Mead’in Genel Felsefesi

felsefe Nedir

Mead’in sosyolojisinin büyük bölümü daha genel felsefi yaklaşımının sadece bir parçasıdır. Bu yaklaşım ne tam olarak ifade edilmiş ne de bütünlüklü bir biçimde ortaya konulmuştur, ancak ölümünden sonra yayımlanan iki çalışma “19. yüzyılda Düşünce Hareketleri” ve “Mevcudun Felsefesi” Mead’in genel yaklaşımı hakkında ipuçları sunar.

Bu çalışmalarda büyüleyici birçok tema yer alır, ancak en fazla süreklilik sergileyenlerden biri, tüm insan etkinliğinin toplumsal ortama uyum ve adaptasyonu temsil ettiği düşüncesidir.

Mead, “19. yüzyılda Düşünce Hareketleri” başlıklı çalışmasında, toplumsal düşüncenin gelişimini bilimsellik öncesi ilk evreden çağdaş bilimsel evreye kadar araştırır. Mead’e göre, tarihteki büyük fikirler, Comte’un üç hâl yasasındakine benzer biçimde, sürekli daha rasyonel veya bilimsel bir yönde ilerler ve bilimsel düşüncenin oluşumuyla dünyaya daha iyi adaptasyon ve uyum sağlanabilir.

“Mevcudun Felsefesi” bir ölçüde, Mead’in sosyal psikolojisinde, özellikle Zihin, Benlik ve Toplum’da  yer alan düşüncelerin daha felsefi düzeyde açımlanmasını temsil eden ve farklı yerlerde yayımlanmış yazılarından oluşturulmuş bir derlemedir. Ayrıca, Mead burada insanların süregelen yaşam sürecine adaptasyonlar sonucunda bir dizi özel davranış kapasitesi geliştirdiklerini vurgular. Bu tartışmanın büyük bölümünde bilincin geçmiş, mevcut ve gelecekteki ontolojik statüsü üzerine felsefi temalar ele alınır; ancak, onun vurguladığı konular arasında insanların düşünme ve üzerinde-düşünme kapasitelerinin bir zihin ve beden düalizmini gerektirmediği düşüncesi yer alır, zira insanlara has tüm zihinsel yetenekler onların karşılaştıkları mevcut ortamlara uyumlarını kolaylaştırmaya yönelik davranışlardır.

Konu Başlıkları

Zihin, Benlik ve Toplum

Mead’in kitabı Zihin, Benlik ve Toplum Chicago Üniversitesi’ndeki sosyal psikoloji derslerinde öğrencilerin tuttukları notlardan oluşturulmuştur. Bu yazılar 1927-1930 yılları arasında verilen derslerde tutulmuş notlardan oluşturulsa da toplumsal etkileşim, kişilik ve toplumsal düzen üzerine temel fikirler on yıl kadar önce geliştirilmiştir.

Mead genel olarak “zihin, “ruh”, “irade” ve diğer psikolojik durumları bir tür manevi varlıklar olarak görme eğiliminin savunulamaz olduğunu düşünür. Ona göre yapılması gereken şey; insan kişiliğinin en özel iki yanı olan “zihin” ve “benliğin” ve varlığını bu ikisi sayesinde sürdüren toplumun, süregelen toplumsal süreçlerin birer parçası olarak alınmasıdır.

Mead’in “Yaşam Süreci” Anlayışı

Darwin’in evrim teorisi Mead’e “çevre koşullarına adaptasyon süreci olarak yaşam” anlayışı sağlar. Bu anlayışa göre bir türün nitelikleri, içinde bulunduğu koşullara adaptasyonunu sağlayan özelliklerin seleksiyonunun ürünüdür. Bu teori Mead’e göre, genelde yaşam sürecini anlayacak genel bir metafor ve böylece insanları analiz edecek bir genel perspektif sunar. Felsefi bir öğreti olarak pragmatizm, Darvinist metaforu insan davranışlarını anlamak için gerekli ilkelere dönüştürecek bir yol sunan John Dewey tarafından geliştirilmiştir:

İnsanlar dünyaya ‘uyum sağlamak’ için mevcut imkânları kullanan ‘faydacı’ varlıklardır; tersinden söylersek, bireye özgü şeylerin çoğu dünyaya uyum çabalarının ürünüdür.

Dewey’nin araçsalcılık olarak adlandırılan pragmatizmi, dünyaya adaptasyonda eleştirel ve rasyonel düşüncenin önemini vurgular. Pragmatizm felsefesi Mead’e, “insanların varlıklarını sürdürmelerini sağlayan temel bir adaptasyon biçimi olarak düşünme” anlayışı sağlar. Önde gelen bir psikolojik düşünce okulu olarak davranışçılık, pragmatizmin bu vurgusuna yakın durur, zira tüm hayvanların ödüllendirilen veya pekiştirilen çevresel uyaranlara tepkileri sürdürme eğiliminde oldukları vurgulanır. Faydacıların düzenin özgür bireyler arasındaki rekabet sonucunda geliştiği görüşü ise “biyolojik düzenin temel ilkesi olarak mücadele” gibi Darvinist anlayışlarla paralellik sergiler.

Mead’e göre insanlara has özelliklerin, örneğin dili kullanma, kendini bir nesne olarak görebilme ve muhakeme kapasitelerinin adaptasyon ve uyum süreçlerinin ürünleri oldukları söylenebilir. Zihin ve benlik, davranışçıların çoğu kez yaptıklarının aksine, göz ardı edilemez. Ayrıca zihin ve benlik, mistik veya manevi güçler olarak da görülemez. İnsanlar, diğer türler gibi evrimleşmişlerdir; bu yüzden, onların en ayırt edici özellikleri (zihin, ben-lik ve toplum) adaptasyonun ürünleri olarak görülmelidir. Ayrıca, insan türünün her üyesi şu açıdan diğer türlerin bireylerine benzer: “Onları oldukları kılan şey, belirli bir ortamın özelliklerine uyumlarının yanı sıra, türlerinin ortak biyolojik mirasıdır.”

Mead’in Sosyal Davranışçılığı

Mead kendi çalışmasını sosyal davranışçılık olarak tanımlamasa da sonraki yorumcular bu terimi onun çalışmasını Watson’ın davranışçılığından ayırmak için kullanmışlardır. Mead, öznel bilincin önemini yadsıyan Watson’ın aksine, ‘öznel davranış’ı anlamak için genel davranışçı ilkelerin kullanılabileceğini düşünür.

Sosyal davranışçılık bireylerin, süregelen toplumsal organizasyon/düzen örüntülerine uyum sağlayarak belirli bir davranış stoku kazanmalarıyla ilişkili süreçleri vurgular. Analiz gözlenebilir bir olguyla, yani organize/düzenli etkinliğin nasıl ortaya çıktığıyla başlamalı, ardından bu bireylerin kendi özel eylemlerini ilgili organize etkinliğe nasıl uyarladıklarını anlamaya çalışmalıdır.

Sosyal psikolojide, toplumsal grubun davranışı onu oluşturan tekil bireylerin davranışlarıyla açıklanmaz; daha ziyade, onu meydana getiren tekil bireylerin (elamanlar) davranışları mevcut bir kompleks grup etkinliği bütününe göre analiz edilir. Kısacası, sosyal psikoloji; toplumsal grubun düzenli davranışlarını ona ait tekil bireylerin davranışlarıyla değil, daha ziyade bireyin davranışlarını toplumsal grubun düzenli davranışlarına göre açıklamaya çalışır.

Bireylerin davranışları (sadece gözlenebilir eylemler değil, içsel davranışlar, düşünme, değerlendirme ve karşılaştırma) da toplumsal bağlamı içinde analiz edilmelidir. Zira insanlara has özelliklerin kaynağı süregelen toplumsal etkinlikler veya ‘toplum’a uyumdur. Bundan dolayı, Mead’in sosyal davranışçılığını Watson’ın davranışçı yaklaşımından iki şekilde ayırabiliriz. İlk olarak iç öznel deneyimler göz ardı edilemez veya metodolojik açıdan önemsiz olarak görülemez. İkinci olarak insanların davranışları süregelen ve organize toplumsal etkinliğe adaptasyon ve uyumun ürünüdür; bunlara Mead’in zihin ve benlik olarak adlandırdığı insan davranışları dâhildir. Böylece, davranışların pekişmesi topluma uyum ve adaptasyon düzeyiyle aynı şey olarak alınır.

Mead’in Zihin Anlayışı ve Bedensel Hareketler

Mead’e göre, “zihin” bir toplumsal ortamda diğerleriyle etkileşimin ürünü olan bir davranışsal tepki türüdür. Etkileşim olmasaydı zihin var olamazdı. Mead’e göre “zihni toplumsal süreç içinde, somut toplumsal etkileşimler matrisi içinde ortaya çıkan ve gelişen bir şey olarak görmemiz gerekir”. Yani bireysel iç deneyimler toplumsal edimler açısından ele alınmalıdır.

Zihnin içinde oluştuğu toplumsal süreç, bedensel hareketlerle (gestures) iletişim sürecidir. Mead, bedensel hareketlerin iletişim ve etkileşim açısından merkezî yerini anlamak için Alman psikolog Wilhelm Wundt’un görüşlerinin önemli olduğunu düşünür. Bedensel hareketleri duyguların ifadeleri olarak gören Darwin’in aksine, Wundt bu tür hareketleri bir organizmanın -bir başka organizmanın davranışına yol açan- süregelen davranışının bir parçası olarak kabul eder. Mead bu temel fikri alır ve sadece zihin ve benliğin oluşumunu değil, toplumun oluşumu, devamı ve değişimini de kapsayacak biçimde genişletir.

Mead en basit etkileşim biçimini ifade etmek için “hareketler konuşması” kavramını geliştirir. Bir organizma ikinci bir organizmada bir tepkiye yol açan bedensel hareketler sergiler. Ayrıca, ikinci organizma ilk organizmanın “uyum tepkisi”ne (adjusted response) yol açan hareketler sergiler. Dolayısıyla etkileşim sürdüğünde, ilk organizmanın ‘uyum tepkisi’ ikinci bir organizmanın bir başka uyum tepkisiyle sonuçlanan bedensel hareketler sergilenmesini gerektirir ve iki organizma arasındaki etkileşim devam ettiği sürece karşılıklı uyum tepkileri devam eder. Mead bu “hareketler konuşması”nı, birbiriyle ilişkili üç unsur veya üçlü matris olarak adlandırır:

  1. Bir organizma çevresindeki şeylere tepki verirken belirli bir bedensel hareket sergiler (hareket);
  2. Bir başka organizma eyleyen organizma için genel bir uyaran oluşturan bir tepki verir (tepki);
  3. Eyleyen organizma tepki veren organizmanın davranışsal uyaranını dikkate alarak bir uyum tepkisi verir (uyum).

Bu üçlü matris organizmalar arasındaki en basit iletişim ve etkileşim biçimidir. Mead’e göre, bu etkileşim biçimi ‘alt düzey hayvanlar’ ve insan yavrusunu içerir. Örneğin, bir köpek havladığında bir başka köpek, bir saldırı işareti olan bu hareket karşısında muhtemelen kaçarak tepki verecek, bu süreç havlayan köpeğin tepkisini, kaçan köpeği kovalayarak veya saldırgan dürtülerini bir başka yerde ifade etmeye yönelterek uyarlamasını gerektirecektir. Bir başka örnek verirsek, aç bir bebek ağladığında anne buna bir tepki verir (örneğin bebeği doyurur) ve bu da bebeğin “uyum” tepkisiyle sonuçlanır.

Mead’e göre bir bedensel hareket, “belirli bir organizmanın bir başka organizmaya sonraki davranışının ne olacağını gösterdiğinde bir anlama sahiptir”. Nitekim, havlama hareketi bir köpek havladığında ve diğer köpek bu hareketi bir saldırıyı tahmin için kullandığında bir anlama sahiptir. Böylece, anlamın davranışçı bir tanımı verilir: Anlam, bir organizmanın, sonraki bir başka davranışına işaret eden davranış veya bir hareket türüdür. Bu yüzden, anlamın kompleks bilişsel bir etkinlik içermesi gerekmez. Mead’e göre, havlayan bir köpekten kaçan bir köpek ‘fikirler’ veya ‘düşünceli kararlar’ içermeyen bir tepki vermektedir; yine de havlama köpek için bir anlama sahiptir, zira o havlamayı olacak şeyin bir ilk işareti olarak kullanmaktadır. Bu yüzden anlam, özünde, bir bilinç durumu olarak ya da organizmaların içinde yer aldıkları deneyim alanının dışında veya salt zihinsel olarak mevcut düzenli bir ilişkiler seti olarak anlaşılamaz; aksine nesnel bir şey olarak, bizzat varoluşa sahip bir şey olarak anlaşılmalıdır.

Mead’e göre, insanlar arasında diğer canlılardakinden nitelik olarak farklı bir iletişim biçimi gelişmiştir. Bu iletişim, anlamlı sembolleri içerir. Anlamlı sembolleri kullanma kapasitesi insanı diğer türlerden ayırır. Zihin, insan yavrusunun olgunlaşırken anlamlı sembolleri kullanma kapasitesinin giderek gelişmesiyle ortaya çıkar. Ayrıca zihin; benliğin gelişmesini, toplumun sürekliliğini ve değişimini sağlar.

Anlamlı Semboller ve Zihin

Alt düzey organizmaların bedensel hareketleri, Mead’e göre, bir hareketi sergileyen organizma ile bu hareketi yorumlayan organizmada aynı tepkiye yol açmaz. Onun ifadesiyle aslanın kükremesi aslan ve potansiyel kurbanı için aynı anlamı ifade etmez. Organizmalar birbirlerine benzer tepkiler sergilemelerine yardımcı hareketlere başvurduklarında, Mead’in anlamlı veya uzlaşımsal hareketler olarak terimleştirdiği şeyi kullanırlar. Mead’in ifadesiyle, bir kişi tiyatroda oyun sırasında ‘Yangın!’ diye bağırdığında, bu hareket hem bağıran hem de bu bağırmayı duyan kişi(ler)de benzer bir tepki (örneğin kaçma tepkisi) yaratma eğilimindedir. Ona göre, bu hareketler insanlara özgüdür ve zihin, benlik ve toplum kapasitelerini mümkün kılar.

Mead’in ana vurgusu, dilin temelini anlamlı sembollerin oluşturduğudur. Bunlardan en özel öneme sahip olanı “anlamlı semboller olarak ses”tir; çünkü sesler, gönderen ve alıcı tarafından kolayca işitilebilir, böylece benzer bir davranış eğilimini harekete geçirebilir. Ses dışındaki başka semboller de benzer davranış eğilimini harekete geçirebilmeleri bakımından önemlidir. Örneğin, kaşlarını çatmak, kötü kötü bakmak, yumruklarını sıkmak, sert bir duruş… Bunların hepsi, gönderenler ve alıcıların benzer tepkileri için bir uyaran hizmeti görmeleri bakımından önemlidir. Nitekim dil -yani anlamlı sembollerle iletişim- kapasitesi insanlara has bir özellik olan zihin ve benlik kapasitelerini ortaya çıkartır. İnsan yavrusu temel dil kapasitesini kazanıncaya kadar bir zihne sahip değildir.

Peki dil, zihni hangi yollarla mümkün kılar? Mead kendi zihin kavramlaştırmasını formüle ederken, faydacı “rasyonel seçim” yaklaşımının yanı sıra, Dewey’nin “refleksif” ve “eleştirel düşünme fikrine başvurur. Mead’e göre, zihin aşağıdaki davranış kapasitelerini gerektirir:

  1. Çevredeki nesneleri anlamlı sembollerle ifade etme,
  2. Bu sembolleri kendi tepkisi için bir uyaran olarak kullanma,
  3. Başkalarının hareketlerini okuma, yorumlama ve bunları kendi tepkisi için bir uyaran olarak kullanma,
  4. Kendisinin ve diğerlerinin davranışlarına açık tepkilerini geçici olarak askıya alma veya engelleme,
  5. Alternatif davranışlar “tasarlayabilme”, sonuçlarını tahmin edebilme ve çevreye uyumu mümkün kılacak uygun tepkiyi seçme.

Bu yüzden zihin, bir öz veya kendilik değil, bir davranıştır. Zihin, somut tepkileri yönlendirebilmek, ancak aynı zamanda açık tepkileri engellemek veya ertelemek, muhtemel tepkileri tasarlayabilmek ve değerlendirebilmek için anlamlı sembolleri kullanmayı gerektiren bir davranıştır. Bu yüzden, zihin anlamlı sembollerin kullanıldığı bir ‘içsel hareketler konuşması’dır; çünkü zihin sahibi bir birey kendisiyle konuşmaktadır. Birey anlamlı sembolleri bir tepki çizgisini başlatmak için kullanır; bu tepkinin sonuçlarını zihninde canlandırır; gerektiğinde tepki vermez ve alternatif tepkileri başlatmak için başka semboller kullanır ve amacına ulaşıncaya kadar tepkiler sergilemeye devam eder ve belirli bir davranış çizgisini açık bir biçimde sürdürür.

Mead’e göre zihnin bu kapasitesi, -sadece- doğuştan gelmez; merkezi sinir sistemi ve beyin kabuğunun belirli bir biyolojik olgunlaşmasına olduğu kadar, başkalarıyla etkileşime ve onların anlamlı sembollerini yorumlama ve kullanma yeteneğini kazanmaya bağlıdır. Mead’in belirttiği gibi, anlamlı semboller olmadan yetişen vahşi çocuklar “insan” olarak görülmez; zira onlar anlamlı sembollerle dolayımlanmış bir çevreye uyum sağlamak zorunda kalmamış ve bu yüzden zihnin davranış kapasitelerini kazanmamışlardır.

Rol-Alma ve Zihin

Zihin bir bireyde ortaya çıkar, çünkü insan yavrusu hayatta kalabilmek için bir toplumsal ortama -yani bir düzenli etkinlikler dünyasına- uyum ve adaptasyon sağlamak zorundadır. Bir bebek, diğerlerinin hareketlerine reflekslerle tepkiler vermesi ve ortamdaki diğerleriyle benzer tepkiler vermemesi bakımından “alt düzey hayvanlar”a benzer. Ancak Mead’e göre, böyle bir uyum düzeyi ne etkilidir ne de adaptasyon türündendir. Bir bebeğin ağlaması onun ne istediğinin, örneğin besin, su, sıcaklık veya başka bir şey mi istediğinin işareti değildir ve ortamdaki diğerlerinin sesleri veya hareketlerini doğru olarak okuyamayan bebek çoğu kez uyum problemleri yaşayabilir. Nitekim hem Darvinist hem de davranışçı bir benzetme yaparsak, anlamlı hareketleri kullanma ve öğrenme yeteneğini kazanmaya yönelik bir “seleksiyon baskısı” vardır.

Anlamlı sembolleri kullanma ve yorumlamada kritik önemi haiz bir faktör, Mead’in “diğerinin rolünü alma” veya rol-alma olarak terimleştirdiği süreçtir. Anlamlı sembolleri kullanma yeteneği kişinin ortamdaki diğerlerinin sergiledikleri hareketleri okuması veya yorumlamasını mümkün kılar. Örneğin, anlamlı sembolleri yorumlama yeteneğini en temel düzeyde kazanan bebek, annesinin ses tonu, yüz ifadeleri ve sözlerini onun duyguları ve muhtemel eylemlerini tasavvur edebilmek için kullanabilir -yani onun rolünü “alabilir” veya perspektifini “yüklenebilir”. Rol-alma, zihnin oluşumu için temel önemdedir. Zira diğerlerinin hareketleri olmadan ve bu hareketleri sergileme eğilimi, alternatif davranış çizgilerini örtük olarak zihinde canlandırmak için kullanılan uyaranın bir parçası hâline gelmeden, açık davranışlar çoğu kez çevreye uyumsuzluk üretecektir. Diğerlerinin perspektifini-yüklenme yeteneği olmadan kişinin onlara uyum sağlaması ve tepkilerini koordine etmesi mümkün değildir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*