Doğru Bilginin İmkânı Problemi: Doğru Bilgi Mümkün müdür?

Doğru bilginin imkânı problemine cevap veren felsefi sistemler septisizm ve dogmatizmdir.
Doğru bilginin imkânı problemine cevap veren felsefi sistemler septisizm ve dogmatizmdir.

Bilginin imkânı problemi, “Doğruluğundan şüphe duyulmayan mutlak bilgi mümkün müdür?” sorusunu sormaktadır ve bu soru bilgi felsefesinde yanıtı aranan temel sorulardan biri olmuştur.

Doğru bilginin imkânı problemi konusunda İlk Çağ filozofları bilginin kaynağını sorgulamadan önce bilginin imkânı yani doğruluğundan emin olacağımız bir bilginin mümkün olup olmadığı sorusu üzerinde durmuşlardır.

Filozoflardan bazıları insanın gerçekliğin bilgisine erişemeyeceğini savunmuştur. Bu görüşe septisizm (şüphecilik) denir. Bazı filozoflar da doğru bilginin mümkün olduğu görüşünü savunmuşlardır. Bu görüşe dogmatizm adı verilir.

DOGMATİZM NEDİR?

Bilgi felsefesi çerçevesinde, doğru bilginin mümkün olduğunu savunan görüşlere “dogmatizm” adı verilir. Doğru bilginin mümkün olduğunu savunan filozoflar, bilginin kaynağı konusunda farklı görüşler savunmuştur. Filozoflar ilk önce şu sorulara yanıt aramışlardır:

  • “Doğru bilginin kaynağı nedir?”
  • “Doğru bilgiye hangi yolla ulaşılır?”

Örneğin Sokrates’e göre doğru bilgi doğuştan akılda mevcuttur. Platon’a göre doğru bilgi asıl varlık olan ideaların bilgisidir ve bu bilgi akıl yoluyla elde edilir. Aristoteles’e göre akıl bilginin taşıyıcısı değil, üreticisidir. John Locke’a göre ise bütün bilgilerimiz deneyden gelir.

Doğru bilginin imkânı problemine cevap veren felsefi sistemler septisizm ve dogmatizmdir.
Doğru bilginin imkânı problemine cevap veren felsefi sistemler septisizm ve dogmatizmdir.

DOĞRU BİLGİ MÜMKÜN MÜDÜR?

İlk Çağ’da insanlar, duyu organları aracılığı ile ulaştıkları her bilgiyi doğru kabul etmişlerdir.

Bu dönemde insanlar; insan zihninden bağımsız bir gerçekliğin olduğuna, insan zihninin bu gerçekliği kesin olarak bilebileceğine ve bu bilgiyi duyularla elde edebileceğine kesin olarak inanmışlardı. Bilginin kaynağı yalnızca duyu organlarına dayandırıldığı için buna “naiv ampirizm“(yöntemsiz ve sistemsiz bir ampirizm) denilmiştir.

Bu dönemde bilgi felsefi bir sorun olarak görülmemiştir. Bunun yerine varlığın bilgisini elde edilmeye çalışılmıştır.

Bilgi konusuna kayıtsız kalma modern felsefe döneminde son bulmuştur. Bu dönemde bilgi kuramı başlı başına bir felsefi disiplin haline gelmiştir.

Bilginin Değeri Problemi

İnsanlar bilgi üzerine düşünmeye başladıklarında karşılarına şu türden sorular çıkmıştır:

  • “İnsan; varlığı ve nesneleri gerçekten bilebilir mi?”
  • “Bilgi nesneyi doğru olarak yansıtır mı?”
  • “Bilgi kesin olabilir mi?”
  • “Bilgi kesin olabilirse ölçütü nedir?”

Bu ve benzeri sorular üzerinde düşünmek demek bilginin değerini araştırmak demektir.

Bilginin Kaynağı Problemi

Öte yandan bilginin değeri üzerine geçerli ve tutarlı şeyler söyleyebilmek, bilginin nereden kaynaklandığını ve nasıl doğduğunu sorgulamayı gerektirmiştir. Bu gereklilik de şu soruları ortaya çıkarmıştır:

  • “Bilgimiz nasıl oluşuyor?”
  • “Bilgimizin oluşmasında rol oynayan etkenler nelerdir: akıl mı, deney mi, sezgi mi yoksa başka bir şey mi?”
  • “Bilgi hangi kaynak ya da kaynaklardan doğmaktadır?”

Bu ve benzeri sorunlar üzerinde düşünmek ise bilginin kaynağını araştırmak demektir.

Doğru bilgiye ulaşmanın mümkün olduğunu güçlü ve mutlak bir inançla savundukları için, filozofların tavırları dogmatizm olarak ifade edilir. Doğru bilgiye ulaşmanın mümkün olduğu konusunda aynı tavrı benimseyen, bununla birlikte, bilginin kaynağı konusunda ayrılan, farklı düşünen bu görüşler şunlardır:

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*