Tarihsel Materyalizm Nedir?

Tarihsel Materyalizm Nedir?
Tarihsel Materyalizm Nedir?

Tarihsel Materyalizm, toplumsal gelişmenin maddesel temele dayandığını tanıtlayan öğretidir. Tarihsel materyalizm öğretisi, tarihi diyalektik yöntemle inceleyerek, toplumsal gelişmenin nesnel ve maddesel temele dayandığını meydana çıkarmış ve tanıtlamıştır.

TARİHSEL MATERYALİZM ve DİYALEKTİK MATERYALİZM

Tarihsel materyalizm öğretisi, diyalektik materyalizm öğretisiyle sımsıkı bağımlıdır ve birbirinden ayrılmaz. Tarihsel materyalizm; toplumsal olayların gerçek nedenlerini açıklamak ve ideolojik olayları bu nedenlerle bağımlı kılmakla yeni ve açık bir dünya görüşü getirmiştir. Doğa ve toplum bütünlüğü bu dünya görüşünün başlıca niteliğidir. Toplumun da doğa gibi, kendine özgü nesnel yasalarla geliştiği ve bu yasaların da doğa yasaları gibi zorunlu bulunduğu, tarihsel materyalizmle ortaya konmuştur. Bu yasaların işleyişinde nesnel etmenle öznel etmenin kopmaz bağımlılığı gün ışığına çıkmıştır ki bu ancak diyalektik bir anlayışla kavranabilirdi.

Tarihsel materyalizm Marx ve Engels tarafından kurulan bir görüş olup ana hatlarıyla tarihin, sosyal ve ekonomik gelişimin diyalektik yasaya göre gerçekleştiğini iddia eden felsefi akımdır. Sadece ekonomik olgular değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel olgular da toplumdaki üretim biçiminin bir sonucudur ve bu süreçlerde temel belirleyici olan ekonomidir. Bu temel ilke kendini toplumdaki sosyal sınıfların oluşumunda ve sınıflar arası mücadelede kendisini gösterir. Üretim araçlarına kimim sahip olduğu ve bu bağlamda açığa çıkan özel mülkiyet kavram tarihsel materyalizmin üzerinde durduğu önemli konular arasındadır.

Marks “tarihsel materyalizmin” tarihin nasıl seyrettiğini en iyi açıklayan doktrin olduğuna inanmıştır.

Tarihsel materyalizm Marx ve Engels tarafından kurulan bir görüş olup ana hatlarıyla tarihin, sosyal ve ekonomik gelişimin diyalektik yasaya göre gerçekleştiğini iddia eden felsefi akımdır
Tarihsel materyalizm Marx ve Engels tarafından kurulan bir görüş olup ana hatlarıyla tarihin, sosyal ve ekonomik gelişimin diyalektik yasaya göre gerçekleştiğini iddia eden felsefi akımdır

TARİHSEL MATERYALİZM NEDİR?

Marks’a göre, tarihin tek doğru yorumu ekonomik yorumlamadır. Tarihsel materyalizm, bir toplumun ekonomik yapılanmasının —ister feodalizm olsun, ister kapitalizm, isterse komünizm— o toplumun sosyal ve kültürel yapısının özelliklerini belirlediği fikridir. Yani, tarihsel materyalizm bir çeşit ekonomik belirlenimciliktir (determinizm).

Marks insanların kendi hayatlarına karar verme hür iradesinden yoksun olduklarını, çünkü bu kararı onların yerine toplumun verdiğini ileri sürmüştür. “İnsanların var oluşunu belirleyen kendi bilinçleri değildir, aksine sosyal varoluşları bilinçlerini belirlemektedir.” diye yazmıştır.

Üretim araçlarını kontrol edenler, tüm ahlaki ve dini fikirler de dahil olmak üzere kültürü kontrol ederler. Üretim araçlarını ellerinde tutan ya da üretim biçimini kontrol edenler kapitalistlerdir ve böylece insanoğlunun fikirlerini de onlar kontrol ederler. Mesela, bir yayınevi işleten ya da yöneten bir kapitalist düşünün. Bu kişi insanların hangi fikirlere maruz kalacağını kontrol eden, dolayısıyla da sosyal ve kültürel gelişmeleri etkileyen ya da yönlendiren bir konumdadır. Bir başka örneksegücü elinde bulunduran sınıfın daha düşük sınıflara mensup kişilerin konuşma ve gösterilerini hoşgörüyle karşılama ya da tamamen görmezden gelme seçeneklerine sahip olmasıdır.

MARKS’IN TARİH TEORİSİ

Marks’ın tarih teorisinin tam manasıyla anlayabilmek için, onun toplumsal ilişkiler hakkındaki görüşlerini incelemek gerekmektedir. Ona göre hem kapitalizm öncesini, hem kapitalizmi kucaklayan bir tarih teorisinin kurulabilmesi için, tarihî akışın belirleyicisi olarak “ekonomi” kavramının, ön plana çıkartılması daha doğrusu piyasa ekonomisiyle özdeşlikten kurtulması gerekliydi.

Marks, toplumun temelinde üretici güçlerin yani iş gücüyle birlikte üretici potansiyeli hayata geçiren araçlar, teknikler ve hammaddelerin yattığını ileri sürmüştür. Üretici güçler dediği bu potansiyelin toplumun her türlü (sadece maddi değil) üretim ilişkileri üzerinde belli etkileri vardır. Marks, toplumun ekonomik yapısından, işbölümü ve üretimi sürdürmek için gerekli işbirliği ile tahakküm biçimlerini kastetmekteydi. Bunun oluşturduğu altyapı üzerinde de hukukî ve siyasî kurumlar ile onları destekleyen ideolojiden meydana gelmiş üstyapı yer almaktadır.

Toplumların alt ve üstyapıları ise üretim (tarz, güç ve ilişki) tarafından belirlenmektedir. Marks, Tarihî Materyalizm teorisinin kilit terimine “üretim tarzı” adını verdi. Ona göre insanlar yüksek bir sanat ve kültür oluşturmadan, kanun kitapları yazmadan, tapınakları inşa etmeden ve fetihlere girişmeden önce yemek, içmek, doğa etkilerinden korunmak ve üretmek zorundaydılar. Bu ihtiyaçların karşılanmasına yönelik maddî üretim hayatın temel faaliyetlerini oluşturuyordu.

Üretim sürecinde, insan-doğa ilişkisi, başından itibaren insan-insan ilişkisiyle iç içeydi. İnsanlar alet ve edinilmiş bilgilerden yararlanarak yeni ürünler elde ediyorlardı. Bu üretimin teknik yönüydü. Dolayısı ile çalışan insanlar, üretim araçları ve insanların bu konudaki bilgileri üretici güçleri oluşturuyordu. Diğer yandan insanlar, toplu halde birbirleriyle temas içinde üretim yapıyorlardı. İnsanların aralarındaki ilk ve en esaslı ilişkileri bu üretim faaliyetleri doğuruyordu. Bu, üretim sürecinin toplumsal yönüydü ve Marks, üretimin zorunlu araçları olan aletlerin, hammaddelerin, toprağın ve diğer doğa zenginliklerinin, teknik bilgi ve becerilerin kimlerin elinde toplanacağının, kimlerin maddî üretimde bilfiil çalışacağının ve kimlerin çalışanları yöneteceğinin düzenlenişini, kısacası üretimin toplumsal örgütlenmesini, üretim ilişkileri deyimiyle anlatıyordu. Bu aslî ilişkiler ağı, toplumun bütün diğer faaliyetlerinin neler olacağına damgasını vurmaktaydı. Netice itibariyle Marks’a göre, üretici güçler ve üretim ilişkilerinin birliği toplumun altyapısını oluştururken, altyapının şekillendirdiği siyaset, hukuk, ideoloji toplumun üstyapısal karakterleriydi.

Bu ekonomik ilişkilerden hareketle Marks, tarihin kayıtsız şartsız ekonomik kuvvetlerin kontrolünde olduğunu, bütün toplumların, aynı evrelerden geçerek sosyalizme ulaşacağını ileri sürmüştür. İnsanların davranışlarının arkasındaki nedenlere ilişkin iddialar ne olursa olsun, bütün çağlarda insan davranışının ana yönlendiricisi maddî çıkarlar olmuştur. Sınıflar bu çıkarların kolektif ifadesini temsil ederler ve bu nedenle de bütün bir tarih, sınıf çatışmasının tarihi olmaktan öte bir anlam taşımaz. İdeoloji, sanat ve kültür de sadece bu temel çatışmanın bir aynasıdır, hiçbirinin kendi dinamiği yoktur.

Bu temel kabulden hareket eden Marks, insanların (emekçilerin) geçirdiği tarihsel evreleri de bir tasnife tabi tutmuştur. Buna göre;

  1. Kandaş kabilelerinin göreceli eşit mensupları olarak avcılık, çobanlık ve tarım yaptıkları dönem,
  2. Köleler olarak, büyük toprak, para sahiplerinin malikâne ve atölyelerinde çalıştırıldıkları dönem,
  3. Toprağa bağlı köylüler olarak, küçük tarlaları ailecek işleyip elde ettikleri mahsul üzerinden, arazinin “yüksek mülkiyeti”ni ellerinde tutan bir askerî aristokrasi mensuplarına veya onların devletine vergi-rant ödedikleri dönem,
  4. Sanayi işçileri olarak, başkalarına (kapitalistler) ait fabrika, maden vb. işletmelerde herhangi bir siyasî-hukukî zorlama olmadan çalışıp ücret aldıkları dönem.

Marks’a göre henüz yaşanmamış ancak gelmesi kaçınılmaz olan son aşama, herkesin eşit bir paylaşımla yaşadığı sosyalist dönem olacaktır. Öyle ki o, Avrupa’ya hâkim olan kapitalist dönemin zamanı gelince yerini sosyalist topluma ve insanın kendini tam anlamıyla gerçekleştirmesine bırakacağına inanıyordu. Marks, Kabile-Köle-Feodal Kapitalist-Sosyalist şemasını yalnızca Avrupa tarihi için geçerli saymıştı. Hindistan’ın, hatta Rusya’nın Batı’nın yolunu izleyeceğini ummamıştı.

Marks, geliştirdiği dönemlerin dogmatik teorilerden ziyâde tarihsel araştırmaların ürünü olduğunu savundu. Asya’yı Avrupa’dan ayrı bir kategoriye yerleştirdi. Marks’a göre Asya üretim tarzı, tarihsel değişime yönelik yeterli iç dinamikten yoksundu ve Doğu’da kapitalizm (dolayısı ile sonunda sosyalizm) ancak sömürgecilik sonucunda kurulabilirdi. Rusya konusunda ise tam olgunlaşmış bir kapitalizmin, sosyalizm için vazgeçilmez önkoşulu olduğu şeklindeki eski görüşünü, Rus devriminden kırk yıl önce değiştirdi. Marks, kendi şemasını genelleştirenlere serzenişte bulunuyor ve bunun sadece Batı Avrupa için geçerli bir tarihsel süreç olduğunu tekrarlıyordu. Onun, bütün toplumların her bir evresini yaşaması gereken kesin biçimde tek bir evrim çizgisi iddiası yoktu.

TARİHSEL MATERYALİZME GENEL BAKIŞ

Tarihsel materyalizme gelene kadar tarih, metafizik ve bireyci açılardan ruhsal bir temele dayandırılarak açıklanmaya çalışmıştır. Bu açılara göre tarih, ya Tanrı işi, ya tanrısal-doğasal bir planın gerçekleşmesi, ya evrensel ruhun güdümü ya da üstün insanların düşüncelerinin ürünüdür.

Tarihsel materyalizme göre tarihsel olayların, eş deyişle toplumsal gelişmenin nedeni maddesel bir nedendir; tarihi tanrı ya da üstün insan değil, insanlar (toplum) yapar. İnsanların düşüncelerin altında sınıf çıkarları ve çatışmaları yatmaktadır. “İnsanlar yaşayacak durumda olmalıdır ki tarih yapabilsinler.” Tarihe yön veren olayların nedeni bu yaşama çabası ve çıkardır. Yaşayacak durumda olmak demek; yemek, içmek, giyinmek, barınmak için ekonomik eylemde bulunmak demektir.

Düşünceleri meydana getiren bu ekonomik eylemlerdir (yaşam koşulları, ihtiyaçlar ve çıkarlardır N.). çiftçi çiftçice düşündüğünden çiftçi olmuş değildir, çiftçi olduğu için çiftçi gibi düşünmektedir (genetik ve çevresel koşullar onu çiftçi yapmıştır N.). Ama bu tarihsel zorunluluk, hiçbir zaman bireyin etkinliğini engelleyemez (bu zorunluluk ve engellere, bunun bilincine varırsa karşı koyabilir, değiştirebilir N.) çiftçi çiftçi gibi düşünmek zorundadır ama çiftçi gibi düşünerek içinde yaşadığı ortam ve koşulları etkiler ve değiştirir. Eğer böyle olmasaydı, diyalektik düşüncenin vardığı sonuç da metafizik ve bireyci düşüncelerin vardıkları sonuçlar gibi, kör bir kadercilikten başka bir şey olmazdı (ve tarih ve gelişme olmazdı, bu kör bir kader değildir ki tarih ve gelişme olmaktadır N). Tarihsel materyalizmin açıklanmasında genellikle yanlış anlaşılan bu nokta çok önemlidir.

Diyalektik anlayış, bu karşılıklı etki anlayışıdır. Doğasal ve toplumsal bütün fenomenler hem etkilenir hem de etkiler. Doğasal gelişmenin belli bir evresinde insan ve bilinç oluşmuştur. Artık bilinçli insan da doğasal diyalektiğe katılmış ve kendi tarihini (ve genetik evrimini N.) bizzat kendisi yapmaya başlamış bulunmaktadır. Bilinçli insan kendisini değiştiren ve oluşturan koşulları, karşı etkisiyle değiştirmekte ve oluşturmaktadır.

Toplumsal biçimler üretim ilişkilerine bağlıdır ama bir yandan da o üretim ilişkilerini etkilemekte ve değiştirmektedir. Üretim ilişkileri altyapıdır; üstyapıyı meydana getiren siyasal,, dinsel, kültürel bütün değerler altyapıca belirlenir. Ama üstyapı da, altyapıyı belirler ve değiştirir. Bu oluşma neden-sonuç zincirinde sıralanan mekanik bir oluşma değil, karşılıklı etkiyi kapsayan diyalektik bir oluşmadır. İnsanların tarihi de aynı diyalektik oluşun içindedir ve karşılıklı etkilerin çatışmasıyla gelişmektedir.

Tarihte büyük adamların (üstün bireylerin) ortaya çıkışı da bu tarihsel gerekirciliğin (tarihsel determinizm) zorunluluğudur. Onları meydana çıkaran, onlara karşı duyulan toplumsal gereksinmedir. (genetik mutasyonları ve evrimleşmeyi sağlayan da gereksinimlerdir N) tarihte ne zaman bir lider gerekmişse o lider hemen bulunmuştur. Her sınıf kendi liderini kendi toplumsal yapısından çıkarmış ve kendi yapısına uygun bir biçimde belirlemiştir. Büyük adamın ya da liderin rolü, kendi toplumunun koşullarının gerektirdiği doğrultuda belirmiştir. Tarihin gözlenmesi ve incelenmesi bu savı doğrulamakta ve yasalaştırmaktadır.

Kişi, toplumsal koşulların gerektirdiği zaman ve gerektirdiği biçimde Sezarlaşır ve Sezar gibi düşünmeye başlar ve Sezarca etkiler. Metafiziğin ilerisürdüğü gibi Sezarca düşünce gökten inmiş ya da kendi kendine oluşmuş değildir, Sezarca düşünce, Sezarlığı gerektiren koşulların ürünüdür. (Atatürk’ü ortaya çıkaran ve sosyalist bir devrim değil de kapitalist burjuva demokratik devrimi yaptıran da o günkü milliyetçilik evresi ve toplumun o günkü düzeyi ve koşullarıdır. Ama tarihe ve kaderine yön vermek ve değiştirmek nasıl insanlarca mümkünse, kör bir kader değilse, büyük liderlerin kendi büyüklüklerinin ve ideolojilerinin de büyük adam olmada ve tarihe yön vermede payları vardır, böyle olmadığını düşünmek kör kadercilik olur, Lenin’e sosyalist devrimi yaptıran en büyük neden de budur, yani kendi büyüklüğüdür. O günkü tolumda ve o günkü toplum koşullarında Lenin olmasaydı, büyük olasılıkla sosyalist devrim değil, burjuva devrim olurdu. N.)

Tarihsel materyalizm sosyal evrimin genel yasarlının bilimidir. Tarih, özdekçi diyalektik incelemeyle bilimselleşmiş ve kader olmaktan kurtularak tüm toplumsal yaşamda geçerli yasalara kavuşmuştur. Bu yasalar şunlardır:

  • Toplumun temeli (altyapı), üretim biçimidir.
  • Üretim biçimi, insanların yaşamak için gereksedikleri bütün şeyleri elde etme biçimidir.
  • İnsanların çeşitli değer ölçülerini kapsayan üstyapı, bu altyapıyla belirlenir.
  • İnsan, bu temel belirleyişle belli bir kültüre, ideolojiye, psikolojiye varır.

Belli bir doğrultudaki toplumsal gelişme, üretim ilişkilerinin üretim güçlerine uygunluğu süresince mümkündür, üretim ilişkileri, üretim güçlerine köstek olmaya başladıkları zaman değişme zorunludur. Üretim biçimi, insanlar arasındaki üretim ilişkileriyle üretim güçlerinin (üretim güçleri; insan, toprak, hammaddeler, makine, alet, edinilmiş bilgi ve teknoloji vb.) birbirlerine olan karşılıklı etkileriyle belirlenir.

Toplumsal yasalar, insan bilincinden bağımsız bir tarihsel zorunluluktur, ancak insan etkisinden bağımsız, geceden sonra gündüzün oluşu gibi insan dışı bir zorunluluk değil, insan eyleminin meydana getirdiği bir olgudur. Pek açıktır ki insan olmasa toplum ve toplumsal olaylar olmaz, toplumsal olaylar olmayınca toplumsal yasa belirmezdi.

TARİHSEL MATERYALİZM HAKKINDA KONU BAŞLIKLARI

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt 1 , Sayı 27 , Oca 2009 , Sayfalar 65 – 78; “Her Yönüyle Felsefeyi Anlamak” Kenneth Shouler

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın