Benliğin Oluşum Aşamaları

felsefe Nedir

İnsan, doğuştan bir benlik sahibi değildir. Benlik, çocukluk dönemi süresince öğrenilmektedir. Mead, çocuğun benlik oluşum ve gelişim süreçlerini üç genel aşama ile tanımlamaktadır.

Bu aşamaları şu şekilde açıklamaktadır:

1. Hazırlık Aşaması (Preparatory Stage)

Bu aşamada kendi davranışını değerlendirme yeteneğine sahip olmayan bebek, anlamsız taklitler yapar. Örneğin okuma-yazma bilmediği hâlde gazete okur gibi yapabilir. Çocuk, bu anlamsız taklitleri, diğerlerinin ilgisini çekmek amacıyla yapmaktadır. Onlardan gelen tepkilere göre, hareketlerini değiştirebilmektedir. Bu gibi taklitler aynı zamanda çocuğun çevresindekiler gibi hareket etmeye başladığını göstermektedir. Başka bir deyişle, çocuk diğerlerinin yerine kendini koyarak onların rollerini almaya başlamaktadır (Meltzer, 1995, s.42).

2. Oyun Aşaması (Play Stage)

Bu aşama çocuğun, bir diğerinin rolünü alma becerisinin gelişimine izin veren önemli bir süreçtir (Meltzer vd, 1975, s.40). Çocuk, bireysel rolleri içselleştirilmektedir. Örneğin çocuklar, anne, öğretmen, postacı ya da şoför rolünü oynayabilirler. Bu gibi oyunları oynamanın en önemli yönü, çocuğun anne ya da öğretmen gibi rollerde kendisi ve oynadığı rol arasında bir farklılık olduğunun farkına varmasıdır. Oyun aşamasında çocuk, yalnızdır ve kendi davranışının farkındadır.

Çocuk kendi kendine karşılıklı hareket etme durumunda yer almaktadır. İlk önce eylemleri kendine yöneltir, sonra diğerlerinin rollerini almaya başlar. Bu aşamada çocuğun rolleri düzenlemesi durağan değildir, değişmektedir. Çocuk, bir rolden diğerine tutarsız bir biçimde geçebilmektedir. Kendisine ait birkaç nesne oluşturarak ve rollere bağlı kalarak kendi kendine hareket edebilmektedir. Böylece benlik düşüncesi, çocuğun diğerinin rolünü almasıyla gelişmektedir (Haralambos ve Holborn, 1995, s.892: Meltzer, 1995, s.42-43).

3. Birlikte Oyun Aşaması (Game Stage)

Bu aşama, benliğin gelişiminin ileri aşamasıdır. Benlik, kişilerin diğerlerinin rollerini almayı öğrenmesi ya da oynamaktan çok, onlara katılması ile gelişmektedir. Çocuk bir oyuna katıldığı zaman, oyuna katılan başkalarının rollerini de düşünmek zorunda kalır. Kendisini birden fazla rolü aynı anda alması gereken bir durumda bulur. Birden fazla insanın beklentilerine aynı anda karşılık vermek zorundadır. Futbol oyunu bu durumu açıklamak için iyi bir örnektir.

Bir futbol oyununda her oyuncu, bir diğer oyuncunun beklentilerini ve amaçlarını tasarlar. Aynı zamanda çocuk kendini, oyuna katılan diğerlerinin bakış açısıyla görmeye başlamaktadır. Böylece, diğer oyuncularla kendi ilişkisinin farkına varmaktadır. Bu gibi durumlarda, çocuk özel roller yerine, bireylerin gruptaki rollerini almak zorunda kalmaktadır. Bu durum, çocuğun başkasının davranışını görmesi ile oluşan genelleştirilmiş bir roldür. Bu genelleştirilmiş öteki, daha sonra grubun yaygın bakış noktasının bütününü temsil etmektedir. Bu model aynı zamanda bireyin yaşamı içerisinde de geçerli olmaktadır (Meltzer, 1995, s.43).

Birey kendi rolünü ve çevresindeki diğer bireylerin rolünü bilerek yaşam içinde yer almaktadır. Örneğin bir aileyi oluşturan bireyler; anne, baba, çocuklar, oynadıkları rollerin farkındadırlar ya da aynı iş yerinde çalışanlar; müdür, sekreter, rollerini karşılıklı olarak oynamaktadırlar.

Birlikte oyun ve oyun arasında temel bir fark bulunmaktadır: Birlikte oyunda çocuk, oyuna dâhil edilen diğerlerinin tutumuna sahip olmak zorundadır. Katılımcının varsaydığı diğer oyuncuların tutumları bir birim içinde örgütlenmekte ve bireyin davranışını bu örgütlenme kontrol etmektedir. Çocuğun kendi eylemlerinden her biri, oyunu oynayan diğerlerinin eylemlerini varsayması tarafından belirlenmektedir. Çocuğun ne yaptığı, takımda bulunan bir diğeri tarafından kontrol edilmektedir. Böylece aynı süreç içerisinde, dâhil olanların tutumlarının örgütlenmesi olan “öteki” meydana gelmektedir (Coser, 1977: 336).

Oyun ve birlikte oyun arasındaki fark, (a) katılımcıların sayısı ve (b) kuralların olup olmamasına bağlı olarak belirlenmektedir. Oyun, herhangi bir kural koymayan bir çocuk tarafından oynanmaktadır. Birlikte oyun ise belirlenmiş kurallara sahip olması ve oyuncu sayısı ile oyundan farklıdır. İki kişilik birlikte oyun, sadece basit olarak rol almayı gerektirmektedir. Daha fazla sayıda çocuğun birlikte oynadığı oyun, “genelleştirilmiş öteki”nin rolünü almayı gerektirmektedir. Bu durum, her oyuncunun, kendisine ve diğerlerine karşı, her bir oyuncunun davranışının bir fikrine sahip olması anlamına gelmektedir. Birlikte oyunu yöneten kuralların yardımıyla çocuk, diğer oyuncuların hepsinin yerini almak ve onların tepkilerini belirlemek için beceri geliştirmektedir (Coser, 1977: 337).

Bu kurallar, özel bir tutum olarak görülen tepkilerden oluşan bir bütündür. Mead, çocuğun olgunlaşma sürecindeki son aşamanın, bireyin bütün toplumun tutumunu temsil eden “genelleştirilmiş öteki”nin rolünü aldığı zaman ortaya çıktığını ileri sürmektedir.

Birlikte oyun aşamasında, kendi özel rolünü değerlendirmek için çocuk kendini diğerlerinin yerine koyarak onların rollerini almaktadır. Bunu yaparken kendisini diğer oyuncuların kolektif bakış açısı aracılığıyla görmektedir. Başka bir deyişle kendisini, Mead’in kavramı ile “genelleştirilmiş öteki”in bakış açısından görmektedir (Haralambos ve Holborn, 1995, s.892).

Çocuk oyunda kolektif bir rol üstlenmektedir ve örgütlenmiş grup, “genelleştirilmiş öteki” olmaktadır. Bu genelleştirilmiş öteki için aile, eğitim, sendika gibi gruplar örnek olarak gösterilebilir. Mead’e göre, aile ya da devlet gibi kurumlar, özel toplumsal rollerin onlara yüklenmesi ile bir mevcudiyete sahip olmaktadırlar. Böylece ‘aile’ kurumu anne, baba, evlat, kardeş toplumsal rollerinden meydana gelmektedir. Mead, bir toplumun sahip olduğu kültürün özel toplumsal roller için uygun davranış biçimlerini önerdiğini kabul etmektedir. İnsanlar özel bir rol içerisinde, beklenen davranışla ve kişinin benlik kavramı ile uygun olan yollarda hareket etmeye yönelmektedirler (Haralambos ve Holborn, 1995, s.893).

Kültür, bireyin eylemini önceden belirlememektedir. Bir bireyin yaşamında, çok bilinen ve tekrarlanan, hızla ve düşünmeye gerek kalmadan kolayca tanımlanan bir durumda bile, eylem doğaçlama unsuruna sahip olmaktadır. Çünkü mevcut bir durum hiçbir zaman daha önceden karşılaşılan durumlarla birebir aynı olmamaktadır (Cuff vd., 1998, s.135).

Kültürün ve toplumsal rollerin varlığı, insan davranışını bir dereceye kadar şekillendirse de Mead, insanların hâlen nasıl davranacakları konusunda önemli seçimlere sahip olduğunu belirtmektedir. Bu durumun bazı nedenleri şu şekilde ifade edilebilir: Çoğu kültürel beklenti özgün olarak görülmemektedir. Toplum, örneğin, insanların kıyafet giymesini ister fakat genellikle giyilen kıyafetlerde önemli bir serbestlik görülmektedir. Bunun yanı sıra, bireyler, girdiği rollerde önemli seçimlere sahiptirler. Örneğin, yaptıkları işte seçimleri bulunmaktadır. Ayrıca bazı toplumsal roller, davranışın farklılığını cesaretlendirmektedir. Örnek olarak moda tasarımcıları, yeni tasarımlar geliştirmeleri için cesaretlendirilmektedirler. Bir başka neden, toplumun her şeyi kapsayan bir kültüre sahip bulunmaması olabilmektedir. Toplumda alt kültürler var olmaktadır ve insanlar bu kültürleri onlara katılma amacıyla seçebilmektedirler.

Çoğu kültürel anlamlar gereksinimlerden daha çok, olanaklar göstermektedirler. Böylece insanların önerileni yapma zorunluluğu bulunmamaktadır. Bir diğer neden, zaman zaman toplumsal role göre hareket etmek mümkün olmamaktadır. Örneğin, ebeveynler kendilerinin çocukları ile yeterince ilgilenmediklerini düşünebilirler. Bu durumlarda yeni ve yaratıcı davranışlara ihtiyaç duyulmaktadır (Haralambos ve Holborn, 1995, s.893).

Bu nedenle, toplumsal roller sabit ve değişmez olarak kabul edilmemektedirler. Toplumsal roller devamlı etkileşim yönünde değişmektedirler. İnsanların kendi durumlarını tanımlama ya da yorumlama biçimleri onların kültürleri ile bağlantılı olmaktadır. Ancak bu kültürün, bireyin karşılaşabileceği tüm olası durumları ve özel bir durumu tüm ayrıntılarıyla belirlemesini beklemek mümkün olmamaktadır. Bu durum sonucunda, toplumsal aktörün yorumlama çabalarının kültürün sunduklarının ötesine geçmek zorunda olduğu görülmektedir (Cuff vd., 1998, s.134).

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*