Yeni-İşlevselcilik (Neofunctionalism) Nedir?

felsefe Nedir

1980’lerden itibaren sosyologlar klasik kuramcıların çalışmalarını sentezleyerek sosyolojinin farklı alanlarını birleştirmek için bu çalışmaları kullanmanın önemini kavramaya başlamış, yeni işlevselcilik de bu çerçevede Parsons’un yapısal işlevselciliğine karşı artan ilgi sonucunda gelişmiştir (Ritzer ve Smart, 2001:147).

Böylece işlevselcilik 1960’lardan sonra popülerliğini yitirmiş olsa da 1980’lerin ortasından itibaren bazı sosyologlar yapısal işlevselciliği güçlendirmeye ve canlandırmaya çalışmışlardır.

Yeni işlevselcilik, yapısal işlevselciliğin eleştirilen yönlerini eleştirel ve davranışsal yönleri daha güçlü olan diğer bazı teorilerle birleştirmeye çalışan, farklı bakış açılarının kavramsal açıdan güçlü yönlerini kullanarak denge ve değişme, bağlılık ve çatışma, yapı ve aracı (özne) gibi ayrılıkları daha dengeli bir şekilde ele almayı sağlayabilecek melez bir bakış açısı geliştirmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır (Ritzer ve Smart, 2001:147-8).

Yeni İşlevselciliğin, ilk önce Almanya’da Luhmann ve Habermas’ın çalışmalarıyla doğduğu, daha sonra ABD’de J. Alexander’ın çalışmalarıyla geliştiği kabul edilmektedir (Ritzer ve Smart, 2001:147-8). Çalışmaları önce Parsons’tan daha fazla etkilenirken zamanla Parsons’tan uzaklaşan Luhmann ve Frankfurt Okulu’nun en önemli isimlerinden olan ve zamanla Parsons’ın fikirlerine yaklaşan Habermas, 1971’de modern toplumda toplum mühendisliği ile ilgili bir işbirliği yapmış, daha sonra ise çalışmalarını ayrı ayrı sürdürmüşlerdir (Ritzer ve Smart, 2001:148).

Luhmann sistemlerin kendi aralarında ve çevreleriyle kurdukları ilişkinin Parsons’ın savunduğundan daha karmaşık olduğunu ve alt sistemlerin de farklılaşmış problem çözme birimleri olduğunu savunmuştur. Luhmann’a göre Parsons’ın değer konsensüsünün ve toplumsal sistemin kişilik sistemine nüfuz ettiği görüşü, toplumsal ilişki biçimlerini ve analiz edilecek insan davranışlarını sınırlandırmaktadır. Bu nedenle Luhmann kavramsal olarak insanları toplumsal sistemin dışına çıkarmış ve sosyal sistemden daha karmaşık ama daha az sınırlayıcı olduğunu düşündüğü bir “sosyal çevre” içine yerleştirmiştir (Ritzer ve Smart, 2001:148).

Diğer taraftan önceki çalışmalarında Parsons’a oldukça eleştirel yaklaşan, özellikle Parsons’ın işlevsel zorunlulukları nesnelleştirmesini eleştiren ve buna karşılık eylemi ve yaşantı dünyasını vurgulayan Habermas ise daha sonra Parsons’ın düşüncelerine yaklaşmıştır. Toplumlar karmaşıklaştıkça bireylerin kendi eylemlerinin sonuçlarını tahmin etmekte zorlandıklarını ve bu nedenle yaşantı dünyası ile yapısal sistemlerin birbirinden daha da ayrı hale geldiğini belirten Habermas, her ne kadar sistemlerin gelişip evrimleştiği parametreleri yaşantı dünyasının gereksinimleri belirliyor olsa da çağdaş toplumları açıklayabilmek için Parsons’ın kavramlaştırmasındaki gibi kendi kendini düzenleyen sistem anlayışına ihtiyaç duyulduğu sonucuna varmıştır (Ritzer ve Smart, 2001:148).

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*