Davranışçılık Nedir?

Davranışçılık Nedir?
Davranışçılık Nedir?

Davranışçılık, insan ve hayvan davranışları inceleyen psikoloji alanına verilen addır. Amerikan ruhbilimcisi John Watson (1878-1958), pozitivizm ve pragmatizmi ruhbilime uygulayarak, ruhbilimin bir davranışlar bilimi olduğunu ileri sürmüştür.

Ona göre ne özdeği algılayan duyu ve ne de düşünceyi gerçekleştiren ruh gözlenemez, ancak kaslar ve salgı bezlerinin gerçekleştirdiği davranışlar gözlenebilir. Nesnellik ne duymakta ne de düşünmektedir, ancak davranmak’tadır. Pozitivist ve pragmatist görüşe uygun olarak nesnel bir ruhbilim elde etmek istiyorsak (ki bu durumda artık ruhbilimin ruhluğu kalmıyor ve behaviourisme oluyor) içsel değerler olan duyguları ve düşünceleri değil, dışsal değerler olan davranışları incelemeliyiz.

Daha açık bir deyişle, insanların ne duydukları ve ne düşündükleri önemli değil, ne yaptıkları önemlidir. Bu konuda yaptığımız incelemeler bize gösterecektir ki insan davranışıyla hayvan davranışları arasında bir aşama ayrılığı yoktur. Örneğin bir tehlikeden insan da kaçar, hayvan da kaçar.

Her iki davranış aynıdır ve insan zekası bu davranışta hiçbir rol oynamamaktadır. Öyleyse önemli olan ne özdeksel algı ne de bilinçsel ruhtur, sadece davranıştır. Davranış, çevreye uymak için yapılan bir eylemdir.

Pozitivist ve pragmatist Watson’a göre bilim, ancak gözlenebilen olgular’la uğraşabilir. Örneğin yaşanan bir heyecanın bilinçsel özelliği önemli değildir, organizmadaki tepkisel özelliği önemlidir. Bir hayvanın kızdığını davranışından anlarız, onun bilincini inceleyemeyiz. İnsan da, bu bakımdan, hayvandan hiç de farklı değildir. Kişisel bilincinde neler olup bittiğini bilmeyiz, davranışını bilebiliriz. Davranışçılık böylece usu, bilinci, duyuyu ve soyaçekimi yadsımakta ve sadece olgucu bir alanda gözlemler yapmakla yetinmektedir.

DAVRANIŞÇILIK AKIMININ TARİHSEL GELİŞİMİ

Psikolojide davranışçı yaklaşım, 1900’lü yılların başlarında bazı psikologların yapısalcı ve işlevselci yaklaşımlara bir karşı bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Bu hareket, bilinç durumlarının içe bakış adı verilen subjektif yöntemlerle ele alınmasını eleştirmiş ve psikolojinin bir bilim olarak doğrudan gözlenebilen ve ölçülebilen “davranışlara” odaklanması gerektiği fikrini ileri sürmüştür.

Özellikle 1913 yılında John B. Watson’un yayınladığı “Bir Davranışçının Gözüyle Psikoloji (Psychology as the Behaviorist Views It)” adlı makalesi bu konuda yeni bir çığır açmıştır. Makalede Watson, psikolojideki bu yeni bakış açısının temel özelliklerini tanımlayarak “davranışçılık” adını vermiş ve yaklaşımın isim babalığını da yapmıştır.

Davranışçılar, bir bilim olma iddiasında olan psikolojinin, diğer pozitif bilimler gibi, nesnel olması ve deneysel yöntemi kullanması gerektiğini savunmuşlardır. Bu nedenle içe bakış gibi klasik yöntemleri bırakmış ve psikolojiyi klinik ortamdan alıp laboratuvar ortamına taşımışlardır. Bunlara göre, davranış laboratuvar ortamında nesnel bir şekilde ele alınıp incelenebilir. Akıl, zihin, anlama, irade vb. gibi kavramlar nesnel olarak incelenemeyeceği için bilimsel bir değeri yoktur ve gözardı edilmelidir.

Davranışçılar insan olsun hayvan olsun tüm canlılarda öğrenme prensiplerinin aynı şekilde işlediğini savunmuşlardır. Bir farenin, bir kedinin, bir köpeğin vb. öğrenmesi ile insan öğrenmesi arasında öğrenme süreçleri açısından bir fark yoktur. Bu nedenle öğrenmeden bahsederken, insan ya da birey kavramları yerine organizma (canlı) kavramını kullanmayı tercih etmişlerdir. Bu ilkeden yola çıkarak hayvanlar üzerinde yaptıkları deneylerin sonuçlarını insanlara genellemişlerdir.

DAVRANIŞÇILIK YAKLAŞIMININ TEMEL SAYILTILARI

Davranışçı yaklaşıma göre insan zihni doğuştan boş bir levha gibidir. Doğuştan gelen bazı basit refleksif davranışlar dışında insanda yerleşik bir davranış örüntüsü yoktur. İnsanın geliştirdiği tüm davranışlar sonradan, belirli çevrelerde edinilir. Yani insanın yapıp ettiği hemen her şey öğrenilmiştir. Bundan dolayı davranışçı yaklaşımda öğrenme konusu en temel konudur.

Davranışçı kurama göre öğrenme, bireyin davranışlarında meydana gelen gözlemlenebilir değişmelerdir. Öğrenme, uyarıcılar ile tepkiler ya da davranışlar arasında bağ kurulmasıdır. Uyarıcılar belli çevrelerde ortaya çıkar. Örneğin, sınıf ortamı belli uyarıcılar barındıran bir çevre olarak düşünülebilir. Öğrenme bu çevrede yer alan belli uyarıcılarla belli davranışları davranışları ilişkilendirme süreci olarak ele alınır.

Böylece davranışçı yaklaşıma göre öğrenme, bireyin zihinsel süreçlerinden öte çevresel faktörlerden etkilenmektedir. Davranışçılar, davranış değişikliği sürecinin bireyin zihinsel süreçlerinden değil, çevresel koşullardan etkilendiği ve belli uyarıcıların belli davranışlarla ilişkilendirilerek benzer durumlarda aynı davranışların sergilendiğini iddia ettikleri için “öğrenme” terimi yerine “koşullanma” terimini kullanmayı tercih etmişlerdir. Çünkü, öğrenme esnasında organizma aktif değildir. Davranışı ortaya çıkaran ve/veya pekiştirici uyarıcılarda davranış yerleştirilir. Davranışçı kuramcılar öğrenme süreçlerini basit bir şekilde uyarıcı ile tepki arasındaki bağ olarak ele aldıkları için U-T kuramcıları (U=uyarıcı, T=tepki) olarak da anılırlar.

Davranışçı yaklaşım; basit tepkisel nitelikteki davranışlar, alışkanlıklar, bazı beceriler ve sosyal davranışları açıklamakta yeterli görünse de karmaşık zihinsel öğrenmeleri açıklamakta yetersiz kalmıştır. Davranışçı yaklaşım psikoloji ve eğitim alanında etkisini 1950’li yıllara kadar devam ettirmiş, daha sonra bilişsel ağırlıklı kuramların devreye girmesiyle yoğun etkisini kaybetmiştir. Ancak davranışçı kuramların ortaya koyduğu prensiplerden eğitim ortamlarında hâlâ çokça faydalanılmaktadır.

DAVRANIŞÇI ÖĞRENME KURAMLARI

DIŞ BAĞLANTILAR

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*