Felsefe hakkında her şey…

Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu

01.01.2023
639
Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu

Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu 1901 ila 1974 tarihleri arasında yaşamış olan, Türk sosyolojisinde Ziya Gökalp ve Prens Sabahaddin ile başlatılabilecek kronolojik zincirin Mehmet İzzet’ten sonra gelen halkasını teşkil eden düşünür ve sosyologdur.

Fındıkoğlu 1901 yılında Erzurum’un Çamlıyamaç köyünde doğmuştur. Ziya Gökalp ve Türk Aile Hukuku üzerine hazırladığı doktora çalışmasını 1935 yılında Strazburg’da tamamlamıştır. 1934 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ile İktisat Fakültesinde görev yapmıştır. İçtimaiyata Giriş (1944), Hukuk Sosyolojisi (1944), Metodoloji (1945), İçtimaiyat Dersleri- Sosyoloji Doktrin ve Kolları (1971), İktisat Sosyolojisi Bakımından Sosyalizm I ve II (1976a ve b), onun 3000’in üzerindeki yayınından sadece birkaçıdır.

Çalışmalarının “çeşitliliği” ve “çok yönlülüğü”ne dikkat edilirse onun temel hedefinin “Türkiye’de yerli ve millî bir düşünce geleneği kurmak” olduğu görülür. Bu amaca yönelik olarak çeşitli monografik çalışmalar yapmış, çeviri faaliyetlerinde bulunmuş, Türkiye’nin güncel problemleriyle ilgili temel eserler ortaya koymuş, çeşitli sivil toplum kuruluşlarını ve yayın organlarını kurarak bilimsel ve felsefi birikime katkıda bulunmuştur.

Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu’nun Türk sosyolojisine önemli bir katkısı da çeşitli yönlerdeki uygulamalarını göstererek bütüncü yaklaşımı temellendirmeye çalışmasıdır. Bir diğer önemli katkısı, tarihî bakış açısıyla Türkiye’de çeşitli olguları, kuruluşları ve disiplinleri inceleyerek temel eserler ortaya koymak ve bilimsel birikime katkıda bulunmak olmuştur.

Fındıkoğlu’na göre eski ya da yeni sosyolojinin konusu “toplum (cemiyet)”dur. Sosyoloji toplum bilimidir. Sosyal realite (gerçeklik), realiteler serisi içinde ayrı bir varlığa sahiptir. Realite âlemi bir bütün olarak toptan göz önüne alındığında, onun sosyal parçası, diğer parçaları ile karmaşık ilişkiler içindedir.

Durkheim, sosyolojinin metodunu açıklarken sosyal olguların bir nesne, şey gibi ele alınması kuralını koymuş, sosyal kurumların büyük bir bölümünün bize önceki nesiller tarafından hazır olarak bırakıldığını belirtmiştir. Fındıkoğlu sosyolojinin konusunu açıklamak için (bkz. Fındıkoğlu 1971, s.113-116) Altınova adlı bir Türk şehri hayal eder. Araştırmacı bu şehirde gezerken Altınovalıların Türkçesinde örf ve âdetlerinde, edebî ve estetik zevklerinde farklılık gözler. Ameleler, öğrenciler, memurlar, askerler, emekçiler gibi farklı toplum kesimleri vardır. Araştırmacı bu şehirden ayrılıp tekrar döndüğünde Altınovalıların amele hayatı, burjuva hayatı, eğlencesi, şivesi, zevkleri, örf ve âdetlerinin bu olaylara katılan fertlerin varlıklarından ayrı bir realite teşkil ettiğini görür. Bu şehrin estetik zevki, bu zevki duyan fertlerin doğup ölmelerine ve başkalaşmalarına rağmen bir süre aynı kalmaktadır. Ortada değişmeyip nesilden nesle devredilen bir şey var. Bu şey ya her çeşit gelenek gibi donmuş bir görünüş taşır ya da estetik zevk ve dinî duygularda olduğu gibi oldukça akıcı bir şekilde görülür. Bir neslin fertleri bu şeyleri hazır ve yapılmış bulurlar.

Durkheim, ferdî şuurlardan ayrı ve bunların dışında bulunan bir ‘kolektif şuur’ kavramını kabul eder. Ferdî şuurların dışında bulunan, kendini ferde zorla kabul ettiren sosyal olaylar, kolektif şuur denen bir varlıkta yer alırlar. Fındıkoğlu’na göre de tasarlanan uzun bir zaman içinde aynı kalan Altınova’daki sosyal realitenin bu realite havası içinde yaşayan fertlerden ve iradelerden bağımsız bir çeşit kolektif şuur olaylarının varlığını kabul etmek gerekir. Askerler değişmekte, ordu durmaktadır; dindarlar değişmekte din ve cami yaşamaktadır; ameleler değişmekte amele sınıfı durmaktadır… Tek tek askerlerin dışında bir ordu realitesi, değişen memurların dışında bir memurluk realitesi, değişen amelelerin dışında bir amelelik realitesi vs. vardır.

Fındıkoğlu’na göre sosyolojinin asıl konusu olan realite budur. Fakat bir kere bu realitenin içine giren sosyolog, sonradan onun düşündüğünden daha fazla derinleştiğini görecektir. Altınova Araştırmasını tasarladığı uzun sürenin sonuna getirdiği zaman, şehrin düzeninin, kurumlarının ve âdetlerinin dengesini bozan dönüşümlere tanık olacaktır. Sınıf ve tabakalar düzeni bozuluyor, boşanmalar çoğalıyor, okullaşma düzeyi yükseliyor.

Fındıkoğlu sosyal realitedeki bu değişmeleri organizmacı-evrimci bir görüşle açıklamaya çalışıyor. Ona göre bu değişme, sosyal realiteyi görmeyi bilmeyenler için birden ortaya çıkmış ani bir olaydır. Fakat araştırılırsa az-çok uzun bir zamanın bu değişmeyi için için hazırladığı görülür. Görülüyor ki, Fındıkoğlu da Durkheim ve Gökalp gibi sosyolojinin konusunu “sosyal realite” olarak gösteriyor. Onlara katkı olarak sosyal realitenin diğer realitelerle ilişkilerini görüyor ve vurguluyor.

İLGİLİ KONULAR:

Kaynak: TÜRK SOSYOLOGLARI, s.  28-36, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2915 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1872

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...