George Herbert Mead Kimdir?

felsefe Nedir

George Herbert Mead 1863 senesinde Massachusetts’te doğdu.

Amerikalı bir sosyolog, psikolog ve filozoftur. Sembolik etkileşimcilik isimli düşünce akımının kurucu düşünürüdür.

Harvard, Leipzig ve Berlin üniversitelerinde öğrenim gördü. Akademik kariyerinin büyük bölümü Chicago Üniversitesinde geçti. En önemli eserleri arasında Zihin, Benlik ve Toplum (1934) ve Edim Psikolojisi (1938) yer almaktadır.

Mead, sosyolojik düşünce açısından hem nesnel hem de öznel davranışı birlikte ele alarak bunun önemini vurgulayan bir yaklaşım geliştirmiştir. Mead, yapısalcı ve sistem yaklaşımlarının ön plana çıkardığı nesnel dünyanın gerçekliği ve bu nesnel dünyanın insan davranışı üzerinde oynadığı rolü kabul etmiştir. Ancak Mead, bu nesnel dünyada yaşayan insanın öznel yorumuna önem vermiş ve bu konuda çalışmıştır. Mead, sosyal psikoloji yaklaşımında toplumsal gerçekliği durağan olarak ele almamış, bunun yerine toplumsal gerçekliği, süreç olarak kavrayan bir görüşü benimsemiştir. Bu nedenle, Mead’e göre, insanlar ve toplumsal düzenler, tamamlanmamış olgular olarak olma süreci içerisinde bulunmaktadırlar (Poloma, 1993, s.222-223).

Mead, teorisinin sistematik açıklamasını tam anlamıyla yayınlamamıştır. Yayınlanan eserleri onun ders notlarını ve dağınık metinlerini kapsamaktadır. Çalışmaları, ölümünden sonra toplanarak derlenmiş ve üç kitabını oluşturmuştur: Zihin, Benlik ve Toplum (1934), 19. Yüzyılda Düşünce Hareketleri (1936), Eylem Felsefesi (1938).

Toplum, insanların birbiriyle etkileşiminden meydana gelmektedir. İnsanların semboller aracılığıyla etkileşimde bulunmaları nedeniyle, semboller etkileşimin temeli olarak kabul edilmektedir. Böylece toplumsal yaşamın sürdürülebilmesi, sembollerin taşıdığı anlamların toplumun üyeleri tarafından büyük ölçüde paylaşılmasına dayanmaktadır. Anlamların bu şekilde paylaşılmasının sağlanamadığı durumlarda iletişim kurulması mümkün olmamaktadır.

İnsanların birbirleriyle etkileşiminin başarılı bir biçimde gerçekleşmesi sonucunda semboller, anlamlara sahip olmaktadırlar. Toplumsal ilerlemeyi sağlayan etkileşim için, toplumun üyeleri tarafından anlamların paylaşılmasının yanında, diğerlerinin amaçlarının da yorumlanabilmesi gerekmektedir. Ortak sembollerin varlığı ile mümkün olan bu süreç Mead’in adlandırdığı rol alma süreci ile sağlanmaktadır (Haralambos ve Holborn, 1995, s.891).

Mead’in yaklaşımında rol alma süreci, bireyin kendini diğerlerinin yerine koyması olarak tanımlanmaktadır. Örneğin bir bireyin, bir diğer kişinin gülmesi, ağlaması ya da el sallamasındaki anlamı ve amacı anlayabilmesi için, kendini bu kişinin yerine koyması gerekmektedir. Birey, bu gözlemi sonucunda oluşan yorumunu temel alarak, diğer kişinin eylemine tepki vermektedir. Böylece birey, etkileşim içinde bulunduğu insanların rolünü alarak onların tepkilerini yorumlamakta ve bu yorum temelinde etkileşime devam edip etmeyeceğine karar vermektedir.

Örneğin bir birey, diğer bir kişinin kendisine karşı yumruğunu kaldırdığını gördüğünde, bu hareketi saldırganlığın bir göstergesi olarak yorumlayabilmektedir, ancak bu yorumlama bireyi otomatik olarak belirli bir şekilde davranmaya yönlendirmemektedir. Birey bu hareketi görmezlikten gelebilir, kibar bir şekilde karşılık verebilir, ortamı bir espri ile yumuşatmaya çalışabilir vb. Bireyin etkileşim halinde olduğu kişi de bu sefer onun rolünü alarak, vermiş olduğu karşılığı yorumlayacaktır. Bu yoruma bağlı olarak birey ya etkileşime devam edecektir ya da etkileşime son verecektir. Bu durumda, insanların bu şekilde birbirleriyle etkileşimi, bireyin her defasında bir diğerinin rolünü aldığı sürekli bir yorumlama süreci olarak görülebilmektedir (Haralambos ve Holborn, 1995, s.892). Bireyin, etkileşimin diğer toplumsal aktörler üzerindeki etkisini düşünebilmesi, onun ayırt edici bir özelliği olarak kabul edilmektedir.

Mead, rol alma süreci ile bireylerin “benlik” kavramını geliştirdiğini belirtmektedir. Bireyler, diğer insanlarla etkileşime girerek onların farkına varmalarının yanı sıra, kendilerinin de farkında olmaktadırlar. Kendilerini diğerlerinin yerine koydukları rol alma sürecinde, kendileri ile de etkileşime girebilmektedirler. Başka bir deyişle kendilerine dışarıdan bakabilmektedirler.

Konu Başlıkları

Konu Başlıkları

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*