Britanya Kültürel Çalışmalar Okulu (Birmingham Okulu)

felsefe Nedir

Kültürel Çalışmalar, genel anlamda Britanya Kültürel Çalışmaları, Birmingham Okulu, Kültürel İncelemeler yahut İngiliz Kültürel Çalışmaları şeklinde ifade edilen yeni bir kültür açıklama biçimi olarak yirminci yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’de ortaya çıkan bir akımdır.

Kültürel Çalışmalar, 1950’lerin sonları ile 1960’ların başlarında Richard Hoggart ve Raymond Williams’ın katkılarıyla oluşmuştur. Çağdaş Kültürel Çalışmalar Merkezi (ÇKÇM) (Center for Contemporary Culturel Studies-CCCS), 1964’te Birmingham Üniversitesinde kuruldu. İlk yöneticisi edebiyat eleştirmeni Richard Hoggart’tır. Daha sonra Stuart Hall yöneticilik yapmıştır.

İngiliz Kültürel Çalışmaları kültüre eleştirel ve multi-disipliner yaklaşan bir proje olarak Birmingham Çağdaş Kültürel Çalışmaları olarak başladı. Başlangıçta İngiliz Kültürel Çalışmaları dikkatini kendi dönemlerinin sorunları üzerinde yoğunlaştırmış ve kültür politikası üzerinde çalışmıştır. Richard Hoggart, The Uses of Literacy adlı kitabında bireylerin kültürel kaynaklarla nasıl yaşadıkları ve nasıl kimlik oluşturdukları incelenmiştir.

Çalışmanın ilk yarısı İngiltere’de işçi sınıfına dâhil olan toplulukların nasıl gelenekselolarak karşıt kültür geliştirdikleri ve bu toplulukların devlet, okul ve medya aracılığı ile ulusal kültüre dâhil edilme süreçlerinin incelenmesine ayrılmıştır. Bu ilk çalışmalar sınıf ve ideoloji kavramlarından hareketle alt kültürlerin (özellikle işçi sınıfı çalışılmıştır) medya aracılığı ile nasıl sisteme dâhil edildiği ile ilgilenirken, yeni toplumsal hareketler çalışmaları etkilemiş, feminizm, ırk, eğitim ve pedagoji ve Thatcher hükümeti ile beraber yeni muhafazakâr hâkimiyet gündeme alınmıştır (Dağtaş, 1999: 337).

Kültürel kuram içinde etkili bir konuma sahip olan bu akım “öylesine güçlüdür ki, kimileri ‘kültürel çalışmalar’dan söz ettiklerinde çoğunlukla örtük olarak bu alanı ve onun soyunu ifade ederler. Britanya kültürel çalışmalarının kimi temel yönelimleri şunlardır: araştırma ilgileri ve kuramsal etkileri bakımından belirgin bir biçimde disiplinlerarasıdır; temel ilgi, kültürün iktidar ve direnişin işlediği bir alan olarak araştırılmasına yöneliktir; üst kültür kadar popüler kültür incelemesini de onaylar; solun meselelerine yönelik siyasal kararlar, araştırma başlıklarını çoğunlukla etkiler” (Smith, 2005: 208).

Merkezin tarihi gerilimler ve tartışmaların dışında kalmadı. Araştırmacıların ilgi alanları farklı olabilmekteydi. Merkez içerisinde başlayan çalışmalar, pek çok kaynaktan beslenmektedir. Batı marksizmi, Alhusser, Gramsci bunlar arasında gösterilebilir. Kültüre öncelik veren merkez, “iktidar sistemleriyle çoğul ilişkileri bakımından metinsellik, anlam, ideoloji ve kimlik meselelerini sorgulayan dinamik ve karmaşık bir alan” özelliği göstermektedir (Smith, 2005: 209).

Bununla birlikte merkeze mensup araştırmacıların yürüttüğü çalışmalar bir genellemeye tabi tutulduğunda üç temel konunun öne çıktığı söylenebilir. Bu konular şunlardır:

“1)Kitle iletişim araçlarının metinsel incelemeleri ve bunların hegemonya ve ideolojiyi yeniden üretmeye dönük işleyiş biçimleri; 2) Günlük yaşamın özellikle altkültürlerin etnografik incelemeleri. Bunlar kabaca politikanın, iktidarın ve eşitsizliğin yaşam tarzı ve modayı nasıl şekillendirdiğini ortaya çıkarmaya çabalamakta idi; 3) Thatcherizm ve ırkçı milliyetçilik çalışmaları gibi siyasal ideolojiler ile ilgili çalışmalar. Burada ilgi, bunların kültürel kodlarının ortaya çıkarılması ve denen geniş bir kamusal çekim yaratabildiklerini saptama üzerinedir” (Smith, 2005: 213).

Özellikle altkültürler, gençlik hareketleri, siyah gençlik yaşantısı, direniş biçimleri çalışmalarda öne çıkmaktadır. Merkez, gençlik kitlesini sadece devrimci ve sınıfsal özellikleri ile değerlendirmekte, katı bir altkültür anlayışı ortaya koymaktadır. Oysa gençlik davranışlarının farklı yönelimleri, istekleri ve amaçları olabilir. Bu yönde eleştiriler alan çalışmalar, gençlik alt kültürlerini sınıfsal değerlendirmeye indirgemiştir. Gençlik davranışları sınıf içerikli olmaktan ziyade yeni özgürlükler, yeni zenginlikler arayışı şeklinde değerlendirilmelidir (Slattery, 2007: 416). Altkültür fikrinin yeniden canlanmasında, kültürel incelemelerin ana konuları arasında yer almasında merkezin katkısı belirgindir (Jenks, 2007: 19).

Edebiyat eleştirisinde estetikçi tarzı ve üst kültür çalışmalarını yadsıyan merkez, daha çok popüler kültür ürünleri, işçi sınıfı deneyimleri, orta kuşak kültürü üzerine eğilmeyi yeğlemiştir. Irk, cinsiyet, mekân, mimari ve şehir de önemli araştırma alanları arasında yer almıştır. Sosyal teori ve siyaset teorisinden gençlik kültürü, kitle iletişim araçları, sınıf çatışması ve popüler kültüre uzanan geniş bir alanda araştırmalarını gerçekleştiren ekol, önemli bir akademik disiplin halini aldı ve yeni sol hareketin ön saflarında yerini aldı (Slattery, 2007: 413).

Kültür çalışmalarının yanı sıra merkez, aynı zamanda öğrenci de yetiştirmiş ve yeni kuşak araştırmacılarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu yönüyle de gerçek anlamda bir okul/ekol halini almıştır. Yayın alanında da belli bir etki ortaya koyan merkezin kültürel inceleme alanında pek çok dergi yayınladığı görülmektedir. Sonraki zamanlarda grup üyelerinin merkezden ayrılması, farklı ilgi alanlarının oluşması Kültürel Çalışmaların zayıflamasına neden olmuştur.

Kültürel Çalışmalar geleneği içinde “kültüre yönelik çok disiplinli bir yaklaşım doğdu; sadece sosyal bilimlerden kaynaklanan Ortodoks yaklaşımlardan değil, fakat aynı zamanda mesela feminizm, Marksizm ve göstergebilimin önerdiği daha radikal yaklaşımlardan da yararlandı. Bu yaklaşımlar çeşitliliği, yeni soruların sorulmasını ve dolayısıyla kültür kavramının tam olarak gerektirdiği şeyin kavramsallaştırılmasını kolaylaştırdı. Daha özelde kültürel araştırmalar, edebi eleştiri, estetik ve müzikoloji gibi geleneksel eleştirel disiplinlerde görülen kültürle ilgili ön yargılara karşı kendisini konumlandırmış olarak görülebilir.

Bu tür geleneksel disiplinler, kültürel ürünleri büyük ölçüde kedi sosyal ve tarihsel üretim ve tüketim şartlarından bağımsız olarak, meşru şekilde ve hatta iyice tüketircesine incelenebilecek nesneler veya metinler olarak ele alırken, kültürel araştırmaları savunanlar, kültürel ürünleri, açıkça, diğer sosyal pratiklerle ilgili biçimde ve özellikle ırk, sınıf ve toplumsal cinsiyet gibi siyasal yapı ve sosyal hiyerarşilerle irtibatlandırarak konumlandırırlar. Bu yaklaşım şu anlama da gelir ki, incelenecek kültürel ürünler sadece entelektüel ve sanatsal elit çevrelerce seçilmiş ve yüceltilmiş olmaz, fakat daha ziyada toplumun bütün katman ve kesimlerinde karşılaşılan maddi ve sembolik ürünler olur” (Edgar-Sedgwick, 2007: 100).

“Merkez, kurulduğu günden itibaren disiplinlerarası bir özelliğe sahip oldu; en fazla sosyoloji ve edebi eleştiriye, fakat aynı zamanda önemli bir ölçüde tarihe başvurdu” (Edgar-Sedgwick, 2007: 51). Bunu merkezin yöneticilerinden biri olan Hall de ayrıca vurgular. Merkez, büyük oranda büyük kültürel dönüşümlere dönük ilgiden doğmuştur. Kültürel Çalışmalar’ın ortaya çıkışı, beşeri bilimleri ve sosyal bilimleri zayıf düşüren ve aynı zamanda akademik çalışmanın politize hâle geldiğini gösteren bir krizin parçasıdır.

Yönelimi açısında özünde kuramsal olan ve Marksizm, göstergebilim, feminizm ile diğer söylemlerden beslenen Kültürel Çalışmalar, bir disiplin olarak değil, toplumun kültürel boyutlarının araştırılmasında farklı disiplinlerin kesiştiği bir alan olarak görülmüştür. Yerleşik düşünceleri yıkmaya niyetli bu alan, bilinçli bir biçimde, bilgi üretimi pratiğinin dönüştürülmesiyle, kültürel politika sorunlarıyla, iktidara ilişkin kültürel ve kuramsal sorular sormakla ilgilenmektedir (King, 1998: 19).

Kültürel Çalışmalar, kültüre öncelik vermesi, kültürün özerkliğini belirlemesi bakımından önem arz eder. Kültürü iktidar ve güç çerçevesinde değerlendirmesine karşın, kültürel incelemelerin gelişmesine ciddi anlamda katkı sunduğu söylenebilir. Kültür kavramının sosyolojik analiz ve tartışmanın merkezine taşıması ayrıca vurgulanmalıdır. Bu anlamda yapmış olduğu çalışmalarla kendini modern sosyolojide bir tarz olarak kabul ettirmiştir (Slattery, 2007: 415).

Son dönem entelektüel alanda kültüre dönük ilginin gelişmesinde bu merkez mensuplarının araştırmalarının etkili olduğu görülmektedir. Raymond Williams’ın bizzat kültüre vermiş olduğu katkı, S.Hall’ün kültürel incelemeleri anılmaya değer.

Biritanya Kültürel Çalışmalar Okulu ve okulun uzun yıllar direktörlüğünü yapan Stuart Hall, medyanın kültürel hegemonyanın oluşturulması ve sürdürülmesindeki rolüne ilişkin görüşleriyle eleştirel medya çalışmalarında oldukça önemli bir yer edinmiştir.

İngiliz kültürel çalışmalar okuluna göre iletişim, “anlamlandırma” mekanizması içinde çalışır. Bundan dolayı bu mekanizmayı çözümlemek için ideoloji, dil, anlam, temsil, iktidar olguları üzerinde durulmalıdır.

İnşacı (constructionist) dil/temsil modeline dayanan bu yaklaşım, pozitivist teoride ve liberal/çoğulcu yaklaşımda var olan yansımacı dil teorisinden (ayrıca klasik Marksist yaklaşımda doğrudan olmasa da örtük olarak var olan yansıma anlayışından) çok farklıdır. İnşacı modelde dil, kendi dışında var olan anlamın şeffaf taşıyıcısı olan bir iletişim aracı değildir. Dil, düşünceyi; düşünce de dili mümkün kılar.

Anlam, dil içinde ve dil dolayımıyla inşa edilir. Dolayısıyla nesnel, saf hâlde dış dünyada duran bir toplumsal anlamdan söz edilemez. Anlam, kendine özgü doğası gereği çok anlamlıdır ve bulunduğu bağlama bağımlıdır. Örneğin “demokrasi” ya da “özgürlük” kavramlarını düşünelim. Bu olguların tek bir anlamı olduğunu söyleyebilir miyiz? İşte anlam, sabit ve verili değil tersine oluşturulan bir şeydir ve aynı olaylara (ya da göstergelere) farklı anlamlar atfedilebilir. Bu durumda aynı olaya dair belirli bir anlamın düzenli ve sürekli olarak üretilebilmesi için bu anlamın tek ve doğal olarak gösterilmesi gerekir. Bunun için de alternatif anlamların marjinalleştirilmesi veya gayrı meşrulaştırılması gerekir.

İşte medya, anlamın bu şekilde toplumsal inşası sürecinde önemli bir rol oynar. Yani medya, “gerçekliği” yalnızca yeniden üretmemekte; daha önemlisi onu tanımlamaktadır. Medyanın topluma, hayata ve dünyaya dair anlamın oluşmasında rol oynaması, onun ideolojik bir işlevi yerine getirdiğini gösterir.

Hall, ideolojiyi belirli bir grubun kendi çıkarlarını/temsillerini gerçeğin dolaysız yansıması olarak temsil etme gücü olarak görür. Medya; modern toplumlarda, egemen söylemler içinde “dünyayı sınıflandırmak” gibi önemli bir ideolojik/hegemonik işlevin yerine getirilmesine hizmet eder. (Coward & Ellis, 1985: 29, 142; Hall, 1979: 208; 1997: 24; 1984:72, 90-92; Hardt,1989: 37). Statüko içinde yer alan ve statükoyu sürdüren kurumların temsilcilerinin öznel görüşlerinin nesnel olarak temsil edilmesi, haber medyasının söylemi içinde ideolojinin işleyişinde oldukça önemlidir (Dursun, 2001: 125). Ancak söz konusu egemen bölgeyi oluşturan farklı ideolojilerin kendi aralarındaki çelişkilerinden ve daha önemlisi bu ideolojilerin birbirleriyle de hegemonya mücadelesi içinde olduklarından bu süreç karmaşık ve çelişkilidir. Yine de medya kurumları, “toplumsal gerçekliği” ayna gibi doğrudan yansıtan ya da basitçe çarpıtan bir işleve sahip olmaktan çok egemen söylemler doğrultusunda “toplumsal anlamın” (sürekli) inşasına katılmaları nedeniyle hegemonik bir işlev görürler.

Hall’un eleştirel medya çalışmalarına önemli bir katkısı da medya metinlerinin nasıl alımlandığı; yani izleyiciler tarafından nasıl okunduğu/değerlendirildiği üzerinedir. Medya içeriklerini bir anlamda “hap gibi yutan” pasif izleyici modelinden önemli bir kopuşa yol açan makalesinde Hall, izleyicilerin potansiyel olarak üç farklı şeklide medya içeriklerini okuyabileceğini öne sürmüştür.

Egemen hegemonik okuma: Metinde oluşturulan anlamı kabul ederek okumadır. Örneğin akşam haberlerde tüm üniversite hocalarının maaşlarında bir ücret kesintisine hazır olmaları gerektiği söyleniyor ve ben buna ikna oluyorsam bunun egemen hegemonik bir okuma olduğunu söyleyebiliriz.

Müzakereci okuma: İzleyici/okuyucu bu defa metindeki anlamın bir bölümüne katılırken bir bölümüne katılmaz. Örneğe devam edersek ücret kesintisinin olabileceğini; ancak sadece bir kereye mahsus ve yüksek unvanlı ve yüksek maaşlı hocalar ile sınırlı kalması gerektiği düşünülebilir.

Muhalif ya da karşıt okuma: Metnin, metindeki anlama tamamen karşı çıkılarak okunmasıdır. Yani eğer üniversite hocalarının ücretlerinde herhangi bir kesinti yapılmasının kabul edilemez olduğu yorumu yapılıyorsa karşıt bir okumadan söz edebiliriz (Stevenson, 2002:77-78).

Şüphesiz izleyicilerin medya metinlerini nasıl okuyacakları/yorumlayacakları yaş, toplumsal cinsiyet, sınıf, etnisite, eğitim, siyasi düşünce ve (ünitenin sonundaki okuma parçasında göreceğiniz) medya eğitimi/okuryazarlığı gibi değişkenlere bağlıdır. Hall, bu tartışmanın temel referansı olan makalesinde (1980: 135) kodlamanın; yani metinde belirli anlam(lar)ın oluşturulmasının, kod açımlarını; yani okumaları sınırlandırıcı bir etkiye sahip olduğunu belirtmiştir. Bu yüzden çoğu metin egemen bir okumaya sahiptir ve medyanın ekonomik ve ideolojik konumu göz önüne alınırsa bu okumaların toplumdaki egemen değerleri yeniden inşa ettiğini söyleyebiliriz
(Van Zoonen, 1991: 325).

Konu Başlıkları

Konu Başlıkları

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2387, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1384

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*