Stuart Hall ve Kültürel Çalışmalar Okulu

felsefe Nedir

Jamaika kökenli bir Afro-Karaipli olan Hall, Kültürel Çalışmalar’ın kurucu isimlerinden biridir. Hoggart’tan sonra merkezin yöneticiliğini yürütmüştür. Sömürgecilik, popüler kültür, alt kültürler, toplumsal hareketler, siyah gençlik, ırk, medya ilgi alanları arasındadır.

Kültürel Çalışmalar bünyesinde bir kuramcı olarak belirdi, kuramsal çalışmalara ağırlık verdi. Kültürel Çalışmalar’ın benimsenmesi ve etkili olmasında başat rolü oynadı. Hall, ağırlıklı bir şekilde İngiliz işçi sınıfının renk ve ırk yapısına odaklandı ve bu faktörlerin sınıf yapısını böldüğünü ifade etti. Bu anlamda siyah gençliği işçi sınıfı içinde değerlendirdi.

Ona göre ‘siyah suç’, tıpkı siyah ayaklanmaları gibi sınıfsal egemenliğe ve beyazların üstünlüğüne karşı siyah direnişin bir parçasıydı. Görüşleri kimi itirazlar almıştır (Slattery, 2007: 415).

Hall, ırk sorununa kültürel açıdan yaklaşır. ‘Açık ırkçılık’ ve ‘anlaşılan ırkçılık’ şeklinde ırkçılık tasnifi yapan Hall, açık ırkçılığı bariz bir bağnazlık türü olarak görür. Anlaşılan ırkçılığı ise gerçek ya da hayali olsun içerisinde sorgusuz bir varsayım dizisi olarak hakkedilmiş ırkçı öneri ve iddialara sahip bulunan ırkla ilgili olay ve durumların açıkça benimsenmiş anlatımları şeklinde tanımlar. Anlaşılan ırkçılık, ırkçı ifadelerin bu ifadelerin temel aldığı ırkçı dayanaklar bile belirtilmeden formülleştirilmesini sağlar. Hall, açık ya da bariz ırkçılığın doğal olarak toplumsal bakımdan saldırgan olduğu kadar politik bakımdan da tehlikeli olduğunu ancak anlaşılan ırkçılığın daha yaygın ve sinsi olduğunu açıklamaktadır (Edles, 2006: 160).

Stuart Hall, ideoloji ve medya alanlarına özellikle eğilmektedir. Hall medya iletilerinin üretimi ve tüketimini ‘yeniden üretim’ kavramı çerçevesinde ele alır. Bu bağlamda üretim pratiklerine ilişkin kullanılan bilgiler, tarihsel olarak tanımlanan teknik beceriler, profesyonel ideolojiler, kurumsal bilgi, tanım ve varsayımlar iletinin kendisini biçimlendirir. Hall, modern kitle iletişim araçlarının kültürel ve ideolojik alanı tedricen kolonileştirdiğini söyler.

Toplumsal gruplar ve sınıflar üretici ilişkilerinde olmasa da ‘toplumsal’ ilişkilerinde giderek parçalanan ve kısımlar hâlinde farklılaşan hayatlar sürdürürken kitle iletişim araçları, grupların ve sınıfların öbür sınıflara dair bir hayat, anlam, pratik ve değer ‘imgesi’ inşa etmelerinin temelini sağlamaktadır. Ayrıca bölük pörçük parçalardan toplumsal bütün oluşturulacak temsilleri ve düşünceleri sunmaktadır (Dağtaş, 1999: 338). Bir kültür endüstrisi kurumu olarak medya, belli bir idelojik yükle hareket etmektedir.

Küreselleşme ve kimlik konularına bir hayli duyarlı olan Hall, küreselleşmenin eleştirisini yaparak bu sürecin yeni kültür ve kimlik tanımları getirdiğini belirtir. Bir dünya süreci olan küreselleşmeyi İngiliz olmakla, İngiliz kültürünün bir sunumu olmakla eş tutan Hall (1998a: 40-41), küreselleşmenin yeni bir sistem oluşturduğunu, bu sistemin yeni kimlikler ve kültürler önerdiğini ifade etmektedir. Bir küresel kitle kültürü doğmaktadır. Bu kültürün öncüsü ise yeni İngiltere olan ABD’dir.

Küresel kitle kültürün öncelikle Batı merkezlidir. “Yani, batı teknolojisi, sermayenin yoğunlaşması (tekelleşmesi), tekniklerin yoğunlaşması, Batı toplumlarında gelişmiş emeğin yoğunlaşması ve Batı toplumlarının öyküleri ve görselliği: Bunlar, bu küresel kitle kültürünün de yönlendirici güç kaynağı olmayı sürdürüyor. Bu anlamda, küresel kitle kültürü Batı merkezlidir ve daima İngilizce konuşur” (Hall, 1998a: 49). Küresel kitle kültürünün bir başka özelliği ise türdeşleştirici bir kültür olmasıdır. Her yerde İngilizliğin ya da Amerikalılığın küçük mini versiyonlarını üretmeye kalkışmaz. Farklılıkları özümseyerek daha büyük, her şeyi kapsayan ve aslında Amerikan tarzı bir anlayışı olan çerçevenin içine yerleştirmek istemektedir.

Kimlik ona göre (Hall, 1998b: 70-72) kısmen bir anlatı, kısmen bir tür temsildir. Kimlik dışarıda biçimlenen ve sonra bizim hakkında öyküler anlattığımız bir şey değildir. Kişinin kendi benliğinde öykülenen bir şeydir. Kimlikler aslan tamamlanmaz, asla bitirilmezler; daima inşa halindedirler. Kimlik daima oluşum halindedir. Kimlik daima bir ‘öteki’ni gerektirir. Öteki olmadan kimlik kurulamaz. Ama bununla birlikte kimlik, özdeşleşme sürecini, bu onunla aynı şey ya da biz hepimiz aynıyız deme sürecini ifade eder yahut bunu çağrıştırır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*