Eğitimin Amaçları Nelerdir?

felsefe Nedir

Gardner’a göre, günümüz eğitim kurumları öğrencilere üç yeni zihinsel beceriyi kazandırma konusunda yardımcı olmaktadır.

Bunlar; doğal olmayan ortamlarda öğrenmeyi öğrenmek, kâğıt ya da bilgisayar ekranı üzerindeki çiziktirmeleri anlamlandırmayı öğrenmek ve birkaç kilit disipline özgü tarzda düşünmeyi öğrenmektir. Eğitimin okul bağlamındaki ilk amacı, çocukların okul ortamına uyumunu sağlamaktır. Okulda bir grup genç her gün birkaç saat oturmak üzere bir araya gelir, öğrencilerin birbirlerine uygarca davranmaları, baskın yetişkin figürünü dinlemeleri ve günlük yaşamda nasıl uygulayacakları belirsiz malzemeleri öğrenebilsinler diye epey uzun süre uslu uslu oturmaları istenir. Bu amaç özellikle okul öncesi kurumların ve ilkokulların en temel görevidir.

Diğer bir temel amaç, sözel-işitsel dünyadan tümüyle farklı olan kâğıt üzerindeki anlam dünyasıdır. Geçmişten günümüze okulun esas görevi çocukları kendi toplumunun yazılı dilini kolayca anlayıp üretir hale getirmek olarak görülmüştür. Eğitimin diğer amacı, temel akademik disiplinlerin gösterdiği şekilde düşünmeyi öğrenmektir. Matematik, bilim, tarih, sosyal bilimler ve güzel sanatlar gibi birçok akademik disiplinle kuşatılırmış durumdayız. Disiplinler, insanlar için önem taşıyan meseleler üzerinde düşünmenin en ileri ve en iyi yollarını temsil etmektedir. Trigonometrik denklemleri hesaplama, beste yapma, test edilebilir teoriler geliştirme gibi konularda disiplinler çoğu çocuk ve gençte görülen sezgisel hatalı kavrayışı ortadan kaldırmayı amaçlar.

Yukarıda bahsedilen eğitimin zihinsel hedeflerine ek olarak, duyuşsal hedefleri de vardır. Çünkü insan yaşamının temel birçok meselesinde zihinsel ve bilimsel yön değil, ahlaki yön ağır basmaktadır. Bilim, bir sınıfta ya da öğretim sürecinde yapılması gerekenleri, her yönüyle ortaya koyamaz. Çünkü bir öğretmen ya da yönetici olarak yapacakları, büyük ölçüde, değerler sistemi tarafından belirlenmektedir. Değer sistemleri ise, ne bilimin ne de teknolojinin doğasında vardır.

Temel Bir Eğitim Amacı Olarak Okuma-Yazma

Tarih öncesi zamanlarda, günlük doğal ortamda gerçekleşen öğrenme, beş bin yıl kadar önce bilgi birikimindeki artış nedeniyle, doğal şartlarda gerçekleşemez olmuştur. Bu dönemde en çarpıcı nokta, kayıt tutma, yasaları yayınlama, savaşlara, soy kütüklerine ve törenlere ilişkin kritik bilgi saklanması ve yaygınlaştırılmasında yazılı iletişim araçlarının kullanılmaya başlanmasıdır. Başlarda yazılı sembollerden anlam çıkarabilme eğitimi daha çok erkeklere, yöneticilere hizmet edeceklere ve seçkinler grubuna verilmekteydi. Günün koşullarına uygun demokratikleşme sürecinin başlamasıyla, yazılı sembollerden anlam çıkarma eğitimi herkese verilmeye başlanmıştır. Son iki yüzyılda ise yazma ve dolayısıyla okuma eğitimi, eğitinin temel amaçlarından biri hâline dönüşmüştür. Okuryazarlığa birçok toplum büyük oranda anlam yüklemiş, sadece bilgiye erişme yolu olarak değil, demokratikleşme, eleştirel düşünme, bireyselleşme ve aydınlanmanın aracı olarak görülmüştür. Çok bilinen kitabında Ong da benzer görüşleri ileri sürmüş ve okuma yazmanın aynı zamanda zihniyet değişikliğine neden olduğunu belirtmiştir.

Yazılı sembolleri anlamlandırma ve anlamı yazı ile kodlama işinin bilgiye ulaşma ve bilgiyi kayıt altına alma işlevinin yanında düşünme süreçlerini değiştirdiği ve dolayısıyla kültürel yapıya etki ettiği ifade edilmektedir. Sözlü kültürlerde bilginin unutulmaması için, sürekli tekrar edilmesi uygulaması ön plana çıkmıştır. Bu düşünme şekli ise kişiyi, kalıplaşmış düşünme biçimine götürür. Yazılı kültürlerde ise, bilgi, artık yazılı metinlerde korunduğu için zihne çok daha özgün ve soyut düşünme yolları açılmıştır. Yazının içselleştirildiği kültürlerde birey, yalnız başına kalmakta ve düşünebilmektedir. Sözlü kültürün birleştirici, yazılı kültürün ise analitik düşünme becerisi kazandırdığı belirtilmektedir. Okuryazar olmanın getirdiği zihinsel yeniliğin okuryazar olarak kabul edilen bütün çocuklar tarafından keşfedilemediği bilinse de, okuma yazma eğitiminden hem pratik alanda hem de zihniyet dünyasında büyük faydalar beklenmektedir.

Felsefi Akımlar ve Eğitimin Amaçları

Eğitim, her felsefi sistem ve psikolojik yaklaşıma bağlı olarak değişik şekillerde tanımlanmıştır. Bu tanımların pek çoğu eğitime bir amaç yüklemiştir. İdealistler eğitimi, bireyi Tanrı’ya ulaştırma süreci için yapılan etkinlikler; realistler, insanı toplumun başat değerlerine göre yetiştirme süreci; Marksistler çelişkiyi en aza indirip üretimde bulunma süreci; pragmatistler, yaşantılar yoluyla kişi de istendik davranış değişikliği oluşturma süreci; varoluşçular, bireysel deneyimi ve bireyin biricikliğini insan doğasını anlamanın temeli olarak tanımlamışlardır. Eğitim felsefelerinin temel ilkeleri incelendiğinde de, eğitimin amaçlarının nasıl bir değişme içinde olduğu görülmektedir. Daimicilik akımına göre eğitim, herkes için aynı, akılcı, hayata hazırlık ve temel disiplinler temelli olarak görülürken; Esasicilik akımı tarafından sıkı çalışma, konu alanını özümsenmesi, tarihin süzgecinden geçmiş temel bilgilere vurgu ve öğretmenin merkezde olması şeklinde anlaşılmıştır. İlerlemecilik akımı ise, çocuğun ilgi ve yeteneklerine, demokrasiye ve iş birliği yaparak problem çözmeye ağırlık verilmektedir. Yeniden kurmacılık akımında ise, davranış bilimlerinin verilerinin kullanılması, eğitimin bir sosyal reform hareketi olduğu ve aynı zamanda eğitimin sosyal ve kültürel güçler tarafından şekillendirildiği kabul edilmektedir. Herkesi aynı olarak gören, disiplinleri ve öğretmeni merkeze koyan eğitim anlayışından bireysel farklılıklara, demokratik yöntemlere vurgu yapan bir anlayışa doğru gidiş görülmektedir. Özetlemek gerekirse, insanların davranışlarından, değerlerinden, çağın hayat felsefesinden etkilenen eğitim kurumlarının amaçlarının ve işleyişinin de değiştiği görülmektedir.

Eğitim hedeflerinin seçiminde, hedeflerin topluma, bireye ve konu alanına uygunluk derecesinin belirlenmesinde, hedefler arasındaki tutarlılığı sağlamada ve eğitim uygulamalarında geçmiş, şimdi ve gelecek arasında anlamlı bir bağ kurmada eğitim felsefesinden faydalanılmaktadır. Eğitim amaçlarının çok sayıda olması ve farklı perspektifle hazırlanması, amaçlar arasındaki uyuşmazlığı ve ikilemi artırmaktadır. Bu duruma ilişkin olarak, Egan, gençleri sosyalleştirme, dünya hakkında rasyonel ve gerçekçi bir görüş geliştirecek bilgi yapılarını öğretme ve her bir çocuğun öznel potansiyelini gerçekleştirmesine yardımcı olma gibi temel amaçların bile, birbiri ile uyum içinde olmadığını ifade etmektedir. Bu amaçların genelde birbirleri ile uyum içinde oldukları, bir şekilde birbirleriyle örtüştükleri ve birbirini destekledikleri kabul edilse de, bu amaçların birini gerçekleştirmeye çalıştıkça, diğerlerini gerçekleştirmek zorlaşmaktadır. Öğretmenlerden, eğitim politikasını belirleyenlerden ve eğitim felsefesi alanında çalışmalar yapanlardan, eğitim hedeflerini gerçekçi ve rasyonel bir şekilde belirlemesi ve tutarlı hâle getirmesi beklenmektedir.

İhtiyaç ve Amaçlar Arasındaki İlişki

Günümüz eğitim sistemlerinde amaçların bireyin ve toplumun eğitim ihtiyaçlarından hareketle hazırlanması gerektiği belirtilmektedir. İhtiyaç, savunmaya değer bir amacın gerçekleşebilmesi için gerekli ve yararlı olan husus ya da güçlü bir istek olarak tanımlanmaktadır. Bireyin ihtiyacı ile toplumun ihtiyaçları farklı olabildiği ya da çatışma durumunda olabileceği için, bireyin ve toplumun ayrı ayrı ihtiyaçlarının belirlenmesi önerilmektedir. Ayrıca, konu alanından hareketle de eğitim ihtiyacı belirlenebilmektedir. Eğitim amaçlarının belirlenmesinde ihtiyacın temel alınması, aynı zamanda bireyin ve toplumun felsefesinin, değer ve inançlarının farkında olunması ve dikkate alınması anlamına gelmektedir. Bireyin ve toplumun eğitim ihtiyacının belirlenmesi, hem demokratik hem de bilimsel bir yöntemdir.

Amaçların İşlevi ve özellikleri

Bir eğitim amacının seçilmesi, bugünle ilgili veya ileriye dönük bir eğitim etkinliğinin sonucunu önceden belirlemek ve o sonuca erişme eğilimi göstermek demektir. Belirlenen amaçlar, girişilen belli bir eğitici çabanın sonucunun nasıl olacağını veya olması gerektiğini önceden görmemizi sağlar ve hem öğrenciyi hem de öğretmeni sonuca götürmekte bir araç olur. Bir amacın belirlenmesi, maksatlı hareket edilmesi, gelecek olayların geçmişe bakarak tasarlanması akıllıca bir eyleme geçildiğin gösterir.

Amaçların işlevi, gelecekle ilgili bir vizyon sağlamak; politika belirleyiciler, öğretim programını geliştirenler, öğretmenler ve genel olarak halk için “uğruna uğraş verilecek bir çağrı” oluşturmaktır. Bu nedenle genel bir amaç; hâlihazırda ulaşılmamış olan ve ona ulaşmak için çaba göstermeye, ona doğru ilerlemeye, öyle olmaya değer olduğu düşünülen şeydir. Amaçlar, hayalleri harekete geçirecek, insanları onların uğruna çaba göstermeye sevk edecek şekilde ifade edilirler. Amaçlar, hayatta dikkatimizi ve çabalarımızı yönlendirmemizi sağlar. Eğitim ve öğretim, düşünülüp taşınılmış bir eylem olduğu için, hedefler, özel bir öneme sahiptir. Öğrenci açısından amaçların belli olması, önemli ile önemsizin ayırt edilmesini ve dikkatin bir konuya yoğunlaşmasını kolaylaştırır. Ayrıca, amaçlar konusunda bilgilendirilen öğrenciler, öğrenmeye karşı güdülenir, daha dikkatli olur ve zamanı etkili kullanırlar.

Amaçların bir diğer işlevi, eğitim ve öğretim sürecini ve öğrenciyi değerlendirirken gerekli ölçütleri sağlama işlevidir. Öğrenciler değerlendirilirken ve okullar denetlenirken amaçlar dikkate alınır. Amaçların, işlevini yerine getirebilmesi için belirli özelliklere uygun olarak hazırlanmış olması gerekir. Toplum, öğrenci ve öğretmen için anlamlı olmayan, tüm paydaşlar tarafından içselleştirilmemiş amaçlar, kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur. Aşağıda verilen özellikleri taşıyan amaçlar üzerine uzlaşmak daha kolay hâle gelebilir. Varış’a göre, amaçlar aşağıda verilen koşulları taşırsa fikirler de çatışma yerine bütünlük oluşur.

  • Amaçlar toplumun şartlarına ve ihtiyaçlarına cevap vermelidir.
  • İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılayacak yönde olmalıdır.
  • Demokratik ideallere uymalıdır.
  • Kendi içinde çelişkileri olmamalıdır.
  • İstenen davranış değişikliğini açıklayan bir yönde dile getirilmelidir.
  • Amaçlar gerçekleştirilebilecek nitelikte olmalıdır.

Amaç oluşturma, oldukça zor bir süreçtir ve uzlaşmayı gerektirir. Amaç oluşturma sürecine tüm paydaşların katılımı, okul amaçlarının bütün okul toplumu tarafından kabul görmesini ve benimsenmesini kolaylaştırır.

  • Amaçlar, farklılıklar üzerinden birliği oluşturan ilkeler ve hedefler bütününe işaret etmelidir.
  • Bir başka ifadeyle, okulda ortak değerler etrafında farklılık yaratmak esas olmalıdır.
  • Amaçlar, okulun yönünü belirler ve okul toplumunun bütün üyelerinin bir ülkü etrafında toplanmasını ve bir toplum hissi oluşturulmasını sağlamalıdır.
  • Amaçlar, açık ve hâlihazırdaki kaynaklarla başarılabilir olmalıdır.
  • Amaçlar, okul üyelerinin değerlerini içermeli; insanları heyecanlandıracak kadar etkili olmalıdır.
  • Amaçlar oluşturulurken ideolojik amaçlardan çok, pedagojik amaçlar ön plana çıkarılmalıdır.

Amaçlar, herkes tarafından daha kolay anlaşılması ve benimsenmesi için temel ilkeler şeklinde de ifade edilebilir. Temel ilkeler doğrultusunda her okulun kendine özgü bir kimlik ve kişilik oluşturmasına imkân verilmelidir. Ortak unsurları kristalize olmuş, bütünleşmiş bir kültürde eğitimin amaçlarını saptamak nispeten kolayken, alternatiflerin yeni unsurların fazlaca olduğu hızla değişen kültürlerde hedeflerin tayini oldukça güç olmaktadır. Bu gibi toplumlarda genellikle amaçlar, var olan koşulların gerisinde kalmaktadır.

Amaçların Değişmesi

Eğitimde amaçların kesin ve değişmez mi, yoksa esnek ve sürekli biçimde yenilenmeye açık mı olmaları gerektiği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bu görüşler, daha çok eğitime ilişkin farklı felsefi ya da kuramsal yaklaşımlardan etkilenmektedir. Günümüz eğitim anlayışında, eğitim uygulamalarının sosyal ve kültürel bağlamdan bağımsız olmayacağı ve değişimin kaçınılmaz olduğunun altı çizilmektedir. Tarihin her döneminde ve neredeyse bütün toplumlarda değerli görülen ahlaki ilkeler geçerliliğini sürekli bir şekilde korusa da, insanlar tarafından yeniden yorumlanmakta ve yeni durumlara uygulanmaktadır.

Günümüz koşullarında, bilim ve teknoloji, yeniliklerin öncülüğünü yapmaktadır. Örnek olarak bilgisayar ve bilgi teknolojilerine hâkim olmayanlar, ihtiyaç duydukları bilgiye hızlı bir şekilde ulaşamaz, kullanamaz, sentezleyemez ve sorgulayamazlar. Bu gerçek kabul edilmeli, ancak, elli ya da yüz yıl önce geliştirilen öğretim programları artık yeterli değildir diyerek fırlatılıp atılmamalıdır. Küresel kuvvetlerle birlikte her şeyin değişmesi gerektiğine inanmak basit ve tehlikeli bir görüştür. Egan (2010) konuya ilişkin önemli bir benzetme yapmaktadır. Bebeklerin kirli banyo suyunu atarken onları sıkıca tutmak durumundayız.

Resmi ve Örtük Programlarda Amaçlar

Günümüzde eğitim ve öğretim kurumları önceden resmî olarak hazırlanmış yazılı eğitim programlarını uygularlar. Bu programlar, eğitimin genel ve özel amaçlarını içerir. Faaliyetler bu programlara göre yürütülür ve sonunda başarılı olan öğrenciler mezun edilirler. Ancak öğrenci sadece bu resmî, planlı ve yazılı programdan değil, aynı zamanda planlanmamış ve yazılı olmayan başka bir programdan da etkilenmektedirler. İnformel olarak ortaya çıkan, açık şekilde belirli ve yazılı olmayan programa, örtük program denmektedir. Resmî programlar ne kadar iyi hazırlanırsa hazırlansın, program öğrencilere kazandırılırken, okul ve öğretmenler ile toplumdaki görüş ve değerlere göre şekillendiği de bir gerçektir. Farklı disiplinlere ilişkin kavramlar, ilkeler ve genellemeler programlarda belirtilirken, duyuşsal boyutu olan saygı, görgü ve iletişim kuralları, toplumsal norm ve değerler, çoğunlukla programlarda ifade edilmeden örtük programla öğrencilere kazandırılmaya çalışılır.

Öğretmenlerin önemli olduklarına inandıkları bilgiyi mi öğrettikleri yoksa okul müdürünün, eğitimle ilgili diğer yetkililerin talimatları mı yerine getirdikleri, öğrencilerin gözünden kaçmamaktadır. Bu durum, eğitim amaçlarının, öğretmenin kişiliğinden ve hayat felsefesinden etkilendiğini gösterir. Kurumun amaçları, öğretmenin amaçları ve öğrencinin amaçlarının örtüşmesi etkililiği, verimliliği olumlu yönde etkiler. Aksi durum, eğitimi amaçlarından uzaklaştırır.

Resmî öğretim programlarındaki amaçlar ile ölçme ve değerlendirme sisteminin amaçları uyuşmadığında, ölçme ve değerlendirme işlemini yapan kurum tarafından amaçlar yeniden belirlenebilmektedir. Bu durumda, programda belirtilen amaçlar yerine, ölçme sisteminin belirlediği örtük amaçlar öne çıkmaktadır.

Amaçlar ve Öğretim Uygulamaları

Eğitim araçlarımızın içinde eğitim amaçlarımız, eğitim amaçlarımızın içinde ise eğitim araçları vardır. Örnek olarak, Rousseau ve Dewey’ in öğretim yöntemlerinde kullanılan araçlar, onların eğitim amaçlarının birer parçasıdır. Buluş yoluyla öğrenme süreçleri, birtakım ayrı eğitsel amaçlara etkili birer araç oldukları için değil, eğitim amaçlarının bir bileşeni olduğu için desteklenir. Rousseau’ya göre buluş, saf ve kirlenmemiş bir muhakemeyi harekete geçirir, Dewey’e göre ise buluş, bilimsel yöntemi yansıtır. Eğitim kurumlarındaki uygulamalar, aynı zamanda öğrencilere amacın ne olduğunu gösterir. Öğretim yönteminin seçiminin eğitim amaçlarından bağımsız basit bir stratejik konu olmadığı gittikçe daha açık hâle gelmektedir.

Öğretim ortamları da, öğretmenin ve eğitim kurumunun amaçları hakkında bir fikir verebilir. Örnek olarak Platon’un takipçisi olan öğretmenler düzgün sıralar ve düzenli bir dersi tercih ederken, Rousseau’nun takipçisi olan öğretmenler, çeşitli çalışma merkezleri, daire şeklinde düzenlenmiş sıralar ve disiplinler arası esnek dersleri tercih ederler.

Ayrıca lütfen bakınız:

Cookson ve Sadovnik, eğitimin amaçlarının genel olarak dört grupta toplanabileceğini ifade etmişlerdir.

Eğitimin Entelektüel Amaçları Nelerdir?

Eğitimin Politik Amaçları Nelerdir?

Eğitimin Toplumsal Amaçları Nelerdir?

Eğitimin Ekonomik Amaçları Nelerdir?

Millî Eğitimin Temel Amaçları Nelerdir?

Kaynak: ATA-AÖF, EĞİTİM FELSEFESİ, Doç. Dr. Oktay AKBAŞ

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*