Felsefe hakkında her şey…

Saint Simon Kimdir?

11.11.2019
Saint Simon Kimdir?

Saint Simon, düşünce tarihinde sosyolojinin düşünce babası olarak tanınan Fransız filozof ve iktisatçıdır.

Saint-Simon, toplumda bir reforma gitmeyi amaçlamış, toplumun endüstri çağının, endüstrinin gereklerine göre düzenlenmesi gerektiğini savunmuştur.

Bilimsel düşünceye dayanan bir toplum bilimi kurmanın zamanının geldiğini, artık pozitif bilim çağının başlamış olduğunu öne sürdüğü için, aynı zamanda pozitivizmin de kurucusu olarak da bilinen Saint-Simon’un en büyük düşü, insan toplumunun reformdan geçirilmesi olmuştur.

Ona göre, Fransız Devrimi mutluluk getirmemiştir. Evrensel insan haklarının ilanı, Saint-Simon’a göre, aşağı sınıfların cehaletini ve yoksulluğunu ortadan kaldırmamıştır.

Toplumdaki tüm insanların mutluluğunun yeni bir toplumsal düzenleme, bir sosyal reformla sağlanabileceğine inanan Saint-Simon, toplumda gerçekleştirilecek reformun toplumsal yasaların bilgisine dayandığını ve bunun bilimlerde de bir reformu gerektirdiğini düşünmüştür. Bundan dolayı, onun felsefesi öncelikle toplum konusunu ele alır ve bir toplum felsefesi olarak ortaya çıkar.

Toplumu bir organizma olarak gören ve bu organizmanın evrimini inceleyen Saint-Simon’a göre, toplumun kökeninde çıkar ögesi vardır. O, bir toplumun insanlarının birbirlerine gelişigüzel yaklaşmadığını söyler. İnsanlar, ancak bir çıkar durumu ortaya çıkınca, bir toplum halinde bir araya gelirler.

Toplum, Saint ­Simon’a göre, çıkar öğesinin bir sonucu olarak uzlaşmayla kurulur. Bir toplumun kurulabilmesi, çıkarın sonucu olan bir toplumsal bağın var olmasına ve dolayısıyla kolektif bir vicdanın oluşmasına bağlıdır.

Saint-Simon’a göre, insanlar kendileri ne özgü orijinal varlıklar olmanın yanında, doğada hüküm süren determinizme tabi olan varlıklardır. Fizik ve kimya alanındaki ağır­lık merkezi yasası gibi, toplumları yöneten bir ilerleme yasası vardır. Sosyolojinin görevi, bu yasanın varlığını gösterip insanlara bu yasaya itaat etmeyi öğretmektir. Zira, Saint-Simon’a göre, bu yasayı insanlar koymuş değildir.

Biz, bu ilerleme yasasını, siyasi, ahlaki, ekonomik, vb, olaylar içinde görürüz. Sosyolojinin tarihsel yöntemi benimseyen bir gözlem bilimi olmasının nedeni budur. O, bu ilerleme yasasını düzenli bir yöntemle açıklayarak, Avrupa uygarlığının toplumsal ve siyasi evriminin genel yasalarını elde etmeye çalışmıştır.

SAİNT SİMON’UN TOPLUM ANLAYIŞI

İnsanın toplumsal tarihinin kendilerine ayrı düşünce tarzlarının karşılık geldiği üç ayrı aşamadan, yani sırasıyla çoktanrıcılık/kölelik, teizm/feodalizm ve pozitivizm/endüstriyalizm evrelerinden geçtiğini öne süren Saint-Simon’a göre, toplumsal değişme ve düzenin yasaları, pozitivizmin marifetiyle, bulunabilir.

Toplumun, ona göre, başlıca görevi, yaşamak için gerekli nesneleri çoğaltan üretimi geliştirmektir; çünkü mutluluk ancak bu şekilde sağlanır.

Yeni düzende toplumu anlar, yani endüstri alanında çalışanlar yönetecektir. Endüstri alanında çalışanlarla, o zanaatlarla uğraşanları, çiftçileri, fabrikatörleri, yatırıma açtıkları kredilerle üretime katılan bankerleri, türlü üretim dallarındaki uzmanları anlatmak ister.

Toplumu endüstri alanında çalışanların yönetmesi. yoksulları yoksulluklarından kurtaracaktır; ona göre, bilimle, akla uygun olarak düzenlenecek üretim, bütün çalışanları her bakımdan yükseltecektir.

Herkes çalıştığı, görevini yerine getirdiği ölçüde, üretimden payına düşeni alacaktır. Üretimi yönetenler, Saint-Simon’a göre, halkı keyiflerine göre değil, fakat üretimi geliştirmenin gereklerine göre yöneteceklerdir. Bu yöneticilerin görevlerini kötüye kullanmalarına, halkı aldatmalarına, halka ödevlerini anlatacak yeni bir din ile toplumu aydınlatacak bilginler engel olacaktır.

Şu halde, ekonomik ve siyasi yönetimin başında banka, fabrika, maliye uzmanlarının bulunmasına karşılık, inanç ve eğitim gibi işlerin başında da bilim, sanat uzmanları bulunacaktır.

Yeni din, kardeşlik ve sevgiye dayanan bir inanç olmalı ve her türlü hurafeden arındırılmalıdır. Başka bir deyişle, modern toplumun yön ve düzeninin, üre­tici olmayan bürokratlar tarafından değil de, bilim adamları ve sanayiciler tarafından belirlendiğini öne süren Saint-Simon’a göre, modern toplumdaki kriz de, pozitivizme dayanan yeni bir din ile çözülebilir.

SAİNT SİMON’UN BİLİM ANLAYIŞI

O, bilim konusunda, tüm bilimlerin şimdiye dek bilimsel olmayan yöntem ve adım­larla işe başlamış olduğunu söyler. Bundan başka, her bilim birtakım dini tasarımlar, metafizikle ilgili sanılarla yüklüdür.

Başlangıçta, teolojik bir temeli olan ve metafizik kavramlarla geliştirilen, gerçek olmayan bir bilimin yerine, Saint-Simon’un çağında gerçek bilim, pozitif bilim geçmiştir. Ona göre, ilerlemeyi sağlayan etken de bilimin, başlangıçta onun içine karışmış olan bu ögelerden temizlenmesidir. Saint-Simon, artık pozitif bilim çağının başlamış olduğunu söyler.

Sanayi işin bilimsel olarak örgütlenmesi üzerine kurulmuştur. Üretim alışkanlıklar yerine örgütlenme ile en çok verimi sağlayacak biçimde düzenlenmiştir.

Sanayi üretiminin fabrikalarda toplanması ile yeni bir olgu olarak ücretle çalışanlar kesimi ortaya çıkmıştır. Çalışanların bir arada olmaları çalışan ve işveren arasında açık ya da gizli çatışmaları ortaya çıkarmıştır. İşin bilimsel niteliği sayesinde zenginlik artarken aşırı üretim bunalımları, yani artan bolluk içinde yoksulluk görülmektedir.

Yoksulluk artarken ise üretilen ekonomik mallar satılamamakta bu ise üretimde sıkıntılar ortaya çıkarmaktadır.

Diğer taraftan kimi düşünürler ekonomik sistemin değişim özgürlüğü ve girişimci ile belirginleştiğini, zenginliğin temel koşulunun kar arayışı ve rekabet olduğunu sürmektedirler, devletin ekonomik işlere az karışması ile üretim ve zenginliğin artacağını düşünmüşlerdir (Liberal Ekonomik görüş).

1760 yılında doğan Saint-Simon’un büyük amcası XIV. Louis sarayının tarihsel anılar yazarıdır. Saint Simon kendini büyük işler başarmak için yaratılmış olarak görmekte ancak önce hangi alandan başlayacağına karar verememiştir. Önce subay olmuş ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda kısa zamanda albaylığa yükselmiştir. Sonra Nikaragua’da Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birleştirecek bir proje üzerinde çalışmış, daha sonra İspanya’da Madrid’i denizle birleştirecek bir kanal projesi üzerinde çalışmıştır. Fransız İhtilal’i ortaya çıkınca sahip olduğu unvanlarından vazgeçmiş olduğunu bildirmesine rağmen tutuklanarak dokuz ay hapis yatmıştır. Parasını çağının en ünlü bilim adamı düşünürlerini çevresinde toplamak ve gösterişli bir yaşam sürmek ile harcamıştır. Çok geçmeden parası tükenip yoksullaşınca bir müddet kendi yanında çalışanların yardımı daha sonra da arkadaşlarının yardımı ile geçinmiştir.

1802 tarihinden itibaren düşüncelerini yazıp yayımlamaya başlamıştır. Bu dönemlerde A. Comte’da yazmanlarından biri olarak kendisi ile beraber çalışmıştır.

Pozitif bilimlerin tüm dalları ile ilgilenen düşünür bu bilimlerin ancak pozitif bir sosyal ilimin yaratılması ile tamamlanacağına inanmış, bu ilime ise sosyal fizik adını vermiştir. Simon’a göre fizik bilimi fiziki olayları önceden görmeyi, onları kontrol altına almayı mümkün kıldığı gibi sosyal fizik de sosyal olayları önceden görmeyi onları kontrol altına almayı ve şekillendirmeyi mümkün kılacaktır.

Saint-Simon sosyolojiyi önce teorik olarak kurmayı sonra da uygulamaya geçerek yaşadığı devirdeki sosyal krizlere ve düzensizliklere çözüm bulmayı amaçlamaktaydı. Ancak sosyolojinin uygulamalı yönü kendisine daha cazip geldiği için sosyolojinin sistematiğinden çok, mevcut ve gelecekteki sosyal sorunlarla uğraşmayı tercih etmiştir. Sosyolojinin gücüne inanan düşünür bu ilmi yeni bir din haline dönüştürerek sosyoloji aracılığı ile toplumu yeniden örgütlemeyi planlamıştır. Simon sosyal sorunların çözümlenmesinde doğa bilimleri için geçerli olan yöntemlerin kullanılmasını önermiştir.

Saint-Simon’un başlama noktası Fransız İhtilali’nin arkasından Fransa ve Avrupa’nın durumu ile ilgili görüşleridir. Simon’a göre Fransa’da toplumun tüm fertleri arasında mevcut düzen alt üst olmuş, anarşi ortaya çıkmış ve tüm bunlar en cahil kimseye bile düzeni yeniden kurma duygusu uyandırmıştır. Dolayısıyla asıl meselenin toplumun eski politik sisteminin çöküşünden yeni olanın tam olarak yerleşmesine kadar geçen süredeki sıkıntıları ortadan kaldırmak olduğunu düşünmüştür.

Bu tespit o dönemdeki devrimin karşısında olan tüm düşünce akımlarının paylaştığı bir konu olmuştur. Simon onlardan farklı olarak toplumdaki yeni kuvvetleri ve toplum bütünleşmesinin yeni temellerini sezmiş, devrimden sonra ne dini ne de feodal kuvvetlerin toplumu bir arada tutacak güce ve itibara sahip olmadıklarını ileri sürmüştür. O dönemde Simon’un temel ilgisi toplumu bir arada tutacak bu gerekli ve organik bağın hangi fikir ile temin edileceği olmuştur. Simon buna cevap olarak sanayinin gelişmesini ele alarak amacının sanayiye en müsait olan teşkilatlanma tarzını oluşturmak olduğunu ileri sürmüştür.

Simon yaşadığı dönemde , feodalizm ile ona uygun hiyerarşik toplumsal yapıların devrim tarafından ortadan kaldırıldığını, tarımın artık eskisi gibi hem büyük kazançlar yaratmadığını hem de en önemli doğal iş olarak görülmediğini gözlemlemiştir. Artık yeni buluşları, seri üretimi ve doğaya aklın egemenliği ile endüstri ortaya çıkmıştır. Doğa teknikle birlikte Bacon’ın ancak o zaman gerçekten kullanılan eski formülü uyarınca insanın hizmetine girmiştir. Böylelikle bilim egemen konumda olmuştur.

Bu bağlamda Simon, sosyolojiyi insanlar arasındaki ilişkileri teknik olarak örgütleyecek ve doğa bilimleri endüstri ve tekniği kullanarak nasıl doğayı insana boyun eğdirip yararlanabilir hale getirdilerse sosyolojide insanlığın bütünlüğünü sağlayacak olan yeni bir bilim olarak tanımlamıştır. Derebeyliğin/feodal yapının devrim yolu ile ortadan kaldırılmasından ve bütün toplumsal bağların çözülmesinden sonra toplumun yeniden bütünlenme aracı olarak bu bilimsel sosyoloji kavramı, Saint-Simon’un toplumsal düşüncesinin temeli olmuştur. A. Comte ise daha sonra bu temel düşüncelere biçim vererek, sistematize etmiştir.

Saint-Simon çağdaşı olan İngiliz ekonomistlerin görüşlerinden de etkilenerek sosyal düzenin her şeyden önce ekonomik yapıyla belirlendiği görüşünü benimsemiştir. Böylece Simon, insanlık tarihinin gelişmesinde yalnızca düşünüş biçimlerinin değil fakat aynı zamanda üretim düzeni, mal-mülk bölüşümü, servet dağılımı ve sınıfsal tabakalaşmanın da etkili olduğunu göstermeye çalışmıştır. Üç hal kanununa (toplumların evrimsel olarak gelişme yasaları) ekonomik bir yön vererek teolojik, metafizik ve pozitif düşünce safhalarını feodalizm, devrim ve endüstriyel toplum ya da feodal, liberal, sosyalist ekonomi üçlüsüyle değiştirmiştir.

Toplumun tüm gerçek güçleri sonuç olarak endüstride temellenmektedir. Simon’a göre endüstri yalnız sanayi tarzı üretimi değil, tüm üretim faaliyetlerini ifade etmektedir. Böylece Saint-Simon bir çağın manevi-fikri kültürünün dayandığı temelin ekonomik yapı olduğunu savunmuştur. Simon’un bu yaklaşımı ise, tarihi maddecilik düşüncesini ifade etmektedir. Bu nedenle Saint-Simon, sonradan Marx tarafından geliştirilmiş olan tarihsel materyalizm teorisinin öncüsü sayılmaktadır.

Marx’ın görüşünden farklı olan tarafı Saint-Simon’un teknik-bilimsel ve pozitif yönden saptanmış endüstriyi bilim adamı, çalışan ve işverenin birliği olarak görmesidir. Başlangıçta sınıf ayrımını hiç görmemiş daha sonra da bu ayrım ona hiç önemli gelmemiştir. Saint-Simon, hiç kuşkusuz çağının ulusal devletlerinin politikasında liberal ekonominin ve mülkiyet sisteminin sonucu olarak ve aynı zamanda feodal yapının sonucu olan hiyerarşinin olumsuz yönlerini de görmüştür. Ancak, insanlığın kurtuluşunu yeni bir devrimden de sınıflar arasında meydana gelecek bir ayrımdan da beklememiş, sadece bilim, teknik ve endüstride pozitivizmin evrensel olarak yerleşmesini çözüm olarak öngörmüştür.

Bu anlayış ise Simon’u o dönemin düşünürlerinden Proudhon, Fourier ve Owen’ın sosyalizmlerinin karşıt bir düşüncesi olarak büyük endüstriye, sermayelerin bir araya toplanmasına hatta şirketler arası tröstlerin kurulmasına götürmüştür. Bu öngörü de onu diğer sosyalist düşünürlerden ayırmıştır.

Simon, 1789 devriminden ziyade asıl değişikliği yaratan unsurun sanayi devrimi olduğunu ileri sürmüştür. Bundan sonra ilk plandaki kişiler sanayiciler (bu kavram ile çalışan ve işveren olarak tümünü anlatır) ve bilim adamları olacaktır. Yeni toplumsal hiyerarşinin kurulması bu çerçevede olacaktır. Simon bu durumu anlatabilmek için şöyle bir örnek vermiştir: Bir gece korkunç bir felaket olsa , kral ailesine bağlı olan kişiler, bakanlar, yüksek dereceli memurlar ölse, toplum için bir yıkım olmayacaktır, ancak bu felaket esnasında o toplumdaki belli başlı bilim adamları , sanayiciler, bankacılar ölmüş olsa idi o zaman o toplum için bu durum bir yıkım olurdu. Çünkü onların yerine hemen kimse konuşamazdı. Bu ifadeden de anlaşıldığı gibi Simon, endüstri toplumunda başat konumda olarak bilim adamı ve sanayicileri görmüştür.

Simon’un öngördüğü bu yeni düzen olan endüstri toplumunda herkes yeteneğine göre kazanacak ve çalışmanın kutsal niteliği nedeniyle çalışanların saygınlığı artacaktır. Bu düzende çalışmayanlara yer verilmemektedir. Simon bu toplumsal yapıda teknisyen, maliyeci, bankacılardan meydana gelen bir teknokratların yönetimini öngörmüştür.

Simon’da görüldüğü gibi, sosyoloji politik icraata(işleyişe) yol göstermek amacında olan araç konumundadır. Simon gelecekteki devlet biçiminin belirlenmesinde ilmi temellere dayanılması gerektiğini söylemiş, bu konuda sosyolojinin yardımına güvenmiştir.

Simon’a göre devletin asıl görevi toplum için faydalı işlerin engellenmemesini sağlamak, toplumun istekleri doğrultusunda karar alınmasına imkan tanımak, çalışanlarını değerini bilmek tarzında olmalıdır. O zaman üretici işinin karşılığını sadece tüketicilerle olan bağlantısı ile halledebilecek, böyle olunca da sınıflar arası mücadele ve hükmetme arzusu son bulacaktır. Simon’un görüşleri İngiliz Liberalizmini, Rus Sosyalizmini ve İtalyan Nasyonalizmini etkilemiştir.

İLGİLİ KONULAR:

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...