Bilimsel Çalışmaların 15. Yüzyıl – 17. Yüzyıl Felsefesine Etkisi

Bilimsel Çalışmaların 15. Yüzyıl - 17. Yüzyıl Felsefesine Etkisi
Bilimsel Çalışmaların 15. Yüzyıl - 17. Yüzyıl Felsefesine Etkisi

Rönesans, Modern Çağ ya da 15. – 17. yüzyıl felsefesi dönemine kadar büyük Yunan filozofu Aristoteles‘in etkisi altında İskenderiyeli Batlamyus tarafından ileri sürülen “dünya merkezli evren anlayışı” bütün bilim ve felsefe çevrelerinde kabul edilmiştir. Bu sistemde yasaları birbirinden tamamen farklı olan Ay altı ve Ay üstü olmak üzere iki ayrı evren tasarlanmıştır ve Güneş ve diğer gök cisimlerinin Dünya’nın etrafında döndüğü kabul görmüştür.

Kopernik’in Bilimsel Çalışmalarının 15. Yüzyıl – 17. Yüzyıl Felsefesine Etkileri

15-17. yüzyıl bilim insanlarından ilki Kopernik’tir. Batlamyus’un Dünya merkezli evren sistemini incelerken öğretinin yetersiz yanlarını geliştirmek için merkeze Güneşi koyan Kopernik, otoriteler tarafından kınama ve alay etme tepkileriyle karşılaşmıştır. Kopernik eserlerinde mistik bir ifadeyle Güneş’i şöyle tasvir etmiştir:

“Evrenin merkezine güneş taht kurmuştur. Bu görkemli tapınakta her şeyi bir anda aydınlatan “Güneş” dediğimiz nur kütlesi için daha saygın bir konum düşünülebilir miydi? Güneşi evrenin lambası, bilge yöneticisi diye övenler olmuştu. Güneş gerçekten tahtına kurulmuş sultan gibi çevresinde dolaşan gezegenleri çocukları gibi yönetir.”

İkili evren anlayışına karşı çıkan Polonyalı astronom ve filozof Kopernik, gök cisimleriyle dünyadaki cisimlerin fiziksel özelliklerinin aynı olduğunu savunarak evrenin Dünya merkezli değil Güneş merkezli olduğunu iddia etmiştir. Kopernik’in bu düşüncesi, düalist (ikicilik) evren anlayışından monist (tekçi) evren anlayışına geçilmesinde etkili olmuştur. Aynı zamanda insanın merkeze alındığı bir felsefi anlayışın doğmasına da öncülük etmiştir (Bkz: Hümanizm Nedir?).

Kopernik
Kopernik

Francis Bacon’ın Bilimsel Çalışmalarının 15. Yüzyıl – 17. Yüzyıl Felsefesine Etkileri

İnsanlığın mutlu ve aydınlık geleceğine yönelen aklı ve güvenilir bilgiyi yanlış bilgilerden, yerleşik tabulardan kurtarmak gerektiğini ifade eden Bacon, bu doğrultuda bilim insanına bilimsel olma yönünde yeni bir amaç belirler.

“Bilim insanı ne ağını içinden çekerek ören örümcek gibi ne de çevresinden topladığıyla yetinen karınca gibi davranmalıdır. Bilim insanı topladığını işleyen, düzenleyen bal arısı gibi yapıcı bir etkinlik içinde olmalıdır.”

Aristoteles’in felsefesi üzerine şekillendirilen Dünya merkezli evren anlayışına karşı bir diğer eleştiri de İngiliz politik kuramcısı ve filozofu Francis Bacon tarafından getirilmiştir. Bacon, Aristoteles’in “tümdengelim” yöntemine karşı “tümevarım” yöntemini öne sürmüştür. Bilimsel araştırmada olguların bir araya getirilmesi ve belli bir kurala göre düzenlenmesi gerektiğini düşünen Bacon, tümevarım yöntemiyle yanlış yargılardan kurtulmanın mümkün olduğu görüşündedir. Bacon, doğru düşünmenin önünde engel olan ön yargılara “idoller” adını verir. Ona göre tümevarım yöntemiyle doğanın doğru bilgisine ulaşabilmek için ilk önce idollerden kurtulmak gerekir (Bkz: Francis Bacon’ın 4 İdolü). Bacon bu düşünceleriyle bilimsel araştırmanın önünü açmış ve ona yöntem kazandırmıştır. Bununla beraber felsefede empirizm düşüncesinin gelişmesine de destek sağlamıştır.

Galileo’nin Bilimsel Çalışmalarının 15. Yüzyıl – 17. Yüzyıl Felsefesine Etkileri

Galilei, hızla yayılan eserlerinin kilise tarafından onaylanmış resmî görüşe ters düştüğü gerekçesiyle engizisyon mahkemesine çıkarılır. Ağırlaştırılmış ceza karşısında düşüncelerini geri alması ve pişmanlığını dile getirmesi şartıyla serbest bırakılacağı belirtilir.

“Ben Galileo Galilei; geçmişteki tüm aykırı ve yanlış düşüncelerimden huzurunuzda kendimi lanetliyor, bir daha böyle saçmalıklara düşmeyeceğime, kutsal öğretiye aykırı hiçbir fikir taşımayacağıma yemin ediyorum.”

15-17. yüzyıl felsefi döneme kadar etkili olan Aristotelesçi evren modeline karşı Kopernik’le başlayan eleştiri, Galileo ile birlikte hızla gelişmiş ve Aristotelesçi evren modelini kökten değişime uğratmıştır. Bilimsel çalışmalarını olgu ve gözleme dayandıran Galileo, aynı zamanda doğayı matematiksel bir dil ile de açıklamaya çalışmıştır. Bu düşünceleriyle felsefede matematiksel düşünce modellerinin gelişmesine katkı sağlamıştır. Özellikle Descartes’ın mekanik doğa felsefesi bu matematiksel model üzerine şekillenir.

Galileo Galilei
Galileo Galilei

Newton’ın Bilimsel Çalışmalarının 15. Yüzyıl – 17. Yüzyıl Felsefesine Etkileri

İngiltere’de dünyaya gelen Newton, yazmak için üzerinde iki yıl çalıştığı “Prensipler” eserini düzeysiz polemiklerden korumak için Latince kaleme almıştır. Eşsiz yapıtlarıyla etkisi dünyanın her yerine yayılan Newton, evren karşısındaki merak ve heyecanını dile getirmekten kaçınmaz.

“Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum ama ben kendimi keşfedilmemiş gerçeklerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıl taşı ya da güzel bir deniz kabuğuna sevinen bir çocuk gibi görüyorum.”

Galileo’nun bilimsel çalışmalarından öne çıkanlar arasında onun “eylemsizlik ilkesi” ve “serbest düşme yasası” gelir. Cisimlerin hareketi üzerine şekillenen bu çalışmalar, daha sonra Isaac Newton’la beraber hareket yasalarına dönüşmüştür.

15-17. yüzyıl felsefesi döneminin düşüncelerinden beslenen Newton, cisimler nasıl düşer sorusunu bilimsel açıdan ele almış ve “Kütle Çekim Yasası”nı keşfetmiştir. Cisimlerin hareketlerini açıklayan Newton, geleneksel felsefenin metafiziksel açıklamalarını eleştirmiş ve felsefede nesnelere yönelik nedensel açıklamaların gelişmesine katkı sağlamıştır. Newton’un fiziksel, mekanik ve düzenli evren anlayışı kendisiyle aynı dönemde yaşamış filozoflardan olan Leibniz tarafından ele alınmış ve felsefi anlamda geliştirilmiştir. Bu anlayış bilim ve felsefeyi derinden etkilemiştir.

15-17. yüzyıl felsefi döneminde yapılan bilimsel çalışmalar, bu dönem felsefesinin gelişmesinde önemli bir role sahiptir. Fizik ve astronomi alanında cisimlerin hareketi üzerine yapılan çalışmalar, kimyada maddenin yapısı ve özellikleri, biyolojide canlıların gelişimi gibi bilimsel çalışmalar felsefede varlığın algılanışını değiştirmiş ve ona yönelik düşünceleri şekillendirmiştir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*