; mevcut kavrayışımız ve anlam duygumuz bu önyargılar ve taraflılığımızın temelini oluştururlar. Tüm önyargılarımızın üstesinden gelmek mümkün olsaydı bile o zaman her şeyi daha net göremeyeceğimizi anlardık. Yorum için elimizde hiçbir çerçeve yokken hiçbir şey görmemize bile imkân kalmazdı.

Gadamer yaşamlarımızı ve kendimizi anlama sürecimizi “tarihle söyleşi yapmaya” benzetir. Yüzyıllardır var olan tarihi metinleri okudukça, onların gelenekleri ve varsayımlar’ kendi kültürel normlarımızı ve önyargılarımızı açığa çıkarır, mevcut yaşamlarımız hakkındaki anlayışımızı derinleştirip genişletir. Örneğin Platon’un bir kitabını alıp dikkatlice okursam sadece Platon’u kavrayışımın derinleştiğini aynı zamanda kendi önyargılarım ve taraflılıklarımın da netleştiğini ve belki de değiştiğini de görebilirim. Sadece ben Platon okumuş olmam, Platon da beni okumuş olur. Bu diyalog veya Gadamer’in deyişiyle “ufukların birleşmesi” aracılığıyla dünyayı anlayışım daha derin, daha zengin bir düzeye ulaşır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*