Evrensel Bir Ahlak Yasasını Olup Olmadığı Problemi

Felsefe Genel
Felsefe Genel

Ahlak yasası, bireyin nasıl davranacağını belirleyen kurallar sistemidir. Kişi bu yasalar ile yaptığı veya yapacağı davranışlarına meşru bir zemin kazandırır. Vicdanımızın davranışlarımızı yargılaması bu yasalar ile oluşur.

Bu noktada şöyle bir sorunla karşı karşıya kalırız. Acaba bu ahlak yasaları, herkesin davranışlarını belirleyecek güçte, evrensel bir nitelik taşır mı? Yoksa göreli midir?, Nesnel midir, yoksa öznel midir? Böyle bir yasanın olanaksızlığını savunan görüşler ve olanaklı olduğunu iddia eden görüşler bu tartışmanın taraflarını oluşturur.

Evrensel bir ahlak yasasının olamayacağını iddia edenler: Evrensel bir ahlak yasasının olamayacağını iddia edenler, insanların davranışlarında temel alabilecekleri ortak bir ilkenin olamayacağı görüşünden hareket ederler. Bu görüşler şunlardır:

a) Hedonizm (Hazcılık): Ahlaki eylemin değeri, eylemin sonucunda oluşan hazdan gelmektedir. Bir eylem, haz getiren veya hazzı amaçlayan bir eylem ise doğru eylemdir. Haz veren şeylerin kişiden kişiye değişmesi nedeniyle evrensel bir ahlak yasasından söz edilemez. Bu görüşün temsilcileri, Epiküros (Epikür, M Ö 341-270) ve Aristippos’tur. Epikuros manevi hazları (dostluk, sevgi gibi) önemserken, Aristippos hem manevi hem de maddi hazları önemser.

b) Egoizm (Bencillik): İnsanın eylemlerinde korunma içgüdüsüyle hareket etmesinden dolayı kendisi için iyi olanı aradığını, kişisel istek ve çıkarlarını ön planda tuttuğunu iddia eden bu anlayış evrensel bir ahlak yasasını ve değerlerini kabul etmez.

c) Anarşizm: Devlet ve yasalar olmadan, insanların daha iyi yaşayabileceğini öne süren bu görüş de bireyselliği temele alır. Devlet ve yasalar, insanın doğasını bozduğu, insan davranışlarını kısıtladığı, yaratıcılığını yok ettiği için karşı çıkılması ve yıkılması gereken olgulardır.

Evrensel ahlak yasasının varlığını kabul edenler: Evrensel ahlak yasasının varlığının kabul edilmesinden kastedilen, bütün insanların davranışlarında temel alabilecekleri ortak bir ilkenin var olduğudur. Bu görüşü savunanlar iki gruba ayrılır:

1. İnsanın öznel yaşantıları ve istekleri ahlak yasasını belirler. Faydacı ve sezgici ahlak kuramları bu grubun içerisindedir. Faydacı ahlak anlayışını savunanlar, insanın doğası gereği acıdan kaçıp hazza ulaşmak isteyen bir yapısı olduğunu, bu nedenle deahlaki eylemlerinde daima mutlu olmayı hedeflediğini söylerler. Ancak mutluluğa tek başına değil toplum içerisinde ve toplumsal yarar çerçevesinde ulaşılabileceğinden“ olabildiğince çok insanın, olabildiğince çok mutluluğu” ilkesi ahlak yasasının belirleyicisidir. Jeremy Bentham (1748-1832) ve John Stuart Mill (1806-1873) bu görüşün temsilcilerindendir. Utilitarizm’in (faydacı ahlak) kurucusu olan Bentham “olabildiğince çok sayıda insanın olabildiğince mutluluğunu” amaçlar. Mill de toplumun çoğunluğunun faydasını önemser. Ayrıca sosyal duyguların paylaşımıyla mutluluğun daha ortak ve evrensel bir ilke haline gelmesinin sağlanabileceğini düşünür.

Sezgici ahlak görüşünü savunanlara göre ise nasıl davranacağımızın bir kuralı yoktur. İnsanlar öznel sezgileri ile iyi ve kötünün ne olduğunu bilebilir. Sezgide kural yoktur. Örnekler vardır. Geçmişten gelen birçok erdemli insanların davranışları bizler için örnek teşkil eder. Tüm insanlarda aynı davranışların görülmesi sezginin ortak bir özellik olmasındandır. H.Bergson (1859-1941) bu görüşü savunan filozoflardan biridir. Bergson’a göre iki türlü ahlak vardır: kapalı ahlak ve açık ahlak. Kapalı ahlak, bireyin özgürlüğünü dikkate almayan ve zorlama yoluyla ya da gelenek ya da tabuların baskısıyla oluşturulmuş ahlaktır. Açık ahlak ise bireyin özgürlüğünü ön planda tutan, değişik kişilikleri hesaba katan ahlak anlayışıdır.

2. Evrensel ahlak yasası Tanrı veya doğa tarafından belirlenir. Bu görüşü savunanlara göre, bu yasa insanın karşısına bazen zorlayıcı bir ilke olarak, bazen de bir buyruk olarak çıkar. Bu nedenle insan bu yasalara uymak zorundadır. Filozofların bu konudaki düşüncelerinden örnekler verelim;

Sokrates’e (Sokrat, M Ö 469-399) göre, bireylere ahlaki eylemlerinde yol gösterecek nesnel ölçüler bilgi, erdem ve mutluluktur. Davranışların değişebileceğini ama değerlerin değişmeyeceğini savunan Sokrates’in “Kendini bil” önermesiyle dile getirdiği önerisi, erdemli bir hayatın ancak bilgiyle olabileceğini vurgular.

Platon’a (M Ö 428-347) göre; insan içinde yaşadığı koşullara göre, ahlaki davranışlarda bulunamaz; çünkü bu dünyada mutlak ahlaki değerler yoktur. Mutlak ahlaki değerler idealar dünyasındadır. Bilgelik, cesaret, adalet, yiğitlik, doğruluk gibi erdemleri içine alan tümel, saf, değişmez gerçeklikler olan “iyi idea”sına uygun davranışlar ahlakidir.

Aristoteles (M Ö 384-322) en iyi olan şeyin “orta yol” olduğunu söyleyerek, evrensel ahlak yasasını da orta yol; yani ölçülü olmak olarak belirler. “Ahlaklı olmak ölçülü olmaktır” diyen Aristoteles’e göre kendi bedenini, yeteneklerini, isteklerini bilen insan için en iyi şey, ne aşırıya kaçmak ne de azla yetinmektir.

Aydınlanma çağı filozoflarından olan Kant (1724-1804) ahlak yasasını kişiden kişiye değişmeyecek nesnel bir ölçüye bağlamıştır. O ölçü niyet ve ödev duygusudur. Ona göre bir davranış, haz veya yarar gözetilmeden, yalnızca ödev duygusundan dolayı yapılırsa ahlaki olur. Örneğin yoksul insanlara yardım eden biri bu davranışı diğer insanların kendisinin ne kadar yardımsever olduğunu düşünmeleri için yaparsa ahlaklı bir davranışta bulunmaz. Yardım etme davranışını bir şarta veya sonuca bakmadan yalnızca insani bir görev olduğunu düşünerek yapıyorsa o zaman ahlakidir. Kant’ın ödev ahlakı sonucun değil niyetin önemli olduğunu vurgular. Bu yasayı akıl sahibi varlık olan insanın kendi aklı ve iradesiyle koyduğu kurallar olduğu için evrensel ve mutlaktır.

Türk asıllı bir filozof olan Farabi (870-950)’ye göre evrende her şey südur (taşma) yolu ile Tanrı’dan oluşmuştur. İlk ve zorunlu olarak Tanrı’dan çıkıp gelen etkin akıl insanın Tanrı’yı ve diğer varlıkları bilmesini sağlar. En yüksek iyi, Tanrı’nın ve evrenin bilinmesidir. Gerçek varlık Tanrı olduğu için, evrenin yasalarının temelinde de Tanrı’nın yasaları vardır. İşte iyi davranış bu yasalara uygun davranıştır. Bunlara uymamak ise kötüdür.

Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli gibi Anadolu bilgeleri, gönül terbiyesine dikkat çekmiş, maddenin ve dünyanın geçiciliğini işleyen ahlak ve düşünce sisteminin (tasavvufun) doğup yayılmasını sağlamışlardır. Anadolu bilgelerine göre tek gerçek Tanrı’ dır. Tanrı’ya korkuyla ya da bir yarar için değil, aşkla yaklaşılır. Diğer varlıklarda Tanrı’nın görünüşleri olduğu için onlar da Tanrı adına sevilir. Tanrı’ya ve yaratılmış diğer varlıklara duyulan aşk ahlaki eylemlerimizi belirler.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*