Sosyal Antropolojide İşlevselcilik

felsefe Nedir

Yirminci yüzyıl başlarında özellikle İngiliz antropologlar, endüstri öncesi küçük ölçekli toplumları incelerken işlevsel analizi kullanarak işlevselci yaklaşıma katkıda bulunmuşlardır.

Malinowski (1884-1942) ve Radcliffe-Brown (1881-1955) bu açıdan özellikle öne çıkan antropologlar olarak kabul edilirler (Cuff vd., 1989: 38).

Bu antropologlar Pasifik bölgesindeki bazı adalarda yaşayan kabile topluluklarını inceledikleri çalışmalarında yapısal ve sistemci analizi savunmuş, inceledikleri toplumlardaki kurumların veya geleneklerin kaynağının ne olduğunu irdelemekten çok, parçaların bütünle ilişkisine odaklanmış ve bu kurum ve geleneklerin daha genel bağlama nasıl uyum sağladığını incelemişlerdir (Swingewood, 1998:267).

Malinowski toplumların sosyal sistemler olarak görülebileceği görüşünü kabul etmiş ve karşılıklı olarak ilişkili ögelerden oluşan bu sistemlerin bütün insanların temel ihtiyaçlarından kaynaklandığını, bu ihtiyaçlar nedeniyle oluştuğunu ileri sürmüştür. Bütün insanların yiyecek, barınak, korunma gibi ihtiyaçları olduğunu varsayan Malinowski, bu ihtiyaçları karşılamak için girişilen çeşitli etkinliklerin (yiyecek üretme ve dağıtma, barınma, üreme) yapıldığını, ancak bu etkinliklerin gerçekleştirilebilmesi için de ikincil bazı ihtiyaçların doğduğunu belirtir. Bu etkinlikleri gerçekleştirmek için insanların iletişim kurması, işbirliği yapması, kendi aralarında meydana gelebilecek çatışmaları önlemeleri gerekir; bu ihtiyaçları karşılamak için de dil, kurallar, normlar gelişir.

Daha sonra ise bu yeni geliştirilen ögeleri bütünleştirecek yönetici kurumlara ihtiyaç duyulur ve bu nedenle de toplumsal kurumlar gelişir. İşte bu düşünce nedeniyle Malinowski toplumu, insan doğasının yarattığı bütünleşik ve işbirlikçi bir sistem olarak görür, çünkü bu sistemin temelinde insan doğasından kaynaklanan temel ihtiyaçlar yer almakta insanlar bu ihtiyaçları karşılayabilmek için işbirliğine girmektedirler. Bu çerçevede Malinowski’ye göre toplumun her özelliğinin karşıladığı bir ihtiyaç ve yerine getirdiği bir işlev vardır, bu ihtiyaçların ve işlevlerin neler olduğunu ortaya çıkarmak ve böylece işlevi incelenen kültürel ögeyi açıklamak ise araştırmacının görevidir (Cuff vd., 1989: 39). Malinowski’ye göre örneğin büyü, ilkel toplumlarda işlek uygarlığın diğer ögelerinin karşılayamayacağı bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı için vazgeçilmez bir işlevi yerine getirmekte, cenaze törenleri de yapısal sürekliliğin korunmasına katkıda bulunmaktadır (Swingewood, 1998:267).

Radcliffe-Brown da kültürlerin ve geleneklerin tarihsel geçmişlerini ve kökenlerini aramayı bırakarak her kültürün genel yasalarının ve işlevlerinin olduğunu ve bunların işlevsel açıdan birbiriyle ilişkili bir sistem oluşturduğunu savunmuştur (Swingewood, 1998:267). Ona göre bir toplumsal sistem işlevsel bir birlik, bir bütündür ve bu bütünün parçaları asgari bir uyum içerisinde, çözülemeyecek kalıcı çatışmalar yaratmadan bir arada işlemektedir.

Bu çerçevede kültür de bir bütündür, kültüre ait bir inancı ya da geleneği açıklamak için bu ögeleri işlevsel olarak sistemin (kültürün) yapısına bağlayan bir analiz yapmak gerekir (Swingewood, 1998: 268). Radcliffe-Brown toplumu, sosyal yapının birbiriyle ilişkili ögelerinden meydana gelen bir sistem olarak, toplumsal yapıyı da normatif ilişkiler ağı olarak tanımlamakta ve bu normatif ilişkilerin, bir ortak değer sistemi içinde var olduğunu savunmaktadır. Diğer bir deyişle Radcliffe-Brown, bir toplumun meydana gelebilmesi için üyelerin bazı ortak değerlere sahip olması gerektiği konusunda Durkheim’a katılmaktadır. Radcliffe-Brown, Andaman adalarında yaşayan kabileler üzerinde yaptığı çalışmalarda Durkheim’ın, ayinlerin temel işlevinin toplumsal bütünleşmeyi güçlendirerek toplumun devamlılığını sağlamaya yardım etmek olduğu şeklindeki görüşünü sınamaya çalışmıştır (Cuff vd., 1989: 40).

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*