Fenomenoloji (Görüngübilim) Nedir, Ne Demektir?

Fenomenoloji (görüngübilim) kavramı, “duyulayabildiğimiz dış dünyanın gerçekliği” anlamına gelen “fenomen” sözcüğünden türetilen hâliyle ilk olarak Alman filozof Hegel tarafından 1807’de yazılan “Aklın Fenomenolojisi” adlı eserde kullanılmıştır. (Fenomen Nedir?). Felsefi bir kavram olarak fenomenoloji kavramının ise Kant’ın “dünyanın gerçekte, kendi içinde nasıl olduğunu bilmemizin imkânsız olduğu, dünya hakkındaki bilgimizin sınırlı algılarımıza dayalı olduğu” düşüncelerine dayandığı söylenebilir.

Fenomenoloji Nedir?

Fenomenoloji, fenomen üzerine gerçekleştirilen sorgulama ve araştırma çabasıdır. Fenomenoloji insan deneyimlerinin bazı bilimlerde yapılan nedensel ve nesnel açıklamalar yerine bunlardan bağımsız olarak betimlenmesini amaçlayan bir felsefe anlayışıdır. Bu anlayış fenomenlere odaklanmaktadır. Yani fenomenolojide amaç fenomenlerin özünü kavramaktır.

Fenomenolojiye göre fiziksel dünya herkes için aynı anlamı taşıyan, bireylerden bağımsız bir gerçekliğe sahip değildir. Diğer bir deyişle fiziksel dünya görelidir, insanların kendisine yüklediği anlamlara ve yorumlara bağlıdır. Örneğin fenomenolojiye göre anahtar, vida veya jant gibi şeyler aslında yoktur; bunların hepsi farklı biçimler verilmiş ve farklı işlevlere sahip olan metallerdir.

Diyelim ki Afrika’da kabile hâlinde yaşayan ve hayatında hiç anahtar görmemiş birine bir anahtar gösterip ne olduğunu sorduk. Bu kişi, anahtara bizim yüklediğimiz anlamları yüklemeyecektir. Onun için bu nesnenin bizim için olduğu gibi bir anlamı yoktur. Anahtarın bu kişi için var olabilmesi için bu kişinin anahtara bir anlam yüklemesi, anahtar hakkında bir yorum yapabilmesi gerekir. Dolayısıyla fenomenolojiye göre fiziksel dünya herkes için aynı olan bir gerçekliğe sahip değildir. 

Bu görelilik durumu, toplumsal dünyada, fiziksel dünyada olduğundan daha belirgindir. Örneğin nehirler, çiçekler, kayalar, insanlar onları nasıl etiketlerse etiketlesin, nasıl nitelerse nitelesin vardırlar; yani insanlardan ve insanların sınıflandırmalarından bağımsız bir şekilde fiziksel olarak mevcutturlar. Ancak aynı şeyi toplumsal dünyadaki kavramlar için söylemek pek mümkün değildir (Slattery, 1991:142). Mesela ‘yoksulluk’ ya da ‘ceza’ gibi kavramlar, tamamen insanların belirli durumları tanımlayabilmek amacıyla anlamlandırmalarından, yani insanların yarattığı anlamlardan ibarettirler.

Yoksulluğun ya da cezanın var oluşu, gerçekliği, insanların bu kavramları algılamalarına, bunlara yükledikleri anlam ve yorumlara bağlıdır. Bu kavramların bu algı, anlam ve yorumlardan bağımsız bir gerçeklikleri yoktur. Nitekim aynı eylem veya durum birçok farklı şekilde yorumlanıp anlamlandırılabilir. Örneğin bir ölüm olayı kaza, intihar, cinayet, ecel gibi çok farklı şekillerde yorumlanabilir. Ya da bir insanı öldürmek, bazı durumlarda suç sayılırken bazı durumlarda bir mecburiyet, hatta bazen bir kahramanlık olarak yorumlanabilir. Bu durum, insan bilgisinin göreli olduğunu göstermektedir.

Husserl ve Fenomenoloji

Fenomenoloji, Edmund Husserl tarafından geliştirilen, gündelik yaşamda sorgulamaksızın verili kabul ettiğimiz gerçekliğin bilincimiz tarafından nasıl inşa edildiğini anlamaya çalışan felsefi bir ekol, felsefi bir araştırma yöntemidir (Srubar, 2005:557). Gündelik yaşamları sırasında insanların etraflarındaki dünyayı sorgulamamaları, bu dünyanın gerçekliğini kendiliğinden, doğal bir tutumla verili kabul etmeleri, fenomenolojik yaklaşıma göre bir sorun yaratmaktadır. Bu ‘doğal tutum’, başka bir şey olabileceği doğrultusundaki bütün şüpheleri askıya alarak, gündelik dünyanın gerçekliğini kabul eden tutumdur (Swingewood, 1998:316).

Edmund Husserl, fenomenolojinin kurucusu sayılmaktadır.
Edmund Husserl, fenomenolojinin kurucusu sayılmaktadır.

Fenomenoloji, bilincimizin sorgulamadığımız, doğal bir tutumla verili kabul ettiğimiz bu gerçekliği ne şekilde elde ettiği, nasıl inşa ettiği sorusunu sormaktadır. Dolayısıyla Fenomenoloji, dış dünyanın ancak bu dünya hakkındaki bilincimizle anlamlı olduğu varsayımına dayanan, insan bilincinin işleyişi ile ilgilenen ve insanların içinde yaşadıkları dünyayı yorumlama yollarını incelemeye çalışan bir felsefi yaklaşımdır (Craib, 1992:98).

Edmund Husserl’in fenomenolojik felsefesinin en önemli özelliği yönelimselliktir (intentionality). Buna göre bilinç her zaman bir şeye/nesneye yönelmiş olarak, yani bir şeyle/nesneyle ilişkili olarak veya bir şeyin/nesnenin bilincinde olarak vardır. Örneğin bilinç toprağın, ağacın bilincinde olarak vardır. Başka bir deyişle, ağaç ve bilinç şeklinde iki ayrı şey yoktur. Dolayısıyla nesne ve özne ayrımı yoktur. Nesne ancak bilincin ona yönelmesi anlamında bir gerçekliğe sahip olur. Böylece bu tanımlamaya göre nesne belirli türdeki yönelimsel deneyimlerimiz tarafından inşa edilmektedir.

Nesnelerin, ancak bireylerin bilinçlerinin yönelimsel deneyimleri sayesinde bir gerçekliğe sahip olabildiklerini söylemek, bireylerin bilinçlerinin yönelimsel deneyimlerinden bağımsız nesnel bir gerçeklik olmadığını söylemekle eşdeğerdir. Gerçekten de fenomenolojiye göre bireylerden ayrı ve nesnel bir gerçekliğe sahip olan, değişmeyen, herkese göre aynı olan fiziksel bir dünya yoktur; dünya, insanların ona yüklediği anlamlar bağlamında görelidir.

Özetle, Husserl’in fenomenolojik felsefesine göre “gerçeklik, insan öznenin bilincini nesnelere yöneltmesi anlamında ‘yönelimsel’dir. Nesneler bir yapıya ve bir anlama bilincin etkinliği ile kavuşacaklardır”. O hâlde nesnenin anlamı nesnenin kendisinde değil, öznenin kendisinde içkindir. Hayatında hiç anahtar görmemiş birinin anahtara bakınca bunun bir anahtar olduğunu söyleyememesinin nedeni budur. Çünkü anahtarın anlamı, anahtar şekli ve işlevi yüklenmiş değil, anahtarı algılaması ve yorumlaması gereken özneye içkindir.

Fenomenologlara göre bireyler dış dünyayla sadece duyuları aracılığıyla, dokunarak, görerek, duyarak, koklayarak ve tadarak temas kurarlar ama sadece duyulara sahip olmak, dünyanın bireye anlamlı gelmesi için yeterli değildir. Bireyler duyuları aracılığıyla sonsuz sayıda deneyim yaşarlar ve deneyimlediklerini dünyaya anlatabilmek için onları fenomenler şeklinde organize ederler. Etrafımızdaki dünyayı bu şekilde fenomenler halinde örgütlüyor olmasaydık bütün dünya bizim için sayısız ışık, renk, ses, koku ve tattan oluşan anlamsız, karmaşık bir bütün olurdu. Bu nedenle etrafımızdaki nesneleri mesela önce sıvılar-katılar-gazlar şeklinde, sonra katıları kendi içinde metaller, tahtalar, plastikler şeklinde, sonra da metalleri kaşıklar, anahtarlar, jantlar şeklinde sınıflandırırız. Böylece anahtarlarla örneğin düğmeleri birbirine karıştırmayız ve bir anahtar gördüğümüzde bunun metal olduğunu, katı olduğunu biliriz.

İnsanların kendi bilinçleri dışındaki dünyayı anlama yolları, onu bu şekilde sınıflandırmaktır. Husserl bu sınıflandırma sürecinin tamamen insan zihninin ürünü olduğunu ve hiçbir açıdan nesnel olmadığını savunur, bu nedenle de bu sürecin doğru ya da yanlış olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürer (Haralambos ve Holborn, 1995:898).

Fenomenolojiye göre insanların etraflarındaki nesneleri ve olguları algılama biçimleri insan bilinci içinde ve insan bilinci tarafından kurulur. Diğer bir deyişle örneğin yoksulluktan ya da cezadan ne anladığımız, bir masa ya da kaşık görünce bu nesnenin ne olduğunu algılama şeklimiz ya da örneğin bir geometri problemini çözerken kullandığımız formüller, bunların hepsi bilincimiz tarafından kurulmaktadır.

Paranteze Alma

Husserl, insan zihninin dışında ve ötesinde fiziksel nesnelerin var olduğu iddiasını reddetmez. Ancak ona göre insanlar kendi zihinlerinin dışındaki bu fiziksel nesnelere sadece duyuları aracılığıyla temas edebildikleri için bu nesnelerin gerçek doğası hakkındaki bilgilerinden asla emin olamazlar. Bu nedenle Husserl’e göre toplumsal dünya ve toplumsal gerçeklik, insanların varsayımlarından ve yorumlarından oluşmaktadır.

Sağduyuya ve deneyime dayanan bilgileri bir kenara atma sürecine paranteze alma denir.
Sağduyuya ve deneyime dayanan bilgileri bir kenara atma sürecine paranteze alma denir.

Nesnelerin gerçek doğası hakkındaki bilgimizden emin olamayacağımız için de bilgiye ulaşma yolunda bildiğimizi varsaydığımız bilgileri, yani deneyimlerimizi ve sağduyuya dayalı inançlarımızı bir kenara bırakmamız, bu bilgi yokmuş gibi davranmamız, dünyayı ya da belirli toplumsal durumları, bunu deneyimleyenlerin açısından görmeye çalışmamız gerekir. Sağduyuya ve deneyime dayalı bu bilgileri bir kenara atma süreci ‘paranteze alma’, ‘fenomenolojik indirgeme’ veya ‘epokhe’ olarak bilinir (Craib, 1992:98).

Fenomenolojik Tavır Nedir?

Fenomenlerin özünü gerçekleştirmenin yolu, doğal tavırdan kurtulup fenomenolojik bir tavır almaktan geçmektedir. Doğal tavır, içinde bulunduğumuz dünyanın olduğu gibi, sorgulanmaksızın kabul edilmesidir. Özler ise bu tavırla açığa çıkarılamaz. İşte fenomenolojik tavır, özlerin açığa çıkarılabilmesi için yapılan şeydir. Bu de fenomenolojik epokhe demektir.

Fenomenolojik İndirgeme ya da Epokhe

Fenomenolojik araştırma yapanların dünyayı ya da çeşitli toplumsal durumları yaşayanların, yani içeridekilerin bakış açısından görmeye çalışması gerekir. Bunun nedeni, bu dünyayı ya da bu toplumsal durumu bu kişilerin varsayımlarının ve yorumlarının yaratmış olmasıdır. Diğer bir deyişle kendi bilincimizle kurulan bu oluşumun nasıl gerçekleştiğini öğrenmek için toplumsal dünyaya ilişkin bütün bildiklerimizi, bilincimizin kurduğu bütün varsayımları bir kenara bırakmamız, bilincimizin bu varsayımları nasıl kurduğuna, dünya hakkındaki bilgilerimizin hangi süreçlerde ve nasıl oluştuğuna odaklanmamız gerekir.

İşte düşüncelerin a priori (deney öncesi) özlerini ortaya çıkarmayı amaçlayan ve olguların özlerini sistematik bir şekilde görebilmek ve inceleyebilmek için bireylerin kendi bireysel bilinçlerini paranteze almaları şeklinde özetlenebilecek olan bu strateji fenomenolojik indirgeme olarak adlandırılır (Jary ve Jary, 1991:468).

Husserl’in biçimlendirdiği fenomenolojik yöntemin ilk adımı fenomenolojik indirgeme ya da epokhe’dir. Epokhe zihinsel edimlerin, bu edimlerle ya da dünyadaki nesnelerin var oluşuyla ilgili kavram ve ön kabullerden bağımsız betimlenmesini, olanaklı kılar. Fenomenoloji, Psikolojinin tersine zihinsel edimlerin nedenlerini, sonuçlarını ve bu edimlere eşlik eden fiziksel unsurları dikkate almayız.

Ama bu süreçte nesneler bütünüyle ortadan kalkmaz. Çünkü incelenen nesne her zaman gerçek bir varlık olmayabilir, ejderhaların varlığın inanabilir ya da pembe fareler düşlenebilir, nesne gerçek dışı olabilir. Dolayısıyla zihinsel edimlerin betimlenmesi, nesnelerin de betimlenmesini içerir. Ama bu nesnelerin var oldukları varsayılmaksızın yalnızca birer fenomen olarak betimlenir.

Eidetik İndirgeme

Fenomenolojik yöntemin ikinci adımı, eidetik indirgemedir. Bu adım, bir nesnenin eidosunu (Yunanca da biçim) sezebilmeye, nesneyi olasılıklar ve rastlantılar dışındaki değişmez öz yapısı içinde kavramaya verir; böylece yalnızca belirli bir zihinsel edinimin değil onunla karşılaştırılabilir her türlü edimin eidosu sezilebilir. Örneğin görülen her nesnenin bir rengi, uzamı ve biçimi olmalıdır. Eidetik indirgeme yalnızca duyusal akıl ve nesnelerin incelenmesinde değil, matematiksel nesnelerin, değerlerin, ruhsal durumların ve arzuların incelenmesinde de kullanılabilir.

Husserl, paranteze alma yöntemi sayesinde bütün ön yargılardan, peşin hükümlerden bağımsız olan, insanların yaşam dünyalarının temellerini keşfedebilecek, özlerin özünü ortaya koyabilecek bir felsefe kurmayı amaçlamıştır. Husserl’in kurmayı amaçladığı bu felsefeye göre insan olmanın özü, aklın rehberliğindeki toplumsal dünyada özgün bir insan varlığı olmaktır.

Bu felsefe, her şeyi ön varsayımlara indirgemeyi ve her şeyin en temel bilgisine, özüne ulaşmayı amaçlar (Slattery, 1991:142). Diğer bir deyişle fenomenoloji, insan deneyimlerinin hepsini inceleyerek insan niyetselliğinin, bilincin ve yaşam dünyasının (lifeworld) temel yapılarını ortaya koymaya çalışan ve insan algılarını inceleyip yorumlayabilmek için sezgilerin de kullanılması gerektiğini savunan bir felsefedir (Slattery, 1991:143).

Video Anlatım: Fenomenoloji Nedir?

Fenomenoloji Hakkında Diğer Bilgiler

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

1 Comment

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*