Felsefe hakkında her şey…

Üç büyük filozoftan üç önemli aşk yorumu…

28.01.2023
805
Üç büyük filozoftan üç önemli aşk yorumu…

Aşk sürekli olarak tırmanan bir duygusal yoğunluk hâli midir, yoksa sadece bir üreme arzusu mu? Felsefe tarihinin en etkin filozoflarıdan olan Platon, Simone de Beauvoir ve Arthur Schopenhauer aşkın ne olduğunu sizler için açıklıyor…

Filozofların işi büyük meseleler üzerine kafa patlatmaktır ve aşk’tan daha büyük bir mesele ne olabilir ki? O hâlde aşkın ne olduğu ve nasıl yaşanması gerektiği konularında felsefenin en derin düşünürlerinden üçünün görüşlerine şöyle bir göz atmakta fayda var.

Simone de Beauvoir: “Karşılıklı Özgürlüklerin Bilincinde Olmak”

Simone de Beauvoir

Simone de Beauvoir

Simone de Beauvoir, 1949 senesinde yayımlanan klasik eseri “The Second Sex” (İkinci Cinsiyet) Vatikan tarafından yasaklanan ve bu eseriyle birlikte özellikle feministler tarafından kutsallaştırılan bir Fransız filozoftur. de Beauvoir hayatının büyük bir bölümünü, kendisi gibi ünlü bir Fransız filozof olan Jean-Paul Sartre ile birbirlerini tamamladıkları varoluşçu bir açık ilişki yaşayarak geçirmiştir.

Simone de Beauvoir’ın aşk anlayışına göre aşk, gerçek aşk ve gerçek olmayan aşk olarak ikiye ayrılır. Ona göre içten ve doğal olmayan sevgi, insan için varoluşsal bir tehdittir. Aşkın bizi tamamlayacağına inandığımızda ya da aşkın içinde kendimizi kaybettiğimizde kendi bireysel bağımsızlığımızı ortadan kaldırmış, benliğimizi öldürmüş oluruz. de Beauvoir’ın aşk anlayışında ‘kötü inanç (bad faith)’ diye adlandırdığı şey budur.

Onun çevresindeki erkekler, ilişkilerinin dışında çıkarları ve ihtirasları hususunda da kadınlardan çok daha fazla korunuyordu. Bunun sonucu olarak da kadınlar gerçek olmayan aşk’ın tehlikelerine karşı daha da savunmasız kalıyorlardı.

Ona göre gerçek aşk her iki tarafın da birbirinin bağımsızlığını tanıdığı ve ilişkilerinin dışında birbirlerinden ayrı olarak amaç ve çıkarlar güttükleri bir iş birliğini içerir. “İkinci Cinsiyet”te gerçek aşkın “özgürlüklerin karşılıklı kabulüne” dayanması gerektiğini de bu nedenle belirtmiştir. Bu, ne ilişkiyi yaşayanların birbirine tabi olduğu ne de tüm değerlerini yaşadıkları sevgiden aldıkları anlamına gelir. Bu, ilişkiyi yaşayanların birbirlerine sahip olmadıkları, her gün birbirlerini yeniden seçtikleri, bu anlamda birbirlerinin özgürlüklerine saygı duydukları bir birliktelik yaşadıkları anlamına gelir.

Peki bu teorik aşk, pratiğe taşınabilir mi? Belki bunu pratiğe taşımak şu tavsiyelerle mümkün olabilir:

  • İçtenlikle sevin, ama kendi günlük rutinlerinizi arka plana itmeyin.
  • Sizi sevilir yapan şey kendi ilgi alanlarınız ve özgürlüğünüzdür; bu nedenle ilişkilerinizde özgürlük ve eşitlik konularında ısrarcı olun.
  • Özgür olmanız her zaman, yalnız başınıza eylemde bulunmanız anlamına gelmez; bir yandan özgürlüğünüze sahip çıkarken öte yandan partnerinizle birlikte yeni anlamlar yaratmak için ortak hedefler üzerinde çalışın.

Platon: “Aşk Merdiveni”

Platon

Platon

Platon’un “Symposium”u (Şölen), Batı felsefesinde aşka adanmış ilk metinlerden biridir ve dünyanın dört bir yanındaki felsefe meraklılarının ve aşk ve macera peşinde koşanların en çok beğendikleri eserlerden birisi olmaya devam etmektedir.

Symposium antik Yunan geleneğinde, yemekten sonra yapılan içkili toplantılara verilen Yunanca addır. Platon’un “Symposium”unda da bir grup seçkin konuk, geceyi aşk ve arzu tanrısı Eros’u öven konuşmalar yaparak geçirmektelerdir. Bu gecenin felsefi anlamdaki doruk noktası ise Sokrates’in Manitealı filozof ve rahibe Diotima’dan öğrendiği aşk görüşünü şölene katılanlara aktardığı konuşmasıdır.

Diotima’ya göre aşk, güzel bir vücuda has olarak duyulan ilgi ile başlar. Ancak kişi esaslıca seviyorsa bu ilgi tek bir bedene duyulan biçimiyle kalmaz. Âşık, kısa süre sonra tüm güzel vücutların paylaştığı ortak bir şey olduğunu fark eder ve bundan böyle tek bir kişininkinden çok, genel olarak fark ettiği fiziksel güzelliği sevmeye başlar. Aşkın bundan sonraki rotası kişinin karakterine ve ahlaki niteliklerine yönelecek, âşık kişi, güzel ruhların peşine düşecektir.

Diotima’nın aşk anlayışı burada noktalanırken Sokrates bunu ileriye taşıyarak âşık kişinin güzel bir ruhun erdemlerini sevmeye başlamasının ardından, en çok faydalı erdem üreten eylemlere, kurumlara ve yasalara yöneleceğini söyleyecektir. Daha genel şeylere duyulan bu ilgi arttıkça, başlangıçta âşık olunan güzel vücut kişiye daha az önemli görünmeye başlayacaktır.

Peki Sokrates bize ne anlatmak istiyor?

Fiziksel çekim; evrendeki bütün güzellere karşı duyulan sevgi ve idrake ulaşan sevgi merdiveninin sadece ilk adımıdır. İnsanlar “Platoncu aşk” dediklerinde genellikle “Senden hoşlanıyorum; ama eline koluna sahip ol” demek isterler. Bu aslında Platon’un anlatmak istediği şey değildir. O, aşkın, evrendeki ilahi ve güzel olan her şeye değer vermemize ve dünyada güzellikler yaratmamıza ilham olacak bir şey olduğunu düşünüyordu.

Platon’un aşk anlayışında merdivenin zirvesine ulaşıldığında seks pek de önemli bir yer tutmaz; ancak seks genellikle bizi ilk etapta merdivene doğru yönelten ve bize ilk adımı attıran şeydir.

Schopenhauer: “Cinsellik İçgüdüsü”

Schopenhauer'e göre egoizm, insanın her şeyi kendisi için istemesi durumudur.

Schopenhauer

Alman felsefesinin 19. yüzyıldaki en güçlü temsilcilerinden olan Arthur Schopenhauer, üçlü aşk tasviri grubumuzun en kötümseridir.

Ona göre romantik aşk insan hayatındaki en büyük güç ve etki unsurudur. Öyle ki romantik aşk pek çok insanı ölüme, daha fazlasını da akıl hastanesine götürmeye yetecek kadar güçlüdür. Fakat Schopenhauer bunca güce sahip olduğunu söylediği bu duygunun bütün gerçek ve yüce görünümüne rağmen bir yanılsamadan ibaret olduğuna inanıyordu. Schopenhauer aşkı insan türünün her bireyinde üremek için yerleşik bulunan cinsellik içgüdüsüne indirgiyordu. Çünkü kişi için aşk, sonsuz bir eziyet ve tehdittir. Aşk insanı tüketir ve insanın düzenli hayatını altüst ederek yaşamını yakıp yok eder.

Romantik heyecan ve coşkun beğeni olarak deneyimlediğimiz şey aslında her zaman, doğmamış nesillerin var olma isteğidir. Schopenhauer bunu kinik bir anlayışla söylemez. Çünkü ona göre gelecek nesilleri var edebilmek, bireysel romantizmin coşkulu duygularının ve aşkın sabun köpüğü heyecanının peşinden koşmaktan çok daha asil ve daha büyük bir görevdir.

Peki Schopenhaurian aşk bize ne öneriyor?

Schopenhaurian aşka göre aşkı deneyimleyecek kadar şanssızsanız bu sizi deliye döndürebilir. Bundan kaçınmanızı tavsiye edebilirdik; ama bu konuda fazla bir seçeneğiniz yok. Bununla birlikte, Alman filozofun kinizm’i, midemizde uçuşan kelebeklerin genellikle düpedüz yalancı olduğunu anlamanıza, aşkı ararken aklıselim davranmanıza, sizi kötü ilişkilere hapseden romantik idealizm’i aşmanıza yardımcı olabilir.


Kaynak Metnin Yazarı: Clifton Mark (Cambridge Üniversitesi)

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer YILDIRIM

Bu makale, Sosyolog Ömer YILDIRIM tarafından www.felsefe.gen.tr için derlenerek çevrilmiştir.

Derleme için kaynak metin: Love advice from three of philosophy’s deepest thinkers

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...