İşlevselciliğin Genel Özellikleri

felsefe Nedir

İşlevselcilik, başta Parsons ve Merton olmak üzere çok sayıda kuramcının katkıda bulunarak oluşturduğu ve geliştirdiği bir yaklaşımdır.

Kuramcıların özgün katkılarını incelemeden önce bu yaklaşımın genel özellikleri üzerinde durmak faydalı olacaktır. İşlevselciğin temel kavramları ve genel özellikleri şu şekilde sıralanabilir (Haralambos ve Holborn, 1995: 868-9; Swingewood, 1998: 272-274):

I. İşlevselci yaklaşımın en temel kavramları arasında sosyal sistem, toplumsal yapı, toplumsal kurum, işlev ve işlevsel açıklama olduğu söylenebilir. Bu kavramları kısaca tanımlayalım.

a) Sosyal sistem, en genel düzeyde toplum tarafından temsil edilen ve birbirleriyle ilişkili olan parçalardan (yani toplumsal kurumlardan) oluşan örgütlü bir yapıdır.

b) Toplumsal yapı toplumun parçalarının, yani toplumsal kurumların işlevsel olarak birbirileriyle ilişki kurdukları belirli bir düzen, diğer bir deyişle birbirileriyle ilişki kurma biçimleridir.

c) Toplumsal kurum, toplumsal ilişkilerin istikrarlı ve düzenli hale gelmesi, kolay değişmeyen, geniş çaplı, örgütlü, tekrarlanan davranış kalıpları haline dönüşmesidir. Örneğin aile, ekonomi, din, eğitim birer toplumsal kurumdur, bunların hepsi belirli davranış kalıplarından oluşur. İşlevselci yaklaşıma göre toplumsal kurumlar ve bu kurumlar arasındaki ilişkiler ve toplumu oluşturan temel yapı taşlarıdır ve toplumun yapısını belirlerler, bu nedenle bir toplum incelenirken öncelikle bu ilişkilere bakılmalıdır.

d) İşlevselci yaklaşımda işlev kavramı, parçanın bütünle ilişkisini ifade eder. İşlevselcilikte herhangi bir şeyin işlevi, sistemin gerekliliklerini karşılamak için yaptığı katkıdır. Toplumun parçaları, bu gereklilikleri karşıladıkları ve sistemin varlığını sürdürmesine katkıda bulundukları sürece işlevseldirler. Örneğin aile kurumu, toplumun devamlılığına üreme ve toplumsallaşma işlevleri ile katkıda bulunur. e) İşlevselcilik, toplumların incelenmesinde işlevsel bir açıklama yapılması gerektiğini savunur. İşlevsel açıklama, bir toplumsal olgu ya da eylemin sonuçları itibarıyla toplumsal istikrar ve bütünlüğün korunmasına yaptığı katkı açısından değerlendirilmesidir.

İşlevselciliğe göre eğitim kurumunun temel işlevlerinden bazıları, bireylere toplumun norm ve değerlerini öğreterek ailede başlayan toplumsallaşmanın devamını sağlamak ve üretime katılacak eğitimli bir iş gücü yetiştirmektir.

II. İşlevselciliği, toplumu bir bütün olarak gören diğer bütüncül yaklaşımlardan ayıran temel özellik, parçaların bütünle ilişkisine verilen önemdir. Örneğin insan bedenini ve bu bedenin parçaları olan organları düşünelim. Kalbin ya da akciğerlerin işleyişini anlayabilmek için bu organları bedenin içindeki halleriyle, diğer organlarla ilişkileri çerçevesinde görmemiz ve bu organların bedenin hayatta kalabilmesi için hangi işlevleri gördüklerini anlamamız gerekir. İşlevselcilere göre tıpkı bu örnekte olduğu gibi toplumun herhangi bir parçasının anlaşılması da diğer parçalarla ilişkisi çerçevesinde ve daha da önemlisi bütün olarak toplumun sürekliliğinin sağlanmasında gördüğü işlev açısından anlaşılabilir. Yani toplumun her bir parçasının anlamı, sistem için yerine getirdiği işlevde, bütünle olan ilişkisinde ortaya çıkar ve ancak bu ilişki çerçevesinde anlaşılabilir. Aile, din, ekonomi gibi toplumsal kurumlar izole olmuş birimler değil, sosyal sistemin parçalarıdırlar ve bir bütün olarak sisteme yaptıkları katkı açısından anlaşılırlar.

III. İşlevselci yaklaşım, sosyal sistemleri bir arada tutanın ne olduğu, nasıl muhafaza edildikleri, toplumsal düzenin nasıl kurulduğu, nasıl sürdürüldüğü, bir toplumda istikrarın temel kaynaklarının neler olduğu gibi toplumun doğası hakkında geniş çaplı teorik sorular sorar. Bireysel düşünceler, anlamlar ya da yorumlarla fazla ilgilenmez, bunların yerine toplumsal yapı üzerinde durur. İşlevselci yaklaşım, yapısalcı sosyoloji geleneğinin altında yer alan ve kökleri pozitivizme kadar uzanan makro bir teoridir, yapısal işlevselcilik olarak adlandırılmasının nedeni budur.

IV. İşlevselci yaklaşım, toplumsal düzene değer uzlaşımı aracılığıyla yani mevcut toplumsal düzeni meşrulaştıran birtakım ilkelerle ulaşılacağını varsayar. Bireyler, içinde yaşadıkları toplumun davranış kalıplarını, norm ve değerlerini toplumsallaşma veya sosyalleşme olarak adlandırılan süreçte öğrenir ve içselleştirirler. Toplumsallaşma sürecinde birey, aile, kitle iletişim araçları, öğretmenler, arkadaşlar gibi çeşitli aracılarla toplumsal normları, değerleri ve inançları öğrenerek içselleştirir. İşlevselciliğe göre toplum, bütün üyelerin içselleştirdikleri bu değerler üzerine, yani değer uzlaşımı üzerine kurulur ve varlığını bu değerler sayesinde sürdürür. Böylece işlevselciler, her toplumun, sosyalleşme sürecinde bireyler tarafından içselleştirilen uzlaşıya dayalı geniş çaplı bir değerler dizisi üzerine kurulduğunu, sürdürüldüğünü ve yeniden üretildiğini savunurlar.

V. İşlevselci yaklaşım, toplumu ortak çıkarlar çerçevesinde birbiri ile uyumlu işlevsel ilişkiler geliştirmiş parçalardan oluşan, düzenli ve dengede olan bir sistem olarak görür. Bu nedenle de bir konsensüs (uzlaşma) yaklaşımı olarak adlandırılmaktadır.

VI. Sistem, işlevselcilikte son derece merkezî bir kavramdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi işlevselci yaklaşım toplumu düzenli ve dengeli bir sistem olarak görmektedir. Sistemlerin temel özellikleri özetle şunlardır:

a) Sistem, bir araya gediklerinde bir bütün meydana getiren, birbirine bağımlı ve birbiriyle ilişkili parçalardan (sosyal yapı, kurum, rol gibi) oluşur.

b) Sistemin tüm parçaları, bir düzen içinde bütünün sorunsuz bir şekilde işlemesi için çeşitli işlevleri yerine getirirler.

c) Sistemler statik (durağan) bir durumda olabilecekleri gibi, bir değişim sürecinin içinde, yani dinamik bir durumda da olabilirler.

d) Sistem ile sistemin doğal (dış) çevresi birbirinden ayrıdır. Sistemler çevreleriyle olan sınırlarını korurlar ancak çevrelerine de uyum sağlarlar.

e) Sistemin parçaları da birbirleriyle uyum içindedir, bu parçalardan biri diğerleriyle belirgin bir şekilde çatışırsa, diğer parçalar buna uyum sağlarlar.

f) İşlevselci yaklaşıma göre toplum da dahil olmak üzere bütün sistemlerin amacı, denge durumuna ulaşmak ve dengelerini korumaktır. Denge durumundaki toplum, çatışmanın olmadığı, herkesin kendi rollerinden ne beklendiğini bildiği ve bu beklentilerin sürekli olarak karşılandığı bir toplumdur. Toplumun parçaları bu dengeyi korumak, toplumun denge halindeki doğal işleyişini sürdürmek amacıyla işlev görürler. Ancak sistemin bütün parçaları her zaman mükemmel bir şekilde birleşmez, zaman zaman bütünleşmedeki sorunlar nedeniyle gerilimler ve toplumsal sapma meydana gelir.

VII. İşlevselciliğe göre nasıl bir organizmanın hayatta kalabilmesi için karşılanması gereken temel gereksinimleri varsa, toplumun da mevcudiyetini sürdürebilmesi için karşılanması gereken bazı temel gereksinimleri vardır. Toplumun mevcudiyetini sürdürebilmesi için karşılanması gereken bu ihtiyaçlar bütün toplumlar için geçerli kabul edilir ve “işlevsel zorunluluklar” ya da “işlevsel ön gereklilikler” olarak adlandırılırlar. Genel olarak kabul edilen işlevsel zorunluluklar arasında, bireylerin çevreleriyle asgari düzeyde ilişki kurmaları, rol farklılaşması ve rollerin dağıtılması, iletişimin sağlanması, ortak hedeflerin belirlenmesi, hedeflere ulaşmak için kullanılacak araçların düzenlenmesi, toplumsallaşma, duygusal tavırların düzenlenmesi ve sapkın davranışların kontrol altına alınması sayılabilir. Toplumsal sistemi meydana getiren parçalar da sistemin bu ihtiyaçlarını karşıladıkları ölçüde öneme sahiptirler.

İşlevselcilik yaklaşımında işlevsel zorunlulukların her toplum için geçerli olduğu varsayımı, bütün toplumlarda bu işlevsel zorunlulukları yerine getiren aile, eğitim, din, toplumsal tabakalaşma gibi toplumsal kurumların ve ögelerin kaçınılmaz olarak var olduğu düşüncesine neden olmaktadır.

Özetlemek gerekirse İşlevselcilik, toplumsal düzenin nasıl kurulduğunu ve sürdürüldüğünü, toplumda istikrarın temel kaynaklarının neler olduğunu ortaya koymaya çalışan, anlamlar ya da yorumlardan çok toplumsal yapıyla ilgilenen, yapısalcı sosyoloji geleneği içinde yer alan ve kökleri Pozitivist geleneğe uzanan makro ölçekli bir yaklaşımdır. Toplumu, birbiri ile uyumlu işlevsel ilişkiler geliştirmiş ve işlevsel bir birlik/bütünlük halinde birleşmiş bir dizi parçadan oluşan, düzenli ve dengede olan bir sistem olarak görür. Başka bir deyişle, parçalar arasında çıkar çatışmasından ziyade çıkar birliği söz konusudur. İşlevsel birlik halinde bütünleşmeden tüm parçalar olumlu anlamda etkilenirler. İşlevselci yaklaşıma göre sistemi oluşturan parçaların tümü bütünün sorunsuz bir şekilde işlemesi için çeşitli işlevleri görmektedir. Toplumun her bir parçasının anlamı, sistem için yerine getirdiği işlevde, bütünle olan ilişkisinde ortaya çıkar ve ancak bu ilişki çerçevesinde anlaşılabilir. Bu nedenle bu parçalar, toplumun sürekliliğine yaptığı katkı, gördüğü işlev açısından analiz edilmeli, yani işlevsel analiz yapılmalıdır.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*