Auguste Comte ve Pozitivizm (Olguculuk)

felsefe Nedir

Comte Fransız devrimi sonucunda yaşanan karmaşayı ortadan kaldırmak istemiş, toplumu bilim yoluyla yeni baştan düzenlemeyi amaçlamıştır.

Ona göre düşüncelerdeki anarşinin toplumda karmaşaya yol açtığı bir çağda, toplumun kurtuluşunu sağlayacak tek çözüm pozitivizmdir. Onun pozitivizminin en önemli özelliği, doğa olaylarını doğa üstü güçlerin yönlendirdiği düşüncesini reddetmesidir. İkinci olarak duyularımızın bize sağladığı olgulardan hareket ederek, insan tarafından gözlenemeyen özlerini, gizli nedenlerini bulma çabalarından vazgeçmesidir.

Felsefenin deneysel bilimleri örnek alması gerektiğini öne süren Comte’a göre felsefenin amacı olgular arasındaki değişmez ilişkileri ya da doğal yasaları bulmaktır. Bu amaç ise ancak gözlem ve deney yoluyla gerçekleştirilebilir. Gözlem ve deney yoluyla kazanılan bilgi pozitif bilgidir.

Pozitif bilgi tarihsel evrimin sonucu olan bir bilgidir ve insanlığın ulaşabileceği en yüksek düzeydir. Bu bilgi, Comte’un ünlü üç hal yasasında üçüncü evreye karşılık gelen bilgidir. Comte’a göre toplumlar bu bilimsel düşünme (pozitif) aşamasına uzun bir tarihsel sürecin sonunda ulaşmışlardır. Bu yasaya göre insan düşüncesi üç evreden geçerek ilerler.

  1. Teolojik evre: Tüm olay ve olguların tanrıyla ya da kutsal sayılan varlıklarla açıklandığı evredir. Bu evrede olayların arkasında doğa üstü nedenler bulunduğuna inanılır. Örneğin, deprem gibi doğal bir felaketin, Tanrı’nın insanları cezalandırmasının sonucu olduğu düşünülür.
  2. Metafizik evre: Ruh, ölümsüzlük vb. doğaüstü, soyut kavramların ve gizli güçlerin temel belirleyici olduğu aşamadır. Örneğin, ağır nesnelerin düşmesi, doğadaki yerlerini alma çabası ya da boşluktan korkma ile açıklanmıştır.
  3. Pozitif Evre: İnsan bu evrede yalnızca gözlenebilir olana yönelmiş, olay ve olgular arasındaki değişmez bağları ve yasaları araştırmıştır. Örneğin, bu evrede bir nehrin en aşağıya inmek istediği için değil evrensel çekim yasasının etkisinde olduğu için akmakta olduğu bilimsel görüşü ile açıklanmıştır.

Görülüyor ki Comte pozitif bilime büyük değer vermekte ve onun yardımıyla hem doğayı hem de toplumu düzenlemeyi amaçlamaktadır. Bu arada felsefenin de pozitifleşmesini istemektedir. Felsefenin pozitifleşmesi demek düşünmenin teolojik ve metafizik ögelerden arındırılması demektir. O zaman da felsefenin konusu, bilimlerin yöntemi ve ilkeleri üzerinde düşünmek olacaktır.

Yüce bir varlığa inanmanın insan için doğal ve engellenemez bir ihtiyaç olduğuna inanan Comte, 1789 sonrasında ortaya çıkan modern toplumda Kilise’den boşalan yerin başka dünyevi bir dinle doldurulması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle, hayatının sonlarına doğru, bilimsel pozitivizmden dini pozitivizme doğru yönelmiştir. Böylece pozitif ve evrensel bir din olarak İnsanlık Dini’ni kurmuştur. Bu yapay dinde yüce ve kutsanan varlık insanlıktır.

Pozitivizmin siyasi boyutuyla ilgili olarak da şunlar söylenebilir: Comte’a göre Fransız Devrimi sonrasında insanlar bir anlamda başıboş bir hâlde kalmışlardır. Ortaya çıkan yeni toplum tipinde, eskiden başta din/Kilise gibi geleneksel kurumların doldurduğu birçok alan boş kalmış, toplum eşi görüşmemiş bir boşluğa düşmüş, toplumsal-siyasal büyük bir kargaşa ortamı doğmuştur. İşte bu duruma son vermek için toplumun bilimsel olarak yeniden örgütlemek gerekmektedir. Bu görev yeni ve en gelişmiş bilim olan sosyolojiye düşmektedir. Sosyoloji, modern toplumun rehberi olacak, toplumların düzen içerisinde ilerlemelerini sağlayacaktır. Nitekim “düzen ve ilerleme”, pozitivizmin temel ilkesi, başlıca sloganıdır.

Comte’un kurduğu pozitivizm maddeci/materyalist bir düşünce sistemi değildir. Comte, insanı maddeden ibaret görmez; insan sadece ekmekle yaşamaz. İnsanları asıl harekete geçiren fikirlerdir, düşüncedir.

Comte’a göre toplum ve devlet karşı karşıya konumlanmış, çatışan iki varlık değildir. Bu ikisinin uyum içinde bulunmaları gerekir. Devletin vazifesi, toplumun maddi ve manevi birliğini temin etmektedir. Devlet, planlayan, doğru yolu gösterendir. Kısacası devlet her alana müdahale etme yetkisine sahip olmalıdır. Özel mülkiyet de bu alanlardan biridir. Comte ilkesel olarak özel mülkiyete karşı olmamakla beraber, bu hakkın kötüye kullanılmasından endişe duymaktadır. Bu nedenle, devlet özel mülkiyeti denetleme ve gerek duyduğu zaman müdahale etme ve düzenleme yetkisini kullanmalıdır.

Öte yandan toplum da, bilimsel bir yönetim sergileyecek devlete itaat etmek, verilen görevleri yerine getirmekle yükümlüdür. Comte bilimsel-pozitif dönemde artık haklardan bahsetmeyi bırakıp, bireysel ve toplumsal vazifeleri ön plana çıkarmak gerektiğini savunur.

Ayrıca lütfen bakınız:

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*