Felsefe hakkında her şey…

Henri Bergson

05.11.2019
4.141
Henri Bergson

Henri Bergson, 18 Ekim 1859 ila 4 Ocak 1941 tarihleri arasında yaşamış olan Fransız filozoftur.

18 Ekim 1859’da Paris’te doğan Bergson, İngiltere’den gelip Fransa’ya yerleşmiş olan Yahudi bir ailenin çocuğudur. Condorcet Lisesinde ortaöğrenimini tamamladıktan sonra 1877 yılında açılan bir genel retorik müsabakasında onur ödülü almış ve yine aynı yarışmada matematik ödülünü de kazanmıştır. Pascal tarafından çözümsüz bırakılan bir problemi çözerek kazandığı bu matematik ödülü onun matematikte Pascal’la boy ölçüşecek kadar yetenekli olduğu fikrini doğurmuştur; fakat Bergson, felsefeyle uğraşmayı matematikle uğraşmaya tercih etmiştir.

Henri Bergson, 1878’de Ecole Normale Superieure’e kabul edilmiş ve 1881 yılına kadar burada felsefe eğitimi almıştır. O dönemin Katolik felsefesinin önde gelen isimlerinden Léon Ollé-Laprune’ün ve filozof Emile Boutroux’nun öğrencisi olmuştur.

1881’de Ecole Normale Superieure’den mezun olduktan sonra ilk olarak Angers Lisesinde, 1883’te de Carcassonne Lisesi ve Clermont-Ferrand’daki Blaise-Pascal Lisesinde felsefe dersleri vermiştir. 1888’de Paris’e dönmüş ve Paris Rollen Kolejinde dersler vermeye devam etmiştir. 1889-1897 yılları arasında Henri IV Lisesinde de öğretmenlik yapan Bergson aynı zamanda 1900’e kadar Ecole Normale Supérieure’de konuşmacı olarak görev almış, yine bu tarihte College de France’a profesör olarak atanmıştır.

Bergson 1901’den itibaren Ahlaki ve Siyasi Bilimler Akademisine, 1914’te Fransız Akademisine üye seçilmiştir. Aynı sene Bergson’un başlıca eserleri Katolik Kilisesi tarafından ‘yasaklanan kitaplar’ listesine alınmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Bergson gündemdeki konular üzerine kısa yazılar yazmıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Cenevre’de kurulan Milletler Topluluğunun Entelektüel İş Birliği Komisyonuna başkanlık yapmıştır.

Filozof yönü olduğu kadar sanatçı yönü de bulunan Bergson’un eserleri gayet kısa ve akıcı, aynı zamanda bol nüktelerle süslenmiş bir üslupla kaleme alınmıştır. Onun ifadeleri basit ve doğaldır.

Bergson edebî kariyerinde felsefe ve entelektüel kültüre katkılarından dolayı 1927’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştır. 1932’de, Grenoble Üniversitesinde felsefe profesörü olan Jacques Chevalier’ye, kendisini en doğru anlayan kişi olduğu için, yeni çıkarılan Bergson madalyasını kendi eliyle takmış, 4 Ocak 1941’de seksen bir yaşında Paris’te ölmüştür.

Bergson’un düalist spiritüalist felsefesini şekillendiren temel ayrımlar, “madde ile hayat” ve “ruh ile beden” arasında ortaya çıkan başkalıkta yatar. Madde, ölçülebilir olmak, niceliksel ilişkilerle kayıtlı olmak, determine edilebilir ve homojen parçalara ayrılabilir olmak gibi özelliklere sahiptir. Bu özelliklerle, zekânın bilme şekli ve yöntemi sanki birbirleri için tasarlanmıştır. Madde, kendisini zekâya ve onun kavrayışına sunmak, zekâ da sanki maddi ilişkiler ve süreçleri bilmek ve kavramak için var olmuştur. Bu bakımdan zekâ, kendisini madde âleminde evinde gibi hisseder demiştir Bergson.

Öte yandan zekâ; konu hayat, ruh, yenilik, oluş ve yaratma olduğunda bocalar ve bunların özgün doğasına nüfuz edemez. Maddi sahada çalışmaya yatkın ve alışık olduğu üzere oradaki yöntem ve işleyişi bu sahaya yansıtır böylece büyük bir hatanın içine düşülmüş olur. Artık parçalanamaz olan oluş, yaratma, yenilik, hayat ve ruh olayları ölçülmeye, parçalanmaya, niceliksel ifadelerle betimlenmeye ve önce homojen parçalara ayrılarak ardından da yeniden kurulmaya ve bütünlenmeye çalışılır. Böylece tam bir yabancılaşma ve indirgemeciliğin doğuşuna sebep olunur. Zekânın bu indirgemeci ve çözümleyici tavrı karşısında; oluşu, yaratmayı ve tinselliği sezgi yetisi kavrar ve bütünlüğü kurar.

Bergson felsefesinin özü, onun zaman ve süre ayrımında gizlidir. Bergson’a göre zaman statik olarak saatle ölçülen şeydir. Süre ise dinamik, özgür ve yaratıcı olan, yaşanan zamandır. Öznenin zamanıdır ve asıl zaman budur. Matematik zaman ile yaşanan zaman birbirinden farklıdır. Gerçek zaman, yaşanan zaman, sürekli bir değişme ve oluştur. Bu nedenle ölçülüp parçalanamaz.

Bergson’a göre varlık, madde ve fizik gerçekliğe indirgenemez. Aksine varlığın temelinde, adına hayat hamlesi (élan vital) dediği ve yaratma gücü ve isteği olarak betimlenen, tinsel ve canlı bir güç görmektedir. Hayat hamlesi, başlangıçtan çizilmiş bir planı veya rotayı takip etmediği için bu süreç, finalizmle açıklanamaz. Zira hayat hamlesi, özgür ve yaratıcı hamlelerle kendisini açar. Böylece bitki, hayvan ve insan olmak üzere, maddi ve fizik evren içerisinde, hayat ve ruhsallık açığa çıkar. Hayat hamlesi, tinsel (spiritüel) ve canlı bir güç olarak kendisini açarken bitkilerde, hayvanlarda ve insanda, farklı doğrultularda ve farklı düzeylerde canlılık ve bilinç katmanları oluşur. Bu farklı düzey ve katmanların sebebi, hayat hamlesinin doğrusal bir hat üzerinde açılmamış olmasıdır. Hayat hamlesinin bir havai fişeği andırırcasına değişik istikametler ve düzeylerde patlaması bu hareketin finalizm ve mekanizmle açıklanamazlığını ve bilinen evrim kuramlarının hiçbirine benzemediğini ortaya koyar. Burada evrimi idare eden mekanizma ne doğal ayıklanma ne de ortama uyum sağlamadır. Evrim Tanrı ile içten bağlantılı bir yaratma hadisesidir. Varlığın temelinde bulunan tinsellik ve Tanrısallık, bu felsefenin teist yorumlara açık ve yatkın oluşunu anlaşılır kılmaktadır.

Bergson’da varlığın genel yapısı ile özne anlayışı arasında sıkı bir ilişki vardır. Hayat, mekanizm ve materyalizmle açıklanıp tüketilemediği gibi, bilinç ve öznede de aynı durum geçerlidir. Hayatın ve ruhun oluşlarında tekrarlanış ve geriye dönüş yoktur. Daima ileri doğru bir devinim ve atılım söz konusudur. Hayatı yaratıcı evrim kuramıyla açıklayan Bergson, bilinç ve özne tasarımını da bu özgürlük ve dinamizm esasına dayandırır. Bu nedenle derin ben ve yüzeysel ben arasında temel bir fark görür. Yüzeysel ben, gündelik olaylara dönük olduğundan, yarı otomatize bir hale gelmişken, asıl ben dediği derin ben, derin hafıza ile ilişki halinde dinamik bir psikolojik gerçekliktir. İnsan kişiliğinin özü de budur.

Ruhun varlığı ve etkinliği hem evrenin bütününde hem de insan varlığında temellendirilmeye çalışılmaktadır. Ruh, hafıza ve bilinçle sıkı ilişki içerisinde, bedenli varoluş esnasında teşekkül eder. Ruh, insan varlığının yaşantıları ve deneyimleri çerçevesinde, diğer bir deyişle, varoluş süreci içerisinde teşekkül ettiği için, yani her insan kendi benini kendi seçimleriyle oluşturduğu için, Bergson felsefesinin egzistansiyalizm ve personalizm gibi akımlara da düşünsel bir temel oluşturduğu söylenebilir.

Bergson’un hafıza kuramı, benlik kuramını tamamlar. Derin ben ve yüzeysel ben arasında görmüş olduğu ayrım aslında iki tür hafızadan kaynaklanır. Bunlardan biri gündelik hayatın gereklerini yerine getirmeye yarayan yüzeysel hafıza, diğeri de kişiliğimizin ve benliğimizin esasını oluşturan yaratıcı ve özgür olan derin hafızadır. Bergson, bilinç-beyin özdeşliği kuramını reddettiği gibi, hatıraların beyinde lokalize olduklarını söyleyen görüşü de eleştirir. Hafızayı; bilinç ve beyinle ilişkili olmakla birlikte, onlardan birine indirgeyen bütün kuramlara karşıdır. Ona göre hafıza, ruhsal tecrübenin esasıdır.

İnsan varlığı, hayat hamlesinin açılımında ortaya çıkan en yetkin, karmaşık ve özel bir varlıktır. Evrim, insanoğlu üzerinden beşerileşerek kültür ve uygarlığı yaratmaktadır. Bu bakımdan sanatçılar, düşünürler, dâhiler, ahlâk ve din kahramanları; yaratıcı-dinamik-evrimsel süreci kendilerinde devam ettiren, evrimin manasını kavramış, onunla temas kurmayı başarmış özel varlıklardır.

Bergson’un getirmiş olduğu en büyük yenilik belki de plüralizme kapı aralamış olmasıdır. Bu plüralizm, hem varlık düzeninde hem de onunla temasta bulunan canlıların özellikle de insanın- bilme yeti ve süreçlerinde kendisini gösterir. İnsan, evrensel oluş ve yaratmanın en tam ve özgür varlığıdır. Özgürlük, hayat hamlesinin doğasından gelir ve insanın özünü oluşturur. Bergson her türlü kolektivist ve sınıf çatışmasına dayalı, otoriter ve totaliter rejim ve ideolojilere mesafelidir. Bunların insan doğasını örselediğini ve kişiliği baskı altına aldığını düşünür. Böylece o, açık toplum, şevk ve sevgi ahlâkı ile dinamik dinlerin özü olan mistisizme dayalı plüralist, spiritüalist bir sosyal felsefeye de ulaşır. Bu sonuç, bir tarz umut felsefesi olarak da okunabilir.

Bergson’un önemli eserleri arasında şunlar sayılabilir; Bilincin Doğrudan Doğruya Verileri Üzerine Deneme, Madde ve Hafıza, Gülme, Metafiziğe Giriş, Yaratıcı Evrim, Ruhsal Enerji, Süre ve Zamandaşlık, Ahlâk ve Dinin İki Kaynağı, Düşünce ve Devingen.

İlgili konular:

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...