Sosyal Öğrenme Kuramının Dayandığı İlkeler

felsefe Nedir

Karşılıklı Belirleyicilik: Bandura’ya göre bireyin davranışı ile çevre, karşılıklı olarak birbirini etkilemekte, bunun sonucunda bireyin sonraki davranışları belirlenmektedir. Hem çevre davranışı hem de davranış çevreyi değiştirebilir. Pekiştirme ve ceza, çevrede potansiyel olarak vardır. Ancak onların ortaya çıkışını davranışlar belirler. Örneğin; sürekli problem yaratan birey, olumsuz bir sosyal çevre yaratmaktadır.

Bandura’ya göre insanlar çevreyi belli yollarla etkilemekte, değiştirmektedir. Çevre de insanların daha sonraki davranışlarını etkilemektedir. Örneğin, saldırgan bireylerin olduğu bir yerde saldırganlık uygun görülür. Saldırganlığın uygun görüldüğü ortamdaki birey de saldırgan davranışları seçebilir. Sonuç olarak insanlar çevreyi belli yollarla etkilemekte, değiştirmekte, çevre de insanların daha sonraki davranışlarını etkilemektedir.

Sembolleştirme Kapasitesi: İnsanlar yaşamlarındaki her ögeyi zihinlerinde sembolleştirirler. Bilişsel bir süreçtir. Geçmiş ve geleceğin sembolü ya da bilişsel temsilcisi olan düşünceler, sonraki davranışları etkiler. İnsanoğlu, düşünme ve dili kullanabilme gücüne sahip olduğundan geçmişi hafızasında taşıyabilmekte, meydana gelmemiş olayları da zihinde sembolik olarak gerçekleştirebilmektedir. Yani bireyler dış çevre ile zihinsel işlevler arasında etkileşim kurar ve sembolik olarak düşünür.

Ön görü Kapasitesi: İnsanlar geçmişte yaşadıklarını, düşünce ve sembollerle zihinlerini kodlayarak ileriye dönük planlar yapma gücüne sahiptir. İnsanlar beklentilerini karşılama durumunu dikkate alarak hedefler oluştururlar ve gelecekle ilgili planlar yaparlar. Gelecekte başkalarından görecekleri olası davranışlara karşı nasıl davranması gerektiği ile ilgili ön hazırlık yaparlar. Kısaca düşünce davranıştan önce gelir.

Dolaylı Öğrenme Kapasitesi: İnsanlar her şeyi doğrudan öğrenmezler. Her şeyi öğrenmek için denememiz gerekmez. Bu öğrenmeyi sınırlandırır. Başkalarının deneyimlerinden öğrenme, insanların öğrenme kapasitelerini ve hızını yükseltir. Bireyler başkalarının davranışlarını gözlemleyerek birçok şey öğrenirler. Yaşam, yalnızca insanların kendi yaptıklarından öğrenmelerini içerseydi çok kısıtlı kalırdı. Başkalarının deneyimlerinden öğrenilmesi insanların öğrenme kapasitesini ve hızını yükseltir.

Öz Düzenleme Kapasitesi: İnsanlar başkalarını memnun etmenin yanında kendilerini de memnun edecek biçimde hareket ederler. İçsel standartlar oluşturarak kendi davranışlarını değerlendirebilir, yargıda bulunabilirler. İnsanların davranışları içsel standartlarına ve güdülenmelerine dayalıdır. İnsanlar yaptıkları işlerden ve davranışlardan kendileri sorumludur. İnsanların kendi davranışlarını kontrol edebilme yeteneğine sahip olmalarıdır. İnsanlar ne kadar çalışacaklarına, ne kadar uyuyacaklarına, ne yiyeceklerine, nereye gideceklerine kendileri karar verirler ve davranışlarını kontrol ederler.

Öz Yargılama Kapasitesi: Buna öz yansıtma kapasitesi de diyebiliriz. İnsanları kendileri hakkında düşünme, yargıda bulunma, kendilerini yansıtma kapasitesine sahip oluşlarıdır. Çevreye uyum sağlama yeterliğimizle ilgilidir. Birey, kendisi ile ilgili fikirlerini kaydeder ve fikirlerin yeterliği hakkında yargıda bulunur. Bu yargılar da kişinin bir işi başarmada ne kadar yeterli ve yetenekli olacağına ilişkin algılarını geliştirir. Öz yeterlik algısını geliştirir. İnsanların kendileri hakkında düşünme, yargıda bulunma, kendilerini yansıtma kapasitesine sahip oluşlarıdır. Bireyler etkinliklerin sonuçlarına göre yargıda bulunurlar (Bu yargıya öz yeterlik denir) (Korkmaz, 2013).

Öz yeterlik: İnsanlar kendileri hakkında düşünme, yargıda bulunma kendilerini yansıtma kapasitesine sahiptirler. Bireyler kendileri ile ilgili fikirlerini kaydederler ve etkinliklerinin sonuçlarına göre, bu fikirlerin yeterliliği hakkında yargıda bulunurlar. Bütün bu yargılar, bireyin herhangi bir işi başarılı olarak yapmada ne derecede yeterli, yetenekli olacağına ilişkin görüşünü geliştirir (Senemoğlu, 1997).

Bir davranışı yapma konusunda kendimizi ne kadar yeterli hissetmeye dair algımız. Öz yeterlik ne kadar yüksek ise davranışı yapma eğilimi o kadar yüksektir. Öz yeterlik sosyal öğrenme kuramının temel kavramıdır. Öz yeterlik, kişinin kendi kapasitesinin farkında olmasıdır.

Bandura öz yeterliği; bireyin belli bir performansı göstermek için gerekli etkinlikleri organize edip, başarılı olarak yapma kapasitesine ilişkin kendini algılayışı, yargısı ve inancı olarak tanımlamıştır. Başka bir deyişle öz yeterlik, bireyin karşılaşabileceği problem durumunu ne derece çözebileceğine ilişkin olarak kendisine olan inancı ve yargısıdır. Örneğin; gireceği önemli bir sınavı kazanacam!, Yapacam!…, başaracağım! şeklindeki kendisine güven iletileri, öz yeterliğinin güçlü olduğunu gösterir (Senemoğlu, 1997).

Öz yeterlik algısı yüksek olan bireylerin karşılaştığı problemleri çözebileceğine karşı duyduğu inanç taklit ya da model alma davranışlarını azaltacak, birey yeni yaşantılar geçirmeye, çevreyi kontrol etmeye daha çok istek duyacaklardır. Öz yeterlik algısı düşük olan bireylerde farklı etkinliklerde bulunma ya da yeni şeyler deneme isteği daha az olacağı, karşılaştığı problemleri çözebileceğine duyduğu düşük inanç başkalarının davranışlarını taklit etme ya da model almayı artıracaktır.

Öz yeterlik; bireyin farklı ve güç durumlarla baş etme, belli bir etkinliği başarma yeteneğine, kapasitesine ilişkin kendini algılayışıdır, inancıdır. Bu güç durumlar, sınava girme, yarışmaya katılma, bir sınıfta öğretmenlik yapma, topluluk önünde konuşma vb. bireyin kendi kapasitesinin farkında olmasıdır (Aydın, 2008).

Öz yeterlik yargıları dört kaynaktan gelir:

  • Yaşantı: Bireyin doğrudan kendi yapığı başarılı ya da başarısız etkinlikler sonucu elde ettiği bilgiler.
  • Dolaylı yaşantılar: Gözlenen modelin başarılı ya da başarısız ekinlikleri, bireyin aynı etkinliği başaracağına ya da başaramayacağına ilişkin yargıları ortaya çıkarır.
  • Sözel ikna: Bireyin başarabileceğine ya da başaramayacağına ilişkin teşvikler, nasihatler özyeterlik algısını etkiler.
  • Psikolojik durum: Bireyin belli bir görevi başarma ya da başarısız olma beklentisi öz yeterlik algısını etkiler.

Öğrencilerin öz yeterlik algısını güçlendirmek için öğretmenlerin, öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarına uygun öğretim yapmaları, iş birliğine dayalı öğretim yaklaşımlarını kullanmaları ve öğrencileri birbirleriyle kıyaslama yaklaşımından kaçınmaları gerekir.

  • Öz yeterliği yüksek bireyin özellikleri:
  • Karmaşık olaylarla baş edebilir.
  • Karşılaştığı problemleri çözebilir.
  • Kendine güveni yüksektir.
  • Kendi ilgi ve yetenek saygı duyar.
  • Evde, okulda ve meslekte başarılı olur.
  • Cesaret ve inancı gelişmiştir.
  • Başarıya odaklanır.

Öz düzenleme

Sosyal Öğrenme kuramında bir diğer önemli kavram, öz düzenlemedir. Bireyin kendi davranışlarını gözlemleyip, kendi ölçütleriyle karşılaştırarak yargıda bulunması ve gerekiyorsa davranışlarını ölçütlerine uygun hale getirmesidir. Bir diğer ifade ile bireyin kendi davranışlarını etkilemesi, yönlendirmesi, kontrol etmesidir. Öz düzenleme insan olmanın bir özelliğidir. Bu nedenle Bandura’ya göre davranışlar, sadece dışsal pekiştireçler ve cezalarla kontrol edilmez. İnsanlar davranışlarını büyük ölçüde kendi kendilerine düzenlerler (Senemoğlu, 1997).

Birey kendi kendini değerlendirme sonucunda, kendini içsel olarak pekiştirir. Davranışların düzenlenmesinde içsel pekiştirmeler dışsal pekiştirmelere göre daha etkilidir. Birey, çevreyi gözlemleyerek performans standartlarını belirler. Daha sonra kendini gözlemler ve davranışlarından bu performans standartlarına uyanları pekiştirir uymayanları ise cezalandırır (Suç işleyen bir kimsenin daha sonra pişman olması gibi).

Kaynak: ATA-AÖF, SOSYAL ÖĞRENME KURAMI, Yrd. Doç. Dr. Muhammed ÇİFTÇİ

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*