Felsefe.gen.TR

Farabi Kimdir?

04.11.2019
Farabi Kimdir?

Farabi, Fars asıllı olduğu tahmin edilen İslam filozofudur. Farabi; 873 (Hicri 259) senesinde Türkistan’ın Farab şehrinde doğmuş ve ilk eğitimini de burada almıştır.

FARABİ

Farabi aldığı eğitim sayesinde Arapça, Farsça, Grekçe ve Latinceyi iyi seviyede öğrenmiş ve bununla birlikte bu birikimin getirdiği yetiyle Aristoteles’in ve Platon’un eserlerini okumuş ve irdelemiş, Ebu Bekr Serrac’tan da gramer ve mantık dersleri almıştır.

Bu irdeleme ve derslerden sonra kendini felsefeye adayan Farabi Yuhanna bin Haylan’la birlikte felsefe çalışmaları yürütmüştür. Vaktini felsefi düşüncelerini kaleme almakla geçiren Farabi, bu düşüncelerini Arapça olarak kaleme almıştır.

Farabi

Farabi

Farabi yalnızca felsefeyle değil ayrıca müzik, matematik ve bilimsel yöntem alanlarıyla da ilgilenmiştir. Öyle ki “kanun” isimli çalgı aletini Farabi’nin bulduğu söylenmektedir. Farabi ayrıca bilimleri sınıflandırmasını da yapmıştır.

Farabi bilimleri; fizik, matematik ve metafizik ilimler diye üçe ayırmıştır. Onun bu metodu, Avrupalı bilginler tarafından ancak on üçüncü yüzyılda kabul edilmiştir.

Hava titreşimlerinden ibaret olan ses olayının ilk mantıki izahını Farabi yapmıştır. O, titreşimlerin dalga uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını, deneyler yaparak tespit etmiştir. Bu keşfiyle musiki aletlerinin yapımında gerekli olan kaideleri de bulmuş ve az önce bahsettiğimiz gibi kanun aletini geliştirmiştir.

Aynı zamanda tıp alanında da çalışmalar yapan Farabi, bu konuda çeşitli ilaçlarla ilgili eserler kaleme almıştır.

FARABİ  ve FELSEFE

Asıl adı Muhammed bin Tahran bin Uzlug olan ve Batı kaynaklarında Alpharabius adıyla anılan Farabi, medrese öğrenimini Rey ve Bağdat’ta gördükten sonra, Harran’da felsefe araştırmaları yaptığı yıllarda tanıştığı Yuhanna bin Haylan’la birlikte Aristoteles’in yapıtlarını okuyarak Gezimciler Okulu’nun ilkelerini öğrenmiştir.

Halep’te Hemedani hükümdarı Seyfüddevle’nin konuğu olan Farabi, Arap ülkelerinde yaşamış, Türk kimliğini ve Türk törelerini yaşatmaya çalışmış, İslam aleminde Ebul Hasan el-Beyhaki, İbn-el-Kıfti, İbn Ebu Useybiye, İbn el-Hallikan adlı yazarlar tarafından sıkça yorumlanmıştır.

Farabi, Aristoteles’in ortaya attığı madde ve form kavramını hiçbir değişiklik yapmadan benimsemiş, eşyanın oluşumunda, yani yaradılışta madde ve formu ya da onun deyimiyle suret’i iki temel ilke olarak görmüştür.

Farabi’nin fiziği de metafiziğe bağlıdır. Buna göre, evrenin ve eşyanın özünü oluşturan dört öge (toprak, hava, ateş, su) ilk madde olan el-aklül-faalden çıkmıştır Söz konusu dört öge, birbirleriyle belli ölçülerde kaynaşır, ayrışır ve içinde bulunduğumuz evreni (el-alem) oluştururlar.

Farabi insanı tanımlarken “Âlem büyük insandır; insan küçük alemdir.” diyerek bu iki kavramı birleştirmiştir.

İnsan ahlakının temeli, ona göre bilgidir; akıl iyiyi kötüden ancak bilgiyle ayırır. İnsan için en yüksek en yüksek erdem olan bilgi, insan beyninin çalışması sonucu elde edilemez; çünkü tanrısaldır, doğuştandır.

Bilimin ise üç kaynağı vardır: duyu, akıl ve nazar.

Farabi, "İkinci Öğretmen" olarak da bilinmektedir.

Farabi, “İkinci Öğretmen” olarak da bilinmektedir.

FARABİ’NİN VARLIK ANLAYIŞI

İnsan aklının ulaşabileceği en genel kavram olduğu için tanımlanamaz bulduğu “varlık” Fârâbî’nin düşünce sisteminde en yetkin olan İlk Sebep yani Tanrı’dan yetkinliğin en alt düzeyinde bulunan “ilk madde”ye (heyûlâ) kadar inen bir sıradüzeni içinde yorumlanır.

İlk Sebep’ten sonra sırasıyla “ayrık akıllar”, “faal akıl”, “nefis”, “suret” (form) ve “madde” gelir.

Varlığı zorunlu ve zorunsuz varlık şeklinde iki kategoride ele alan Fârâbî, zorunsuz varlıklar ile zorunlu varlık yani Tanrı arasındaki ilişkiyi “sudûr teorisi” ile açıklar. Ona göre her türlü iyilik ve yetkinliğin kaynağı olan Tanrı âlemi amaçlamış olamayacağından, âlem, ondan bir tür zorunlulukla ve “taşmak” (sudûr, feyezan) suretiyle var olmuştur.

Salt akıl olan Tanrı’nın kendi özüne ilişkin mutlak bilinç ve bilgisinin bir sonucu olarak ondan “ilk akıl” sudûr etmiş/taşmıştır. Tanrı’ya nispetle “zorunlu”, fakat özü bakımından “zorunsuz” (mümkün) varlık olan ilk akıl bunun bilincinde olduğundan çokluk karakteri taşımaktadır ve bu durum ondan ikinci akıl, birinci gökküresinin nefis ve maddesinin taşmasına sebep olur.

Bu süreç ve işleyiş ay-altı âlemdeki her türlü değişmenin ilkesi sayılan onuncu yani faal akla kadar devam eder.

FARABİ’NİN İLİMLERİ TASNİFİ ve MANTIK ANLAYIŞI

Farabi ilimleri sınıflandırmak amacıyla kaleme aldığı “İlimlerin Sayımı” (İhsâ’ü’l-ulûm) adlı eserinde, her birinin tanımı, teorik ve pratik açıdan değeri ile eğitim-öğretimdeki önemini belirttiği ilimleri sırasıyla dil, mantık, matematik, felsefe ve medenî ilimler olmak üzere beş ana başlık altında toplar.

Özellikle mantık alanındaki başarılarıyla dikkat çeken Fârâbî mantığı “kavramlar” (tasavvurât) ve “hükümler/önermeler” (tasdîkât) olmak üzere iki kısma ayırır.

Mantık adının etimolojisini de dikkate alarak mantık disiplininin iki işlevinden aklın kavram ve düşünce üretimiyle ilgili olanını “iç konuşma”, söz ve söyleme ilişkin olanını da “dış konuşma” olarak değerlendirir.

Mantık disiplinini bir bakıma gramere benzeten filozofa göre mantık bütün insanlığın ortak paydası olan düşünmenin/düşüncenin kanunlarını ortaya koyarken, gramer bir milletin diline ait kuralları verir. Diğer bir deyişle gramer hatasız konuşmanın, mantık ise doğru düşünmenin kurallarını içerir; gramerin dil ve kelimelerle ilişkisi ne ise mantığın akıl ve kavramlarla ilişkisi de odur.

Farabi’nin mantık alanına getirdiği bir yenilik de felsefe, cedel, safsata, hitabet ve şiirin “beş sanat” olarak değerlendirilmesidir.

İlgili konular:

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...