Felsefe hakkında her şey…

Simone Weil

25.03.2024
124
Simone Weil

Fransız filozof Simone Weil, modern felsefenin yüzleştirici ve rahatsız edici bir figürüdür. Bunun nedeni sadece aynı anda pek çok şey -mistik, öğretmen ve fabrika işçisi, emek aktivisti ve siyasi militan, sosyal düşünür ve ahlak psikoloğu, eleştirel Marksist ve heterodoks Hristiyan teolog- olması değil, aynı zamanda düşüncesinin çarpıcı “zamansızlığı”dır.

Simone Weil analitik gelenekteki filozofların aksine, yaşam ve felsefi düşüncenin en derin etik düzeyde birbirine bağlı olduğunda ısrar etmiş; ve postmodern gelenektekilerin aksine “doğruluk”, “gerçeklik”, “kutsal”, “adalet”, “ruh” ve “Tanrı” gibi terimlerden faydalanmaktan geri durmamıştır.

Simone Weil elbette analitik bir filozof ya da proto-postmodernist değildi. Felsefeye iki savaş arası yıllarda, siyasi radikalizm, fenomenoloji ve gelişmekte olan varoluşçuluğun felsefi ortamında başladı. Çağdaşlarının çoğu gibi o da felsefeyi insanlık durumunun doğası ve zorlukları bağlamında ele aldı, ancak bunun ne anlama geldiği konusunda varoluşçulardan farklı düşündü.

Jean-Paul Sartre ve Simone de Beauvoir her şeyi bireyin Tanrı’sız bir dünyada kendi değerlerini seçme konusundaki radikal özgürlüğü açısından görürken, Simone Weil başka bir yol izledi. Onun kaygısı, kendini Tanrı’nın yerine geçecek bir figür olarak mükemmelleştirmek, değerleri mutlak bir özgürlükten yaratmak değil, diğer insanların gerçek varoluşlarıyla yüzleşmek ve onlara katılmaktı. Sartre’ın varoluşçuluğu onu ahlakın nasıl mümkün olduğunu gösterme zorluğuyla karşı karşıya bırakırken, Simone Weil ahlakın kısmi ve kusurlu tezahürleri olsa da insan yaşamının ve deneyiminin temel ve asli bir biçimi olarak mümkün olduğunu kabul etmiş ve ahlakı önemsemenin ne olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır.

Simone Weil kimdir?

Simone Weil, 1909’da ataları Musevi olmakla birlikte kendisini ve büyük erkek kardeşini agnostik olarak büyüten bir ailenin çocuğu olarak Paris’te dünyaya geldi. Hayatı boyunca baş ağrıları ve sinizütten dolayı acı çekti.

Weil’in on iki yaşında Antik Yunanca öğrenerek ileri düzeyde kitapları okuyabilmesi ileride sergileyecek yeteneklerinin bir ön habercisiydi. École Normale Supérieure‘deki sınıfının ikincisi olmuştu.

Simone Weil

Simone Weil

1919’da on yaşındayken Bolşevik olduğunu ilan eden Simone Weil gençliğinde işçi hareketine katıldı. Politik yazılar kaleme aldı, gösterilerde yürüdü ve işçi haklarını savundu.

1931’de öğretmenlik diplomasını alarak Le Puy adlı kız okulunda felsefe öğretmeni oldu. Öğretmenliğinin yanı sıra tüm eleştirilere rağmen Marksizme inanan bir kişi olarak işsiz ve grevdeki işçiler arasına girerek yerel politik eylemlere katıldı. Sonraları Marksist görüşlerinden vazgeçmesine rağmen demokratik ve kapitalist toplumlara ilişkin görüşlerini yazmaya devam etti.

Simone Weil kapitalizm ve sosyalizmin sınırları hakkında kötümser bir görüşe sahipti. 1934’de sıra dışı metotları sebebiyle öğretmenliği bırakmaya zorlandı ve Paris fabrikasında çalışmaya başladı. Kötü sağlığı ve eksik fiziksel gücü sebebiyle fabrikada fazla çalışamadı.

1936’da öğretmenliğe geri dönmüş ancak artık tüm şevkini kaybetmişti. Aynı yıl İspanya’ya gider ve İspanya İç Savaşı’nda anarşist cepheye katılır. Silah kullanmaz ancak cephe gerisinde çalışır. Kaynar suyla yaralanır ve Fransa’ya geri döner.

Savaştan sonra Simone Weil ilgisini dine yöneltir. Tanrı ve onun kendi yaşamı ile ilgili iradesi hakkında daha fazla şey keşfetmenin peşine düşmüştür. İlk mistik deneyimini Solesmes Manastırında keşişlerin söyledikleri ilahileri dinlerken yaşar. Bu deneyiminden sonra hayatının geri kalanını Tanrı’nın kendi yaşamıyla ilgili iradesini keşfetmeye ve deneyimlerinin entelektüel sonuçlarını ifade etmeye adamıştır.

Simone Weil‘e 1943’de tüberküloz teşhisi konmuştur. Doktorları tarafından dinlenmesi ve iyi bir diyet programı takip etmesi istendi ancak o, politik eylemlere katılmaya, ülkesindeki direniş sebebiyle duyduğu üzüntüyle yiyeceğini ülkesindeki insanlarının yiyeceği oranında kısıtlar ve çoğu kez çok az yiyecekle yetinir. Paraya önem vermeyişi özel bir tedavi kabul etmesine izin vermez. Sağlığı gittikçe kötüleştiğinden İngiltere’de Ashford’da bir sanatoryumda yatmak zorunda kalır.

Kimilerince 20. yüzyılın en ilginç filozoflarından kabul edilen Simone Weil, 1943 yılının ağustos ayında 34 yaşındayken kalp yetmezliğinden dünyaya gözlerini kapar. Ölüm raporunda şu ifadeler yer alır:

“Merhum, zihin dengesini yitirerek yemek yemeyi reddedip kendini öldürmüştür.”

Çoğu eseri ölümünden sonra yayınlanmıştır.

Simone Weil‘i evinde ağırlayan ve kendisine yazı taslaklarını vererek eserlerinin günümüze taşınmasına ön ayak olan Gustave Thibon, Weil’in ilk basılan eseri La Pesanteur et la Grace‘ın önsözünde şunları söylemektedir:

“Yarım yüzyıl önce yazılan bu satırlara ne ekleyebilirim? Tin için ışık ve ruh için besin olan Simone Weil’in yapıtının güncelleştirilmeye gereksinimi yoktur, çünkü bu yapıt, bütün zamanların ve bütün yerlerin dışına taşan varlığın doruğundan çıkmaktadır. Platon’un veya Marc-Aurele’in bir düşüncesine, Eschyle’in bir dizesine veya bir Shakespeare kahramanının çığlığına nasıl tarih koyabiliriz? Aynı şey Simone Weil için de söz konusudur. Gerçek ışık sönmüyor ve gerçek kaynakların yenilenmeye gereksinimleri yoktur….”

Simone Weil, Andre Gide için “Bu yüzyılın en spiritüel yazarı”, Camus için “zamanımızın en büyük ruhu”, T.S.Eliot için “bir azizin sahip olduğu türden deha sahibi bir kadın” idi. Eleştirmen Leslie Fiedler ise onu yabancılaşma çağında aziz olarak yabancı” biri olarak tasvir etmişti.

Yazan: Sosyolog Ömer Yıldırım

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...