“Böyle Buyurdu Zerdüşt” İncelemesi ve Eleştirisi

Nietzsche’nin insanın aşılması gereken bir varlı olduğu fikri, muhtemelen onun en ünlü kitabı olan “Böyle Buyurdu Zerdüşt”te ortaya atılmıştır.

Kitap 1883-1884 yılları arasında üç bölüm olarak yazılmış ve 1885’te dördüncü bölüm eklenmiştir. Alman filozof bunu Batı’nın düşünce tarihine sistemli bir saldırı başlatmak için kullanır. Özelde hedef seçtiği üç fikir vardır: birincisi “insan” ya da insan doğası hakkındaki, ikincisi Tanrı hakkındaki ve üçüncüsü de ahlak veya etik hakkındaki fikirlerdir.

Nietzsche başka bir yerde “çekiçle” felsefe yapmaktan bahseder ve burada da gerçekten Batı’nın felsefe geleneğinin en kutsal görüşlerini, özellikle de bu üç fikirle ilgili olanları paramparça etmekten çekinmemiştir. Bunu şaşırtıcı derecede sert ve ateşli bir tarzla yapar; o kadar ki kitap zaman zaman felsefeden çok kehanete dönüşmüştür. O kadar çabuk yazılmıştır ki ilk bölümü kağıda dökmek Nietzsche’nin sadece birkaç gününü almıştır. Nietszche’nin kitabı insanların bir felsefe kitabından beklediği soğukkanlı, analitik tona sahip değilse de Nietzsche yine de tutarlı ve çok iddialı bir vizyon sergilemektedir.

Nietzsche’nin peygamberinin adı Antik Pers peygamberi Zarathuştra’dır. Onun bir diğer adı da Zerdüşt’tür. Kitap Zerdüşt’ün 30 yaşında dağlarda yaşamaya gittiğini anlatarak başlar. On yıl boyunca dağdaki yalnızlığından hoşnut olan Zerdüşt, bir sabah uyanıp dağda tek başına biriktirdiği bilgelikten bunaldığını fark eder ve bunun üzerine bilgeliğini insanlığın kalanıyla paylaşmak için pazar yerine inmeye karar verir.

Kasabaya giderken yolda, bir tepenin eteğinde yaşlı bir münzeviyle karşılaşır. İki adam, on yıl öncesinden, Zerdüşt dağa ilk çıktığı zamandan beri tanışmaktadırlar. Münzevi, Zerdüşt’ ün son on yılda değiştiğini görür: Ona göre Zerdüşt dağa çıktığında küller taşımaktayken şimdi, inerken ateş taşımaktadır. Münzevi, Zerdüşt’e bir soru sorar: “Neden bilgeliğini paylaşma zahmetine giriyorsun?” Zerdüşt’e dağlarda kalmasını söyleyip mesajını kimsenin anlamayacağı uyarısında bulunur. Bu kez Zerdüşt, ona bir soru sorar: münzevi dağlarda ne yapmaktadır? Münzevi şarkı söylediğini, ağladığını, güldüğünü, mırıldandığını ve Tanrı’ya şükrettiğini söyler. Bunu duyan Zerdüşt güler. Sonra münzeviye iyi dileklerini belirterek dağdan aşağı yoluna devam eder. Giderken bir yandan da kendisine şöyle söyler: “Bu nasıl mümkün olabilir? Bu yaşlı münzevi Tanrı’nın öldüğünü henüz duymamış.”

Tanrı’nın ölümü fikri Nietzsche’nin fikirleri arasında belki de en ünlüsüdür ve insanın aşılması gereken bir varlık olduğu fikri ve Nietzsche’nin farklı ahlak anlayışıyla yakından ilişkilidir. Bunlar arasındaki ilişki Zerdüşt’ün hikâyesi ilerledikçe daha çok açığa çıkar. Zerdüşt kasabaya geldiğinde sahneye çıkmak üzere olan bir ip cambazının çevresinde birikmiş bir kalabalıkla karşılaşır ve onların arasına karışır. Daha ip cambazı ipin üzerinde yürüyemeden karşısına dikilir ve, “Durun! Size Üstüninsanı öğreteceğim!” der. Ve kalabalığa iletmek istediği gerçek noktayı anlatmaya başlar: “İnsan aşılması gereken bir varlıktır…” Zerdüşt bunun ardından uzun bir konuşma yapar, ama sonuna geldiğinde kalabalık ona sadece güler. Onu da başka bir gösterici ya da ip cambazından evvel sahne alan bir uvertür göstericisi sanmışlardır. Kitabına bu sıradışı girizgâhla başlayan Nietzsche, felsefesinin alacağı tepkilerle ve gerçekte söyleyecek hiçbir şeyi olmayan felsefi bir gösterici gibi görülmekle ilgili kendi endişelerini ağzından kaçırıyor gibidir. Eğer Zerdüşt’ün etrafına toplanan kalabalığın düştüğü hataya biz de düşmek istemiyorsak ve Nietzsche’nin söylediğini gerçekten anlamak istiyorsak Nietzsche’nin inançlarının özüne inmekte fayda vardır.

Nietzsche belli kavramların içinden çıkılmaz şekilde karmakarışık hale getirildiğine inanır. Bu kavramlar insanoğlu, ahlak ve Tanrı’dır. Karakteri Zerdüşt’e Tanrı’nın öldüğünü söyletmesiyle sadece dine bir saldırı başlatmamış, daha cesur bir şey yapmıştır. Buradaki “Tanrı” sadece filozofların hakkında konuştukları ya da dua ettikleri tanrı değil, savunduğumuz yüksek değerlerin tümüdür. Tanrı’nın ölümü sadece Tanrı’nın ölmesi değil, aynı zamanda miras aldığımız söz konusu yüksek değerlerin de ölümüdür. Nietzsche felsefesinin esas amaçlarından biri “tüm değerlerin yeniden değerlendirilmesi” adını verdiği, etik ile hayatın anlam ve amacı hakkında alışmış olduğumuz düşünce yöntemlerinin sorgulanması girişimidir. Nietzsche sürekli bunu yaparak, her ne kadar bugüne kadar iyi ve kötü hakkında düşündüğümüz her şeyi altüst etse de hayatı doğrulamanın peşinde olmayan şenlikli bir felsefe başlattığını tekrarlar. “İyi” olduğunu düşündüğümüz şeylerin çoğunun aslında hayatı sınırlamanın ya da ondan sırt çevirmenin yöntemleri olduğunu iddia eder. Kendimizi toplum önünde aptal konumuna düşünmenin “iyi” olmadığını düşünüyor olabiliriz ve bu yüzden de sokaklarda neşeyle dans etme dürtüsüne karşı koyarız. Tenin arzularının günah olduğunu düşünüyor olabiliriz ve bu arzular uyandığında kendimizi cezalandırırız. İhtiyacımız olduğundan değil, öyle yapmanın görevimiz olduğunu düşündüğümüz için bezdirici işlerde çakılıp kalmış olabiliriz. Nietzsche işte bu tür hayatı inkâr eden felsefelere bir son vermek ve bu şekilde insanoğlunun kendisini farklı bir açıdan görmesini istemiştir.

Yaşama küfretmek Zerdüşt, Üstüninsanın gelişini ilan ettikten sonra dini mahkûm etmeye girişir. Geçmişte en büyük küfrün Tanrı’ya küfretmek olduğunu, ama artık en büyük küfrün hayatın kendisine küfretmek olduğunu söyler. Zerdüşt’ ün dağda yaptığını düşündüğü hata da budur: hayata sırtını dönmek ve orada olmayan bir Tanrı’ya dua etmekle hayata karşı günah işlemiştir. Tanrı’nın ölümünün arkasındaki tarih ve yüksek değerlerimize inancımızı kaybetmemiz Nietzsche’nin Putların Alacakaranlığı’nda yayımlanan “Hakiki Dünya”nın Sonunda Bir Masal Oluşu adlı denemesinde anlatılır. Denemenin alt başlığı “Bir Yanılgının Öyküsü”dür ve Batı felsefesinin olağanüstü biçimde sıkıştırılmış bir sayfalık tarihidir. Nietzsche öykünün Yunan filozofu Platon‘la başladığını söyler.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

Ömer YILDIRIM hakkında
Sosyolog Ömer YILDIRIM 1985'te Erzurum'da doğdu. İlk, orta ve yüksek öğrenimini Erzurum'da tamamladı. Sırasıyla; Abdurrahim Şerif Beygu İlkokulu, Ahmet Yesevi İlköğretim Okulu, Erzurum Cumhuriyet Lisesi ve Atatürk Üniversitesinde okudu. 2009 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nden mezun oldu... devamını oku »

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*