Felsefe hakkında her şey…

Mead’in Davranışçılık Anlayışı

16.05.2020

Psikolojik bir perspektif olarak davranışçılığın kaynağı; köpek deneklerin, besini besin veren kişiyle ilişkilendirdiklerini fark eden Rus psikolog Ivan Petrovich Pavlov’un (1849-1936) görüşleridir.

Pavlov, köpeklerin sadece besin verildiğinde değil, kendilerini besleyen kişilerin ayak seslerini işittiklerinde de salya çıkardıklarını gözler. Pavlov, büyük bir uğraş ve mücadeleden sonra, bu tür “koşullu tepkiler”i anlamak için bir dizi deney gerçekleştirir ve bu deneylerden hareketle daha sonra davranışçılığa dâhil olacak bazı ilkeler geliştirir. Bunlar ilkeler şöyle sıralanabilir:

  1. Bir başka uyaranla sürekli ilişki içinde belirli bir fizyolojik tepkiyi üreten bir uyaran, tek başına da aynı tepkiyi ortaya çıkartacaktır.
  2. Uyaranla ilişkili hazlar artık ortaya çıkmadığında, bu koşullu tepkiler ortadan kalkabilir.
  3. Koşullu tepkiyi üretenlere benzer uyaranlar da asıl uyarana verilene benzer tepkileri ortaya çıkartabilir.
  4. Belirli bir tepkiye koşullandırma için kullanılanlardan giderek farklılaşan uyaranlar, bu tepkiyi giderek daha az ortaya çıkartabilirler.

Nitekim Pavlov’un deneyleri; koşullu tepkiler, sönme, tepkiyi genelleme ve ayırt etmenin ilkelerini ortaya çıkarmıştır. Pavlov aslında bu bulguların insan davranışı açısından önemini kabul etse de onun görüşleri Kuzey Amerika’da – davranışçılığın kurucuları- Edward Lee Thorndike ve John B. Watson tarafından yeniden keşfedilmiştir.

Thorndike, ilk laboratuvar deneylerini Kuzey Amerika’da hayvanlar üzerinde gerçekleştirdi ve hayvanların, ödüllendirilen tepki kalıplarını sürdürdüklerini gözledi. Örneğin, deneylerde kedi yavrularını içinde bir labirentin yer aldığı bir kutuya yerleştiren Thorndike, onların kaçmalarını sağlayabilecek uygun davranışı buluncaya kadar deneme yanılma davranışlarını sürdürdüklerini gözlemledi. Kutudaki kedi yavrularının giderek daha az hata yapması, kurtulmalarını sağlayan bir davranışla ilişkili doyumların onların bu tepkiyi öğrenmeleri ve sürdürmelerine yol açtığını gösterir. Thorndike Pavlov’la aynı dönemde sürdürülen araştırmalardan üç ilke veya yasa geliştirir:

  1. Etki yasası: Haz üreten bir durumdaki edimlerin gelecekte durum tekrarlandığında ortaya çıkma ihtimali artar.
  2. Kullanma yasası: Durum-tepki bağlantısı tekrarlar ve uygulamalarla pekişir.
  3. Kullanmama yasası: Uygulama sürdürülmediğinde uyaran-tepki bağlantısı zayıflar.

Bu yasalar Pavlov’un bulgularıyla örtüşür, ancak arada önemli bir fark vardır. Thorndike’ın deneyleri hayvanlar üzerinde deneme-yanılma yöntemiyle gerçekleştirilirken, Pavlov’un çalışması fizyolojik tepkilerin -tipik olarak salgılama tepkisinin- bir laboratuvar ortamında koşullandırılmasıyla gerçekleştirilir. Bu yüzden Thorndike’ın çalışması, daha doğrudan, insanların doğal ortamlardaki davranışlarıyla ilişkili olarak görülebilir.

John B. Watson, Pavlov ve Thorndike’ın çalışmalarının önemini kabul eder ve çok geçmeden açıkça “davranışçılık” olarak bilinen yaklaşımın önde gelen savunucusu hâline gelir. Onun “Davranışçı Gözüyle Psikoloji” başlıklı yazısı yeni bir davranış bilimini başlatmıştır.

Bir davranışçı gözüyle psikoloji; aslında nesnel, deneysel bir tabii bilim dalıdır. Onun teorik hedefi davranışları öngörmek ve kontrol etmektir; içebakış onun yönteminin temel bir parçasını oluşturamaz.

Watson böylece Mead’in şiddetle karşı çıktığı aşırı davranışçılığın savunucusu hâline gelir. Watson’a göre, psikoloji uyaran-tepki ilişkilerinin araştırılmasıdır ve tek kabul edilebilir kanıt gözlenebilen davranışlardır. Psikologların insan bilincinin gizemli kutusundan uzak durmaları ve sadece gözlenebilir bir uyaranla ilişkili gözlenebilir davranışları araştırmaları gerekir. Mead bu iddiayı reddeder. Örneğin ona göre, düşünme gibi bir etkinlik doğrudan gözlenemediği için onun bir davranış olmadığı söylenemez. Zira Mead’e göre, örtük düşünme ve kendini farklı durumlarda görebilme kapasitesi birer davranış örneğidir ve bu yüzden açık davranışlarla aynı yasalara tâbidir.

Bu yüzden Mead, aşırı davranışçılığı reddetmesine rağmen, davranışçılığın genel ilkelerini benimser: Davranışlar ilişkili doyumların bir sonucu olarak öğrenilir. Pragmatistlerin görüşlerine ve Mead’in Darvinist metaforuna uygun biçimde, insanların doyumları, tipik olarak bir toplumsal ortama uyumu içerir. Daha önemlisi, insanların en özel davranışlarından ikisi -örtük- düşünme ve bireysel farkındalıktır. Watsoncı davranışçılığın aksine, Mead bazılarının sosyal davranışçılık olarak adlandırdığı bir yaklaşım ortaya koyar. Bu perspektiften, açık ve örtük davranışlar topluma uyum sağlama kapasiteleri çerçevesinde anlaşılabilir.

Özetle Mead’in bazı entelektüel perspektiflerden, özellikle faydacılık, Darvinizm, pragmatizm ve davranışçılıktan genel kabuller aldığını söyleyebiliriz. Faydacılar ve pragmatistler düşünme süreci ve rasyonel davranışı, faydacılar ve Darvinistler rekabetçi mücadeleyi ve niteliklerin seleksiyonunu vurgular; Darvinistler ve pragmatistler bir düşünce ve eylemin anlaşılmasında adaptasyon ve uyumdan söz ederler; davranışçılar davranışların doyum-üreten uyaranla ilişkili olduğu bir öğrenme anlayışı sunmuşlardır. Bu genel fikirlerin her biri Mead’in teorik şemasının bir parçası hâline gelir, ancak sentez sırasında yeni anlamlar kazanırlar.

Mead sadece bu genel entelektüel perspektiflerden etkilenmez; ayrıca sadece bazıları bu genel perspektifler içinde çalışan çeşitli bilginlerden kavramlar alır. Bu kavramları kullanan, uzlaştıran ve böylece bu dört genel perspektiften görüşleri bir araya getiren Mead övgüye değer bir teorik buluş üretir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...