Tarihsel Materyalizm Nedir?

“Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor. Komünizm hayaleti. Avrupa’nın tüm eski güçleri, bu hayaleti defetmek için kutsal bir ittifaka girişmiş durumdalar: Papa ile Çar, Metternich ile Guizot, Fransız Radikalleri ile Alman polis casusları.”

Karl Marks “Komünist Manifesto”sunu işte böyle açar. Bu cesur sözlerinin dönemini yansıttığı muhakkaktır. 1848’de yazılan Manifesto, komünistlerin toplumun mevcut güç yapılanmasını “cebren devireceğini” beyan etmektedir. Komünistler aynı zamanda tarihin kendisiyle de savaşıyor olacaktır, çünkü Marks “tarihsel materyalizmin” tarihin nasıl seyrettiğini en iyi açıklayan doktrin olduğuna inanmıştır.

Tarihsel materyalizm Marx ve Engels tarafından kurulan bir görüş olup ana hatlarıyla tarihin, sosyal ve ekonomik gelişimin diyalektik yasaya göre gerçekleştiğini iddia eden felsefi akımdır. Sadece ekonomik olgular değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel olgular da toplumdaki üretim biçiminin bir sonucudur ve bu süreçlerde temel belirleyici olan ekonomidir. Bu temel ilke kendini toplumdaki sosyal sınıfların oluşumunda ve sınıflar arası mücadelede kendisini gösterir. Üretim araçlarına kimim sahip olduğu ve bu bağlamda açığa çıkan özel mülkiyet kavram tarihsel materyalizmin üzerinde durduğu önemli konular arasındadır.

Peki, tarihsel materyalizm nedir? Marks’a göre, tarihin tek doğru yorumu ekonomik yorumlamadır. Tarihsel materyalizm, bir toplumun ekonomik yapılanmasının —ister feodalizm olsun, ister kapitalizm, isterse komünizm— o toplumun sosyal ve kültürel yapısının özelliklerini belirlediği fikridir. Yani, tarihsel materyalizm bir çeşit ekonomik belirlenimciliktir (determinizm). Marks insanların kendi hayatlarına karar verme hür iradesinden yoksun olduklarını, çünkü bu kararı onların yerine toplumun verdiğini ileri sürmüştür. “İnsanların var oluşunu belirleyen kendi bilinçleri değildir, aksine sosyal varoluşları bilinçlerini belirlemektedir.” diye yazmıştır.

Üretim araçlarını kontrol edenler, tüm ahlaki ve dini fikirler de dahil olmak üzere kültürü kontrol ederler. Üretim araçlarını ellerinde tutan ya da üretim biçimini kontrol edenler kapitalistlerdir ve böylece insanoğlunun fikirlerini de onlar kontrol ederler. Mesela, bir yayınevi işleten ya da yöneten bir kapitalist düşünün. Bu kişi insanların hangi fikirlere maruz kalacağını kontrol eden, dolayısıyla da sosyal ve kültürel gelişmeleri etkileyen ya da yönlendiren bir konumdadır. Bir başka örnekse, gücü elinde bulunduran sınıfın daha düşük sınıflara mensup kişilerin konuşma ve gösterilerini hoşgörüyle karşılama ya da tamamen görmezden gelme seçeneklerine sahip olmasıdır.

Marks’ın tarih teorisinin tam manasıyla anlayabilmek için, onun toplumsal ilişkiler hakkındaki görüşlerini incelemek gerekmektedir. Ona göre hem kapitalizm öncesini, hem kapitalizmi kucaklayan bir tarih teorisinin kurulabilmesi için, tarihî akışın belirleyicisi olarak “ekonomi” kavramının, ön plana çıkartılması daha doğrusu piyasa ekonomisiyle özdeşlikten kurtulması gerekliydi.

Marks, toplumun temelinde üretici güçlerin yani iş gücüyle birlikte üretici potansiyeli hayata geçiren araçlar, teknikler ve hammaddelerin yattığını ileri sürmüştür. Üretici güçler dediği bu potansiyelin toplumun her türlü (sadece maddi değil) üretim ilişkileri üzerinde belli etkileri vardır. Marks, toplumun ekonomik yapısından, işbölümü ve üretimi sürdürmek için gerekli işbirliği ile tahakküm biçimlerini kastetmekteydi. Bunun oluşturduğu altyapı üzerinde de hukukî ve siyasî kurumlar ile onları destekleyen ideolojiden meydana gelmiş üstyapı yer almaktadır.

Toplumların alt ve üstyapıları ise üretim (tarz, güç ve ilişki) tarafından belirlenmektedir. Marks, Tarihî Materyalizm teorisinin kilit terimine “üretim tarzı” adını verdi. Ona göre insanlar yüksek bir sanat ve kültür oluşturmadan, kanun kitapları yazmadan, tapınakları inşa etmeden ve fetihlere girişmeden önce yemek, içmek, doğa etkilerinden korunmak ve üretmek zorundaydılar. Bu ihtiyaçların karşılanmasına yönelik maddî üretim hayatın temel faaliyetlerini oluşturuyordu. Üretim sürecinde, insan-doğa ilişkisi, başından itibaren insan-insan ilişkisiyle iç içeydi. İnsanlar alet ve edinilmiş4 bilgilerden yararlanarak yeni ürünler elde ediyorlardı. Bu üretimin teknik yönüydü. Dolayısı ile çalışan insanlar, üretim araçları ve insanların bu konudaki bilgileri üretici güçleri oluşturuyordu. Diğer yandan insanlar, toplu halde birbirleriyle temas içinde üretim yapıyorlardı. İnsanların aralarındaki ilk ve en esaslı ilişkileri bu üretim faaliyetleri doğuruyordu. Bu, üretim sürecinin toplumsal yönüydü ve Marks, üretimin zorunlu araçları olan aletlerin, hammaddelerin, toprağın ve diğer doğa zenginliklerinin, teknik bilgi ve becerilerin kimlerin elinde toplanacağının, kimlerin maddî üretimde bilfiil çalışacağının ve kimlerin çalışanları yöneteceğinin düzenlenişini, kısacası üretimin toplumsal örgütlenmesini, üretim ilişkileri deyimiyle anlatıyordu. Bu aslî ilişkiler ağı, toplumun bütün diğer faaliyetlerinin neler olacağına damgasını vurmaktaydı. Netice itibariyle Marks’a göre, üretici güçler ve üretim ilişkilerinin birliği toplumun altyapısını oluştururken, altyapının şekillendirdiği siyaset, hukuk, ideoloji toplumun üstyapısal karakterleriydi.

Bu ekonomik ilişkilerden hareketle Marks, tarihin kayıtsız şartsız ekonomik kuvvetlerin kontrolünde olduğunu, bütün toplumların, aynı evrelerden geçerek sosyalizme ulaşacağını ileri sürmüştür. İnsanların davranışlarının arkasındaki nedenlere ilişkin iddialar ne olursa olsun, bütün çağlarda insan davranışının ana yönlendiricisi maddî çıkarlar olmuştur. Sınıflar bu çıkarların kolektif ifadesini temsil ederler ve bu nedenle de bütün bir tarih, sınıf çatışmasının tarihi olmaktan öte bir anlam taşımaz. İdeoloji, sanat ve kültür de sadece bu temel çatışmanın bir aynasıdır, hiçbirinin kendi dinamiği yoktur.

Bu temel kabulden hareket eden Marks, insanların (emekçilerin) geçirdiği tarihsel evreleri de bir tasnife tabi tutmuştur. Buna göre; 1.Kandaş kabilelerinin göreceli eşit mensupları olarak avcılık, çobanlık ve tarım yaptıkları dönem, 2. Köleler olarak, büyük toprak, para sahiplerinin malikâne ve atölyelerinde çalıştırıldıkları dönem, 3. Toprağa bağlı köylüler olarak, küçük tarlaları ailecek işleyip elde ettikleri mahsul üzerinden, arazinin “yüksek mülkiyeti”ni ellerinde tutan bir askerî aristokrasi mensuplarına veya onların devletine vergi-rant ödedikleri dönem, 4. Sanayi işçileri olarak, başkalarına (kapitalistler) ait fabrika, maden vb. işletmelerde herhangi bir siyasî-hukukî zorlama olmadan çalışıp ücret aldıkları dönem.

Marks’a göre henüz yaşanmamış ancak gelmesi kaçınılmaz olan son aşama, herkesin eşit bir paylaşımla yaşadığı sosyalist dönem olacaktır. Öyle ki o, Avrupa’ya hâkim olan kapitalist dönemin zamanı gelince yerini sosyalist topluma ve insanın kendini tam anlamıyla gerçekleştirmesine bırakacağına inanıyordu. Marks, Kabile-Köle-Feodal Kapitalist-Sosyalist şemasını yalnızca Avrupa tarihi için geçerli saymıştı. Hindistan’ın, hatta Rusya’nın Batı’nın yolunu izleyeceğini ummamıştı. Marks, geliştirdiği dönemlerin dogmatik teorilerden ziyâde tarihsel araştırmaların ürünü olduğunu savundu. Asya’yı Avrupa’dan ayrı bir kategoriye yerleştirdi. Marks’a göre Asya üretim tarzı, tarihsel değişime yönelik yeterli iç dinamikten yoksundu ve Doğu’da kapitalizm (dolayısı ile sonunda sosyalizm) ancak sömürgecilik sonucunda kurulabilirdi. Rusya konusunda ise tam olgunlaşmış bir kapitalizmin, sosyalizm için vazgeçilmez önkoşulu olduğu şeklindeki eski görüşünü, Rus devriminden kırk yıl önce değiştirdi. Marks, kendi şemasını genelleştirenlere serzenişte bulunuyor ve bunun sadece Batı Avrupa için geçerli bir tarihsel süreç olduğunu tekrarlıyordu. Onun, bütün toplumların her bir evresini yaşaması gereken kesin biçimde tek bir evrim çizgisi iddiası yoktu.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt 1 , Sayı 27 , Oca 2009 , Sayfalar 65 – 78; “Her Yönüyle Felsefeyi Anlamak” Kenneth Shouler

Ömer YILDIRIM hakkında
Sosyolog Ömer YILDIRIM 1985'te Erzurum'da doğdu. İlk, orta ve yüksek öğrenimini Erzurum'da tamamladı. Sırasıyla; Abdurrahim Şerif Beygu İlkokulu, Ahmet Yesevi İlköğretim Okulu, Erzurum Cumhuriyet Lisesi ve Atatürk Üniversitesinde okudu. 2009 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nden mezun oldu... devamını oku »

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*