Sistematik Davranış Kuramı Nedir?

felsefe Nedir

Clark Leonard Hull, aslen mühendislik alanında eğitim almış; ancak daha sonra psikolojiye duyduğu ilgiden dolayı bu alana yönelmiştir.

Hull, psikolojide önceleri yeteneklerin ölçülmesi konusu ile ilgilenmiş, ancak daha sonra öğrenme ile ilgili çalışmalara yönelmiştir. Asıl ününü de öğrenme ile ilgili çalışmalarından almıştır. 1943’te yayınlanan “Davranış İlkeleri” adlı kitabı öğrenmeye karşı bakış açısını kökten değiştirmiştir.

Hull’un matematik kökenden gelmesi onun öğrenme konusunu ele alış biçimini de etkilemiştir ve konuyu matematiksel bir bakışla incelemiştir. Hull’a göre ideal bir kuram, geometrideki gibi önerme ve teoremlerden kurulan mantıksal bir yapıya sahip olmalıdır. Önermeler, doğrudan test edilemeyen davranışlarla ilgili genel ifadelerdir. Dolayısıyla bu genel ifadelerden test edilebilir teoremlerin oluşturulması gerekir.

Teoremler, deneysel yöntemlerle test edildikten sonra eğer sonuçlar teoremi destekliyorsa o zaman önermeler ve onları oluşturan fikirler güçlenmelidir. Sonuçlar teoremi desteklemiyorsa önermeler ya değiştirilmeli ya da tamamen terk edilmelidir. Hull’un kullandığı bu mantık anlayışı varsayımsal tümdengelim ya da mantıksal tümdengelim olarak adlandırılmıştır. Hull, kuramında davranışı açıklarken biyolojik terimler kullanmıştır: Organizma yoksunluğun sıkıntısını yaşar, yoksunluk ihtiyaçları doğurur, ihtiyaçlar dürtüleri harekete geçirir, dürtüler davranışı harekete geçirir, davranış amaç yönelimlidir ve amaca ulaşmanın yaşamsal önemi vardır. Hull, metodolojisinde ve terminolojisinde böyle bir yaklaşımı benimseyerek, psikolojinin diğer tabiat bilimleri gibi bilim dalı olduğunu göstermek istemiştir.

Sistematik Davranış Kuramının Bazı Temel Önermeleri

Dışsal uyarıcı ve uyarıcı kalıntısı

Hull’a göre dışsal uyarıcılar, duyu sinirlerine etki etmeyi başlatmaktadır. Yani dışsal uyarıcılar; sinirsel bir etki meydana getirir ki bu etki, dışsal uyarıcı ortadan kalktıktan sonra da birkaç saniye sürer. Hull, buna uyarıcı izi adını vermiştir. Hull, öğrenmenin dışsal uyarıcı ve tepki arasındaki bir ilişki değil; dışsal uyarıcının sinirsel etkisi olan uyarıcı kalıntısı ile tepki arasındaki ilişki olduğunu iddia etmiştir. Yani tepki ile ilişkilendirilen dışsal uyarıcının kendisi değil, uyarıcı izidir.

Duyusal uyarıcıların etkileşimi

Çevrede bulunan duyusal uyarıcılar çok ve çeşitlidir. Bundan dolayı hangi uyarıcı ya da uyarıcı örüntüsünün davranışı meydana getirdiğini söylemek çok güçtür. Hull’a göre bir davranışı tek bir uyarıcının meydana getirmesi çok nadirdir. Çoğu zaman davranış, birçok uyarıcının bir etkileşimi sonucu ortaya çıkar.

Öğrenilmemiş davranışlar

Hull’a göre organizma, bir ihtiyaç duyduğunda bu ihtiyacını giderebilecek tepkiler hiyerarşisiyle donanmış olarak dünyaya gelir. Örneğin; vücut sıcaklığı düştüğünde titreme, arttığında terleme gibi. Ancak bir içsel tepki biçimi ihtiyacı karşılamada etkisiz kalıyorsa, bu durumda organizma yeni tepki biçimlerinin öğrenmek durumundadır. Kısaca, doğuştan getirdiğimiz tepkiler ihtiyaçlarımızı gideremeye yetmediği zamanlarda bizler yeni davranışlar öğrenme eğilimine giriyoruz.

Öğrenmenin koşulları: Bitişiklik ve dürtü azalması

Uyarıcı tepki doğurur, tepki de ihtiyacın giderilmesini sağlarsa uyarıcı ve tepki arasındaki bağ güçlenir. Yani davranışı pekiştiren şey, ihtiyaçların giderilmesi durumudur ki Hull buna “dürtü azalması” adını verir. Birincil pekiştirme, dürtü azalması ile olur (dürtünün kendisi birincil pekiştireç görevi görür). Dürtü azalması ile ilişkilendirilen diğer uyarıcılar ise ikincil pekiştireç olarak ifade edilir. Pekiştirilen uyarıcı-tepki sayısı arttıkça alışkanlık gücü de artar.

Uyarıcı genellemesi

Benzer uyarıcılar aynı koşullu tepkiyi doğurur. Yani önceki öğrenmeler, benzer koşullar altında meydana gelecek olan yeni öğrenmelere transfer edilir. Hull buna “genellenmiş alışkanlık gücü” adını verir.

Uyarıcı-Dürtü bağı

Belli dürtüler belli uyarıcılarla ilişkilidir. Örneğin; susuzluk dürtüsünün uyarıcıları ağızda ve dudaklarda kuruma, hararet hissi vb. gibi. Belli uyarıcıların belli dürtülerle ilişkili olması, farklı dürtülerin giderilmesi için farklı davranışların öğrenilmesini mümkün kılar. Örneğin; ağzı kuruyan biri su içmeye yönelir, yemek yemeye değil.

Tepkide bulunmamayı öğrenme

Yorgunluk, olumsuz bir dürtü durumudur ve bu durumda tepkide bulunmama pekiştirici bir etkiye sahip olur. Tepkide bulunmamayı öğrenmeye “koşullu engelleme” denir.

Öğrenilmiş tepkiyi engelleme eğiliminde olan faktörler bir andan diğerine değişir.

Öğrenilmiş bir tepkinin ortaya çıkmasını engelleyen faktörlerin sabit değil, durumdan duruma göre değiştiğini ifade eder. Bu engelleme potansiyeline Hull, “salınım etkisi” adını verir. Örneğin; uyarıcı yoğunluğunun fazla olduğu bir durumda tepkinin ortaya çıkma ihtimali artarken, uyarıcı durum zayıf ise tepkinin ortaya çıkma ihtimali de azalır. Salınım etkisine dürtü durumu, uyarıcı yoğunluğu, alışkanlıklar ve motivasyon gibi faktörler etki etmektedir.

Davranış zincirindeki pekiştirme ne kadar geç yapılırsa, tepki gücü de o kadar zayıf olur.

Bu önermeye göre, gerek tek tepkiler gerekse tepki zincirleri ne kadar çabuk pekiştirilirse tepki gücü da o oranda artar. Pekiştirmenin gecikmesinde ise tepki gücü azalır. Örneğin, bir labirente konulan fare alternatif yollardan en kısa olan yolu en kolay öğrenir. Bunun nedeni Hull’a göre, en kısa yol pekiştirece en hızlı ulaştıran yol olmasının yanı sıra pekiştirece en kısa zamanda ulaşımı sağladığı için yorulma nedeniyle ortaya çıkan koşullu engelleme de en alt düzeyde olacaktır. Eğer bu en kısa yol kapatılırsa fare, mevcut yollar içinde yine en kısa yolu keşfedecek ve bu yolu kullanacaktır.

Kaynak: ATA-AÖF, EĞİTİM PSİKOLOJİSİ, Yrd. Doç. Dr. Muhammed ÇİFTÇİ

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*