Felsefe hakkında her şey…

Hristiyanlık temelli Orta Çağ felsefesi

02.11.2022
842

Platon ve Aristoteles gibi büyük sistem filozoflarının yapıtlarıyla bir tür zirveye ulaşan Antik Çağ Yunan düşüncesi ve buna bağlı gelişen Yunan kültürü, MS 5. yüzyıla kadar etkilerini sürdürse de ünlü felsefe tarihçimiz Macit Gökberk’e göre, artık eski gücünü yitirmiş ve zayıflamaya başlamıştır. MS 529 yılında Bizans (Doğu Roma) İmparatoru Iustinianus’un, Platon tarafından kurulan ve o sıralarda Yeni-Platoncu (Plotinosçu) eğilimi benimsemiş olan Akademia’yı kapatarak, Hristiyanlığa aykırı gördüğü Yunan felsefesinin okutulmasını yasaklaması, düşünce özgürlüğü ve farklı görüşlere tahammül açısından Hristiyan Orta Çağ’ının genel tutumuna ilişkin benzersiz bir örnektir. Gökberk, bu olayı, “Antik felsefenin sona erdiğinin dıştan belirtisi” olarak yorumlamıştır.

MS 529’da Iustinianus’un Akademia’yı kapatması, bazılarınca Orta Çağ’ın açıkça başladığı tarih olarak da görülür. Eğer Orta Çağ başlangıcı için bu kapatma ve yasaklama olaylarını temel alırsak din-temelli bir dünya kavrayışı oluşturmak için Hristiyanlığı, Plotinos’tan sonraki ikinci girişim olarak yorumlayabiliriz.

Yaklaşık MS 375 yılındaki Kavimler Göçü ve yaklaşık MS 476 yılında Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılışı gibi olayların da Orta Çağ’ın siyasi-toplumsal anlamda başlangıcı olarak yorumlandığını “Tarih” derslerinizden hatırlayacaksınız. İşte bu büyük ve kitlesel olaylar, Antik Çağ Yunan medeniyetinde serpilip gelişmiş ve felsefi-bilimsel niteliği ağır basan kültürün de varlığını tehlikeye atmıştır (a.y., s. 129). Antik Çağ’daki kültür değerlerini gelecek için korumaya alan da Katolik Kilisesi olmuş, Kilise’nin bu kültürde kendine uygun bulduğu düşünceler korunurken, aykırı buldukları da uzun yüzyıllar boyunca tarihin karanlık sayfalarına terk edilmiştir.

Katolik Kilisesi, merkezi Vatikan’da bulunan ve Orta Çağ boyunca tüm devletlerin otorite olarak tanıdıkları, eğitimden kültüre, ekonomiye, hatta savaşlara dek Avrupa’yı ilgilendiren her şey üzerinde başlıca söz sahibi olmuş bir kurumdur. Kendilerini Tanrı’nın ve İsa’nın yeryüzündeki temsilcileri olarak gören Kilise, Avrupa’da uzun bir süre Antik Çağ Yunan düşüncesinde örneği görülen tarzda bir düşünce geleneği oluşmasını engellemiştir.

Kilise’nin Antik Çağ felsefesine ilişkin benimsediklerini, “barbar” kabul ettikleri Roma-Germen toplumlarına öğretmesiyle, Antik Çağ düşüncesi, Hristiyanlaşarak Avrupa’da yayılmaya başlamıştır (a.y.). Ne var ki Antik Çağ’da Yunan toplumunun tartışmalarla, çatışmalarla geliştirdiği düşünce, önce dinden uzaklaşıp salt bilmenin kendisi için bilmeden-yani theoria etkinliğinden- duyulan mutlulukla başlayıp gitgide praxis’in ahlâk ödevlerinin ve dinsel özlemlerin yörüngesine doğru evrilirken; Orta Çağ Hristiyan dünyasındaki düşüncenin gelişimi, Yunan düşüncesiyle ilgili söylediklerimizin tam tersine bir yolu izlemiştir: Orta Çağ düşünürleri, Antik Çağ’a ilişkin benimsenen düşünceleri ve felsefeyi, “bulunmuş bir doğru” olarak benimseyip deyim yerindeyse “hazır paket program” kabul ettikleri bilgi toplamının bazı tutarsızlıklarını gidererek bu toplamın çeşitli kısımlarında onarımlar, düzeltmeler yaparak işleme yolunu seçmişlerdir (a.y., s. 130).

Kilise’nin Roma-Germen toplumları için kullandığı “barbar” terimi, Yunanca’dakinden farklı olarak, günümüzdeki anlamına daha yakındır: Barbarın, “henüz Hıristiyanlığı benimsememiş, dolayısıyla medeniyetten ve kültürden nasibini almamış” anlamına gelecek biçimde kullanılması, büyük ölçüde Kilise tarafından yaygınlaştırılmıştır.

Kaynak: TARİH FELSEFESİ I, s. 40-42, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2453 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1425

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...