Sembolik Etkileşimcilik ve Kültür

felsefe Nedir

Sembolik etkileşimcilik, mikro kuramlar arasında dikkat çeker. Amerikan sosyolojisinde ortaya çıkmıştır. Georg Simmel’in, Chicago Okulu’nun, pragmatizmin etkilerini içeren terim 1937’de Herbert Blumer tarafından dile getirilmiştir.

Gündelik hayatta anlamların etkileşim yoluyla nasıl şekillendiğini araştırmaktadır. Yakın gözlemlerle ve tanıma ile hayata serpiştirilmiş anlamları analiz etmek ve buradan hareketle insan etkileşiminin temel biçimlerini keşfetmek sembolik etkileşimciliğin temel kaygısıdır.

Durkheim’ın aksine sembolik etkileşimcilik, aktörlere ve onların öznel betimlemelerine önem verir; aktörlerin toplumsal dünyaya ilişkin kavramları ve düşüncelerinin, son analizde, sosyolojik araştırmanın temel nesnesi olduğunu öner sürer. (Marshall, 1998: 647; Coulon, 2010: 15). Georg Simmel ve Charles Horton Cooley iki önemli kaynak kişidir. Simmel’in ‘toplumlaşma’ ve ‘etkileşim formları’ kavramları; Cooley’in ise “birincil grup” ve “ayna benlik” kavramları, sembolik etkileşimciliğin insan ve toplum görüşlerini etkilemiştir.

Sembolik etkileşimcilik yirminci yüzyılın ilk zamanlarında Chicago Okulu çevresinde gelişme göstermiştir. Büyük kuramlara ve büyük anlatılara karşı çıkışla kendini belli etmiştir. Büyük kuramlarla ifade edilen sosyoloji, toplumu yapısına ve bu yapıların toplumsal eylemi etkileme biçimine göre açıklamaya ve analiz etmeye çalışır.

Durkheim ve Parsons’ın işlevselci teorileri toplumu kendine ait bağımsız bir hayata sahip organik veya yapılaşmış bir varlık olarak ele alırken, Marksizm sınıf mücadelesini temele almakta ve toplumsallığa öncelik vermektedir. Buna itiraz eden sembolik etkileşimcilik ise toplumun mikro boyutlarına, gündelik yaşantıya, gündelik dünyaya ve insanların sembolik etkileşim aracılığıyla gündelik yaşantılarında nasıl etkileştiklerine, düzen ve anlamı nasıl yarattıklarına, insanları güdüleyen temel faktörlerin neler olduklarına odaklanmaktadır. Belli dönemler hayli etkili olan sembolik etkileşimcilik, toplumsal yapıyı, iktidarı, tarihi göz ardı ettiği yönünde ciddi eleştiriler almıştır. Özellikle 1990 sonrasında farklı kuramlarla yakınlaşmış, postmodernizm, kültürel kuram, göstergebilim, feminizm ile bağlar kurarak daha gelişkin bir düzeye ulaşmıştır (Marshall, 1998: 649; Slattery, 2007: 334).

Sembol ve anlam kavramlarını merkezine yerleştiren sembolik etkileşimcilik, isminden de anlaşılacağı gibi etkileşime (ve eylem ve aktör olarak insana) ve onlarla ilişkili sembollere (onların anlamlarına) odaklanmaktadır. Bir gündelik hayat araştırmasıdır. Kuramın odaklandığı temel alanlar şöyle sıralanabilir:

  1. Eylemlerin anlamlarını yakalamak ve şeylere/nesnelere ilişkin bir anlam geliştirmek. Bunu yaparken insanlar yorumda bulunurlar, yani insan toplumda ve etkileşim içinde öğrendikleri bilgileri hemen içselleştirmezler aynı zamanda yorumlayarak değiştirebilirler.
  2. Anlamlar diğer insanlarla etkileşim içinde ortaya çıkar. İnsan hep birileriyle beraberdir, yalnız değildir. Benlikler bu birliktelikler içinde gerçekleşir. Etkileşim esastır. Bu anlamda anlamlar ve dolayısıyla semboller toplumsal ve kültürel içerik taşır.
  3. Canlılar içinde sembol kullanan sadece insandır. Bu anlamda kültür üretebilen ve karmaşık bir tarihe sahip tek varlık insandır. Sembolleri kullanan insanlar, her şeye bir anlam yükler ve ona göre hareket ederler. Bu da kültürün oluşumu bakımından hayati derecede önemlidir.
  4. İnsan eylemi amaçlıdır, insanlar bilinçli varlıklardır. Bunlar insanın temel yetenekleridir. Amaçlar, eylemler, davranışla bilinç içinde gerçekleşir.
  5. Toplum etkileşim halindeki insanlardan oluşur, yani toplum insanlardan bağımsız makro-düzey bir bütün değildir. Toplum insanların ortak eylemidir (Marshall, 1998: 647-648; Ritzer-Stepnisky, 2013: 117).

Sembolik etkileşimcilik, birey temelli ve bireyler arası ilişkileri merkezine alması nedeniyle, işlevselcilik, yapısalcılık, yapısal-işlevselcilik yahut çatışmacılık yaklaşımları gibi makro planda araştırmalar yapmamaktadır. Tam aksine toplumsal yapıdan ziyade bireye yöneldiği için, bireyler arası etkileşimlere odaklandığı için mikro bir yaklaşım olarak görülmektedir. Bireyler arası ilişki ve etkileşim, toplumsal hayat ortamında gerçekleşmektedir. Basit sayılamayacak bu iletişim ve etkileşim toplumun dışında ve ötesinde konumlanamaz. Dolayısıyla her ne kadar birey temelli bir yaklaşım da olsa sembolik etkileşimin bir şekilde topluma dönük olduğu söylenebilir. Bireysel ilişkilerin kaynağı gene toplumun kendisidir.

Sembolik etkileşimciliğin sosyal teori ve kültürel kurama katkısı, insanı benlik sahibi bilinçli bir varlık yani aktör olarak görmesinde yatar. İnsan toplumsal gerçekliğin en önemli unsurlarından biridir; yani toplumsalın dışında, orada bir yerde, sadece psikolojinin sınırlarında var olan bir varlık değildir. İnsan aktif, yorumlaycı, eyleyici bir özne olarak kültürel katmanları oluşturur. Dolayısıyla eylemlerini semboller ve anlamlar yoluyla da kalıcı hâle getirir. Kültür, sembollere, sembolik ilişkilere, sembollere verilen anlamlara hayat veren ana iksirdir. Sembolik etkileşimciliğin zorunlu uğrak noktası kültürdür.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*