Edim Felsefesi

felsefe Nedir

Edim Felsefesi*  başlıklı eser, Mead’in ölümünden sonra yayımlanmıştır. Bu kitap içinde yer alan yazıların büyük bir kısmı sosyologları fazla ilgilendirmez; ancak “Edimin Evreleri” başlıklı ilk yazıda, Mead diğer makaleleri veya derslerinde yer almayan yeni görüşler ortaya koyar. Mead bu yazıda kendi zihin, benlik ve toplum kavramlaştırmasının tamamlayıcı bir parçası olarak görülebilecek bir insan güdüleri teorisi geliştirir.

Mead tezini bir güdü anlayışı olarak ortaya koymaz, onun amacı insanlarda eylemin neden ve nasıl başladığı ve belirli bir yönde ilerlediğini anlamaktır. Mead’e göre, davranışın en temel birimi “edim”dir ve Edim Felsefesi’nin büyük bir bölümü bu temel birimin doğasını anlamaya yöneliktir. Zira bir bireyin davranışı nihayetinde, bazen tek başına gerçekleştirilen, ancak çoğu kez eşanlı olarak ortaya çıkan bir dizi edimden ibarettir. Bu yüzden, insan doğasını kavrayabilmek davranışın kurucu unsurlarını -yani, ‘edimler’i- anlamayı gerektirir.

Mead, edim analizinde de yukarıda incelediğimiz temel kabullerini sürdürür: Edimler, organizmaların içinde bulundukları çevresel koşullara uyum sağlamaya çalışırken oluşan daha büyük bir yaşam sürecinin parçalarıdır. Ayrıca, insan edimleri zihin ve benlik kapasiteleri nedeniyle sadece insan türüne özgüdür. Bu yüzden, Mead’in güdü teorisi zihin ve benlik sahibi ve toplum içinde yer alan organizmaların davranışlarının nasıl başladığını ve ilerlediğini anlama çabası etrafında gelişir. Mead, edimi dört evreli bir süreç olarak betimler.

Ancak ona göre, insanlar aynı anda farklı edimlerin farklı evreleri içinde bulunabilirler. O ayrıca, edimlerin uzunluk, örtüşme düzeyi, tutarlılık, yoğunluk ve diğer farklı durumlar bakımından değiştiklerini kabul eder. Ancak o, edimin evreleri analizinde, edimin farklı özellikleri hakkında önermeler geliştirmekten ziyade onun temel doğasını ortaya koymaya çalışır.

Mead, edimlerin dört evreden geçerek ilerlediğini düşünür: (1) dürtü, (2) algı, (3) davranışın yönlendirilmesi ve (4) dürtünün karşılanması. Bunlar birbirlerinden tamamen bağımsız şeyler değillerdir, çoğu kez iç içe geçer, ancak bir ölçüde farklı davranış kapasiteleri içeren özel evreleri oluştururlar.

Dürtü

Mead’e göre dürtü, organizma ve çevresi arasındaki bir dengesizlik veya gerilim durumudur. Mead, aslında dürtülerin farklı durumlarıyla -yönleri, tipleri ve yoğunluklarıyla- ilgilenmese de örtük iki önerme sunar: (1) bir organizma ve çevresi arasındaki dengesizlik arttıkça dürtüleri o kadar güçlü olur ve davranışın bunu yansıtma ihtimali artar; (2) dürtünün süresi uzadığında orga-nizma onu doyuruncaya kadar davranışı daha fazla yönlendirecektir.

Bir organizmadaki dengesizliğin farklı türden kaynakları olabilir. Bazı dürtülerin kaynağı doyurulmamış ihtiyaçlarken, bazılarınınki kişiler arası uyumsuzluklardır. Sadece bazıları organizmanın kendi içinden, ancak çoğu organik, kişiler arası ve iç psişik gerilimlerden kaynaklanır. Temel vurgu, dürtülerin, onları doyurmaya yönelik davranışları başlatırken, bir organizmanın davranışına genel bir yön kazandırdıklarıdır. Fakat Mead, hemen ardından, bir dengesizlik durumunun birçok farklı biçimde giderilebileceğini ve davranışın yönünün söz konusu çevre koşulları tarafından belirlenebileceğini belirtir. Mead’e göre, insanlar sürekli olarak dürtüler etrafında gelip giderler. Aksine, bir dürtü ortama uyum düzeyi olarak tanımlanır ve dürtünün karşılanma biçimi organizmanın kendi çevresine adaptasyona hazır olma tarzından etkilenir.

Örneğin, açlık ve susuzluk gibi görünüşte organik dürtülerin bile çevreye adaptasyon davranışlarından ortaya çıktığı düşünülür. Açlık çoğu kez kültürel standartlar tarafından düzenlenir (örneğin, yemeğin ne zaman yeneceği) ve organizma çevreden yeterli besin sağlayamadığında ortaya çıkar. Bu dengesizliğin giderilme biçimi büyük ölçüde bireyin toplumsal dünyasının kısıtlaması altındadır. Yenilmesi uygun besin tipleri, besinlerin tüketilme biçimi ve ne zaman tüketilecekleri, zihin ve benlik sahibi aktörler üzerinde etkide bulunan çevresel güçler tarafından biçimlendirilir. Bu yüzden, Mead’e göre, bir dürtü davranışı başlatır ve ona sadece genel bir yön kazandırır. Edimin bir sonraki evresi -algı- dürtüyü karşılamak için ortamın hangi yanlarının önemli olduğunu belirler.

Algı

Mead’e göre, insanlar etraflarındaki şeyleri oldukça seçici bir biçimde görürler. Seçici algının bir temeli dürtüdür: İnsanlar çevrelerindeki, bir dürtünün karşılanmasıyla ilişkili olduğunu algıladıkları nesnelere daha kolay uyum sağlarlar. Ancak burada bile önceki sosyalleşmeler, benlik-algıları ve özel ve genelleştirilmiş diğerlerinin beklentileri belirli bir dürtünün karşılanmasında hangi nesnelerin önemli olarak görülebileceğini sınırlar. Örneğin, Hindistan’da aç bir kişi ineği beslenmeyle ilişkili bir nesne olarak görmeyecek, daha ziyade diğer potansiyel besin nesnelere yönelecektir.

Bu yüzden, algı süreci bir bireyi ortamdaki belirli nesnelere daha duyarlı kılar. Bu nesneler davranışsal tepki stokları için uyaranlar hâline gelir. Nitekim kişi belirli nesnelere duyarlı hâle gelirken, onlara belirli biçimlerde davranmaya hazırdır. Mead’e göre böylece, algının kaynağı basitçe uyarana potansiyel tepkilerin uyarılmasıdır; yani, organizma ilişkili nesnelerin farkına varırken, aynı zamanda onlara belirli biçimlerde tepki vermeye hazırdır. Bu yüzden, insanlar nesnelere, onlara belirli tepkilerin kendi dengesizlik durumlarını nasıl ortadan kaldırabileceği konusunda bir dizi hipotez veya fikirle yaklaşırlar.

Davranışların Yönlendirilmesi

Bu hipotezlerin sınanması -yani nesnelere belirli tepkilerin verilmesi- davranışların yönlendirilmesi  olarak terimleştirilir. İnsanlar, bir zihin ve benliğe sahip oldukları için, açık olduğu kadar örtük bir yönlendirme içinde de yer alabilirler. Bir insan, bir dürtüyü karşılamak için, nesnelere yönelik eyleminin sonuçlarını örtük olarak tasarlayabilir. Bu yüzden, insanlar kendi dünyalarını çoğu kez zihinsel olarak yönlendirebilir ve farklı eylem çizgilerinin sonuçlarını zihinlerinde tasavvur ettikten sonra açık bir davranış çizgisi sergilerler. İnsanlar kimi zaman ortamlarını bilinçli veya ertelenmiş düşünme olmadan yönlendirebilir; basitçe bir dürtüyü doyurması muhtemel olarak algılanan bir davranış sergilerler.

Davranışları yönlendirmenin açık veya örtük olmasını belirleyen nedir? Temel koşul, Mead’in ifadesiyle engellenmedir: Bir dürtünün karşılanmasının önlenmesi veya ertelenmesidir. Engellenme imgeler üretir ve düşünme süreci başlar. Örneğin, yazarken bir kalemin kırılması (dürtü veya ortamda dengesizlik üreterek) davranışları yönlendirme çabasına yol açar: not tutmak isteyen bir kişi açılmış kalemler hazırlayabilir, bunlardan birini alıp bir an bile düşünmeden yazmaya devam edebilir. Bir kalem yığını hazırlamayan bir başkası başlangıçta masanın çekmecesine bakabilir, çekmeceyi açabilir ve genellikle “el yordamıyla” bir kalem arayabilir. Aynı noktada, çoğu kez kişi bir süre ‘bilinçsice etrafı araştırdıktan” sonra amacına ulaşamayınca (bir kalem bulamayınca) daha açık olarak düşünmeye ve davranışlarını yönlendirmeye başlar. Artık daha önce kalemi nereye bıraktığını hatırlamaya veya kalemtıraşın muhtemel yerini tahmine çalışır. Nitekim dürtü, algı ve davranışın yönlendirilmesi evreleri dürtünün doyurulmasıyla sonuçlanmadığında düşünme başlar ve davranışlar (davranış kapasiteleri zihin ve benlik aracılığıyla) daha açık bir biçimde yönlendirilmeye başlar.

Düşünme ayrıca, edim içinde daha önceden başlayabilir. Örneğin, algı ilişkili bir nesneler alanı üretmediğinde bu evrede engellenme ortaya çıkar ve sonuç olarak, aktör zihinsel kapasiteleri sayesinde doğrudan açık bir biçimde düşünmeye başlar. Nitekim düşünme; çevresiyle bir dengesizlik durumu yaşayan, nesneleri algılayamayan veya davranışlarını dürtünün doyurulmasını sağlayacak biçimlerde yönlendiremeyen bir organizmanın davranışsal adaptasyonudur.

Aktör düşünme sürecinde ilişkili nesneleri algılamaya başlar, hatta bu nesne bir birey veya grupsa onun rolünü-alabilir, bir benlik-imgesi geliştirebilir ve kendini bir nesne olarak görebilir ve böylece, hangi uygun davranış çizgisini seçebileceği ve sergileyebileceğini hayalinde tasarlayabilir. Kuşkusuz, seçilen davranış dürtüyü karşılamadığında bu süreçler yeniden başlar ve organizma çevreyle denge sağlayıncaya kadar davranışlarını sürdürür.

Davranışın yönlendirilmesi; davranış, geri-bildirim, davranışın yeniden ayarlanması, geri-bildirim, yeniden ayarlama vs. süreçlerini içermesi ve bu genel sürecin dürtü karşılanıncaya kadar devam etmesi bakımından “sibernetik”tir. Mead’in “zihninde tasarlama olarak düşünme” anlayışı ve “ ferdî ben”-“sosyal ben” kavramlaştırması bu genel sibernetik anlayışa uygundur. Düşünme bir davranış çizgisinin tasarlanmasını ve böylece kişinin davranışlarının muhtemel sonuçları konusunda kendine geri-bildirimde bulunmasını gerektirir. Benliğin “ ferdî ben” ve “sosyal ben” evreleri; davranışlardan ( ferdî ben) sosyal ben imgelerinin üretilmesini (geri-bildirim) ve ardından bu imgelerin sonraki davranışları ayarlamak için kullanılmasını içerir. Nitekim Mead, çoğu güdü teorisyeninden farklı olarak, edimlerin geri-bildirim içeren, ayrıca sonraki yönlendirmeleri sağlamak için kullanılan bir dizi yönlendirme sonucunda oluşturulduğunu düşünür. Bu yüzden güdü, çevreyle dengeyi yeniden sağlamak için sürekli bir uyum ve yeniden uyum sürecidir.

Mead gerçekte edimin yönlendirilme evresi hakkında formel önermeler geliştirmese de, örtük olarak, bir güdü daha sık engellendikçe yoğunluğunun artacağını, düşünme sürecine ve benliğin evrelerine daha fazla başvurulacağını varsayar. Nitekim güçlü bir dürtüyü doyuramayan başarılı bir yönlendirmeyle bireyler bunu sağlayabilecek nesneler ve davranışları hayali olarak düşünmeye ve onlar üzerinde yeniden düşünmeye daha fazla zaman ayıracaklardır. Örneğin, açlıklarını veya cinsel arzularını doyuramayan veya hak ettiklerini düşündükleri kabulü görmeyen bireyler, muhtemelen kendi dürtülerini kontrol çabalarında açık ve örtük yönlendirmelere büyük miktarda ve hatta giderek daha fazla zaman ayıracaklardır.

 Dürtünün Karşılanması

Dürtülerin karşılanması evresi, basitçe, bir organizmayla çevresi arasındaki dengesizliğin ortadan kalkmasıyla edimin tamamlanmasını ifade eder. Bir davranışçı olarak Mead’e göre, belirli nesnelerle ilişki içinde davranışların sergilenmesiyle dürtünün başarıyla karşılanması istikrarlı davranış kalıplarının gelişmesine yol açar. Nitekim genel dürtü kategorileri veya tipleri, geçmişte dengeyi yeniden sağlamakta başarılı olmuşlarsa, bireylerde belirli davranış çizgilerini ortaya çıkarma eğiliminde olacaklardır. Bireyler aynı veya benzer nesneleri dürtünün karşılanmasıyla ilişkili olarak algılama eğiliminde olacaklar ve bu nesneleri belirli davranışlar ortaya çıkartacak uyaranlar olarak kullanma eğilimi sergileyeceklerdir. Bu sayede insanlar kendi ortamları üzerinde etkili istikrarlı davranış eğilimleri geliştirirler.

Bir kişi için kuşkusuz her biri farklı karşılanma evrelerinde ve potansiyel engellenme noktalarında işlerlikte olan birçok dürtü söz konusudur. İnsanlar için algı, sadece fizik nesneleri değil, kendileri, diğerleri ve farklı genelleştirilmiş diğerlerini de ortamın bir parçası olarak görmelerini gerekir. Zihin ve benlik kapasitesine sahip insanların davranışlarını yönlendirebilmeleri, alternatifleri tarttıkları ve sonuçlarını kendi benlik-algıları, özel ve farklı genelleştirilmiş diğerlerinin beklentilerine referanslarla değerlendirdikleri açık davranışlar ve örtük düşünceler/kararları içerir. Hayatlarını toplumsal gruplar içinde sürdürmek zorunda olan insanların dürtülerinin karşılanması, neredeyse her zaman süregelen kolektif girişimler içerisinde diğerlerine adaptasyonla ve onlarla iş birliği içinde ilerler.

Mead, Freud’dan veya kendi dönemindeki çoğu psikiyatr ve psikologdan farklı olarak, normal-dışı davranış tipleriyle ilgilenmez; daha ziyade -normal veya normal dışı- bütün insan eylemlerinin temel özelliklerini gösteren bir model inşa etmeye çalışır. Bu nedenle Mead’in sosyal davranışçılık yaklaşımı, aşırı rasyonel olmakla itham edilmiştir. Ancak onun edim modeli dikkatle incelendiğinde bu tür eleştirilerin yersiz olduğu görülür. Mead’in modeli, rasyonel eylem kadar duygusal eylemlerin unsurlarını da içerir. Böylece, dürtü tiplerinin, farklı engellenme örüntüleriyle bir araya gelerek, nasıl farklı açık ve örtük davranış biçimleri ürettiklerini anlamaya çalışanlar için değerli bir araç sunar.

Ayrıca Mead’in edimin evreleri hakkındaki analizi, Zihin, Benlik ve Toplum’daki  tartışmasına bir katkı niteliğindedir. Bu katkı sayesinde insanların bir eylemi niçin başlat-tıkları ve davranışların niçin belirli bir yönde ilerlediği konusunda daha açık bir fikir sahibi olunabilir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*