Sosyolojinin Doğuşuna Etki Eden Faktörler Nelerdir?

felsefe Nedir

Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketleri ile birlikte köklü bir zihinsel, sosyal ve siyasal dönüşümün ilk adımının atıldığını görüyoruz. Bu hareketlerin sonucu olarak Orta Çağ boyunca hüküm süren mezhep bütünlüğü ve görece siyasal birlik parçalanmış ve Avrupa, yüzyıllar boyunca sürecek olan ve bugün modernite diye adlandırdığımız yeni bir tarihsel döneme girmiştir.

Bu dönem boyunca Avrupa’nın tanık olduğu pek çok değişme ve gelişme doğrudan ya da dolaylı olarak sosyolojinin doğuşuna katkıda bulunmuştur: Coğrafi keşifler ve sömürgecilikle birlikte Batının zenginleşmesi, sermaye birikimi ve kapitalizm, 1789 Fransız Devrimi, Sanayi Devrimi, kentleşme, kırdan kente göç vb. Bu gelişmelerle birlikte toplumsal düzenin bozulmasıyla oluşan kaos ortamında 19. yüzyıl düşünürleri toplumsal düzenin yeniden nasıl kurulabileceği sorusu üzerinde durmuş ve “toplum nedir?”, “toplum neden şu anda var olduğu gibi yapılanmıştır?”, “toplumlar neden ve nasıl değişirler?” gibi sorulara cevaplar bulmaya çalışmışlardır (Giddens, 2008:45).

Bu olayların sonuncunda dönemin düşünürlerini meşgul eden temel sorunlar ortaya çıkmıştır; toplumsal yapı parçalanmış, toplumsal istikrar bozulmuş ve insanlar arasında geleceğe dair büyük bir endişe hâkim olmaya başlamıştır. 19.yüzyılda sosyolojik düşünce aslında dönemin düşünürlerinin bu sorunlara yönelik geliştirmeye çalıştıkları çözümlerle birlikte şekillenmiştir.

On altıncı yüzyıldan itibaren doğa bilimlerinde yaşanan gelişmelerle birlikte doğanın yasaları keşfedildi. Aydınlanma felsefesi, Avrupa’da akla duyulan güven arttırdı ve toplumdaki bireysellik ve özgürlük fikirleri yüceltildi ve desteklendi. Sanayi Devrimi ile birlikte Avrupa’da köklü sosyal ve ekonomik değişimler yaşanması, Avrupa’nın geleneksel toplum yapısının çözülmesine sebebiyet vererek sanayileşmiş modern kentler ortaya çıkmasına ve dolayısıyla da işçi sınıfının oluşmasına yol açtı. Fransız Devrimi’nin beraberinde getirdiği toplumsal etki, bütün Avrupa’ya ve hatta dünyaya yayılarak siyasal ve toplumsal yapısı büyük bir yıkıma uğradı. Bütün bu bileşenler, sosyolojinin doğuşunu bir nevi zorunlu kıldı ve sosyoloji, bu sorunlara bir tedavi aracı olarak gelişimine başladı ve bu gelişimi de tarih boyu sürdürdü.

1. Rönesans

15 ve 16.yüzyılda İtalya’da başlayıp Avrupa’da yayılan edebiyat, güzel sanatlar ve bilim alanındaki gelişme ve yenilikleri ifade etmek için kullanılan rönesans “yeniden doğuş” anlamına gelir. Doğa bilimlerindeki gelişmeler ve bilimsel yöntemin yaygınlaşması ile doğa kanunlarının ortaya konması, yaşanan toplumsal dönüşümlerin oluşturduğu soruların da bilimsel yöntem kullanılarak cevaplanabileceği anlayışını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca deney ve gözleme dayanan pozitif düşüncenin yaygınlaşması, bilimsel, teknik gelişmelere ve sanayinin ilerlemesine yol açmış, bu da Orta Çağ skolastik düşüncesinin yıkılarak reform hareketlerinin başlamasına zemin oluşturmuştur.

2. Reform

16. yüzyıl boyunca tüm Avrupa’yı etkileyen, kilise karşıtı bir harekettir. Kültür hayatını boyunduruktan kurtarmak amacını güden Rönesans akımının din alanındaki devamıdır. Reform hareketleri ilk kez Almanya’da Martin Luther ile başlamıştır. Luther, kilisenin aşırı zenginleşmesi ve yozlaşmasına, din üzerindeki tekelciliğine, siyasetle ve dünyevî işlerle daha fazla ilgilenmesine tepki göstermiş, kısa sürede bu tepki Avrupa’nın her yerine yayılmıştır. Luther, kilise ve din adamlarının Tanrı ile kul arasındaki aracı pozisyonunu reddederek, bireyin daha özgür olmasını sağlamıştır. Batı da Rönesans hareketine uygun yeni bir din anlayışı gelişmiştir. Hristiyanlığın üç ana mezhebinden biri olan Protestanlık, reform hareketleri sonucunda doğmuştur.

3. 1789 Fransız İhtilali

Mutlak monarşi ve kilise otoritesi ile yönetilen toplum düzeninin yıkılarak, yerine eşitlik, özgürlük, kardeşlik ilkelerine dayanan yeni bir toplumsal düzenin kurulduğu, çağımızda siyasal dönüşümlerin simgesi olarak kabul edilen bir harekettir. B. de Montesquieu’nun (Monteskü, 1689-1755) politik düzenin toplumsal temelleri hakkındaki fikirleri; Voltaire’nin (Volteir, 1694-1788) düşünce özgürlüğü hakkındaki ilgisi; D. Hume’un (Yum, 1711-1776) “insan doğasının evrenselliği” kavramı ve J.J. Rousseau’nun (Russo, 1712-1778) “toplum sözleşmesi” kavramı Fransız İhtilali’nin temel dayanağını oluşturmuştur. Bu ihtilal ile mevcut toplumsal ve siyasal yapı yıkılmış, kaos ve düzensizlik meydana gelmiştir. Bu kaosu açıklama ve yok etme isteğiyle birlikte toplumda yaşanan değişimler üzerinde etkili olma çabası topluma olan ilgiyi artırmıştır.

4. Sanayi Devrimi

Üretim biçimindeki temel değişimi ifade etmektedir. Endüstrileşme yani sanayileşme ile birlikte artık temel toplumsal üretim biçimi tarımsal üretimden, endüstriyel üretimine doğru bir değişim göstermiş, insan ve hayvan gücünün yerini, motor gücüne dayalı olarak çalışan makinalar almıştır. Bunun sonucunda seri üretime geçilmesi başta ekonomik ve endüstriyel yapı olmak üzere aile, eğitim, tabakalaşma gibi toplumun temel kurumlarını ve yapısal özelliklerini değiştirmiştir. Kentlerin nüfusu artmış, geleneksel hayat tarzı değişmiş, tarım toplumlarında görülen feodal yapı, sanayi toplumlarının gelişmesi ile yerini demokrasi, eşitlik ve özgürlük anlayışına bırakmıştır. Fabrikalaşmanın artması ile kırsaldan kente göç başlamış, aile yapısı değişerek geleneksel aileden çekirdek aileye geçilmiştir. Bunun sonucunda Avrupa toplumunda büyük ölçekli değişmeler yaşanmış, laikleşme, kentleşme ve endüstrileşme hızlanmış, nüfus artmış, sınıfsal yapı değişmiş, kısacası yeni bir toplum yapısı meydana gelmiştir.

5. Aydınlanma Çağı

Aydınlanma felsefesinin benimsendiği 18. yüzyılı kapsayan tarihsel dönemdir. Bu dönemde Batı Avrupa toplumlarında geleneksel metafiziğe, değişmez kabul edilen varsayımlara ve dinsel ön yargılara karşı aklın özgürleştirilmesi gerektiğini savunan ve bilime dayanan bilgiyi referans kabul eden entelektüel bir eğilim hâkim olmuştur. Akla duyulan güven artmış, bireysellik ve özgürlük idealleri yüceltilmiştir.

6. Coğrafi Keşifler ve Teknik İlerleme

Ekonomik ve askerî olarak güçlenen Batılı devletlerin sömürgecilik faaliyetleri sonucu yaşanan gelişme ve değişmeler de sosyolojinin doğuşuna katkıda bulunmuştur.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*