Felsefe hakkında her şey…

Doğa felsefesi

15.11.2019
Doğa felsefesi

Doğa felsefesi nedir sorusunu şöyle yanıtlayabiliriz: Doğa felsefesi, felsefe tarihinde İlk Çağ Yunan felsefesinin başlangıcında merkezi tema olarak doğanın ele alındığı felsefe yönelimidir.

Var olanların nedenin ne olduğunun araştırılması ve bu yönelimle doğanın düşüncenin temel meselesi olarak düşünülmeye başlanması doğa felsefesinin çerçevesini oluşturmuştur.

Din ve mitolojinin dışına çıkarak var olanların ve bunların ilk nedenlerinin araştırılması anlayışı ortaya koyan ilk düşünür, felsefe tarihinin de ilk filozofu olarak bilinen Thales olmuştur. Thales bu anlamda felsefenin ve dolayısıyla da doğa felsefesi anlayışının kurucu ismi sayılmakta ve onunla başlayan felsefi düşünce de doğa felsefesi ya da varlık felsefesi olarak değerlendirilmektedir. Thales’i Anaximandros ve Anaximenes gibi isimler izlemiştir

İlgili konu: Milet okulu nedir?

DOĞA FELSEFESİNİN KONUSU

Farklı şekillerde içeriklendirmiş olmakla birlikte, doğa filozofları, genel bir yaklaşım biçimini benimsemişlerdir; bu yaklaşım biçimi de doğayı incelediklerinde karşılarına çıkan çokluk ve onun temelinde olduğunu ve ondan kaynaklandığını düşündükleri temel kaynak (arkhe) düşüncesinden kaynaklanmıştır.

Doğa felsefesinin bu anlamda temel prensibi, dış dünyadaki varlıkların kendisinden doğup geldiği ilk maddenin bulunması ya da belirlenmesidir.

Thales için ana madde sudur; belirli bir maddedir. Anaksimandros bunu sonsuz olan ile değiştirir, çünkü su nitelik ve nicelik bakımından sınırlıdır; her şeyin kedisinden çıkıp geldiği kaynak sonsuz olmalıdır ona göre.

Bu belirsiz ve soyut varlık ilkesini apeiron olarak belirtir. Onun öğrencisi olan Anaksimenes de arkhenin birlik ve sonsuzluk niteliğine sahip olması gerektiğini öne sürer; ancak buradan itibaren hocasında ayrılarak daha çok Thales’e yakın bir düşünce geliştirir.

O da Thales gibi ana maddeyi belirli bir madde olarak değerlendirir; ona göre arkhe havadır. Hava hem somut belirli bir varlıktır, hem de soyut sınırlanamaz bir varlıktır. Hayatın ve ruhun temel maddesidir hava.

İlgili konu: Milet okulu ve arkhe sorunu

Böylece belirli tarzda bir maddecilik anlayışı da belirginleşmeye başlar. Daha sonra bu giderek soyut düşüncelere doğru evrilecektir.

Pisagorcularda örneğin ana madde ya da varlığın temeli sayı olarak belirtilecektir. Elea Okulu’nda Bir Olan diye adlandırılan tek ve değişmez ilke öne çıkacaktır. Empedokles bu iki yöndeki gelişmeleri birleştirmeye çalışan bir ana ilke arayışında olmuştur.

O temel ögelerden ya da elementlerden bahseder ve ona göre bunlar havatopraksu ve ateş olarak belirtilirler. Bu dört element evrenin yapısının unsurlarıdır. Onların birleşmeleri ya da dağılmalarından diğer her şey meydana gelir. Anaksagoras düzenleyici bir ilke düşüncesini de işin içine katarak oluşun temel ilkesini nous olarak belirtir.

İlgili konu: Felsefede ilk neden ve ilk değişim düşünceleri

Dört Element

Dört Element

DOĞA FELSEFESİNİN ÖNEMİ ve TEMEL PROBLEMLERİ

Sokrates öncesi felsefe içinde doğa felsefesi çok önemli bir yer tutar; ilk doğa filozoflarından sonra doğa felsefesinin felsefî problemini sürdüren başka okullar da meydana gelmiştir. Bunları şöyle belirtmek mümkündür:

Bu okulların tamamı birbirinden farklı ve temelde zıt görüşlerden hareket etmiş ve birbirleriyle tartışma hâlinde olmuşlardır. Ancak temelde varlık problemi merkezî bir konu olarak hepsinde sürdürülmüştür.

Örneğin Milet Okulu temel maddenin ne olduğuna bir cevap ararken, Pisagorcular form üzerine ağırlık vermişler; Herakleitos ve Elea Okulu değişim problemi ekseninde yoğunlaşmış; Çoğulcular ve Atomcular ise çokluk ve maddesellik eksenin de temel varlık ya da varlığın temeli sorununa cevaplar vermeye girişmişlerdir. Doğanın ve evrenin, bu temelde varlığın ve yaşamın temelinin açıklanması girişimi ortaya konulmuştur.

Herakleitos

Herakleitos

DOĞA FELSEFESİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

  • Evrenin oluş, ontoloji sorunuyla ilgilenmişler ve bu konuda çalışma yapmışlardır.
  • Evrenin ilk unsuru, ilk ana maddesi (arkhe) nedir, sorusuna yanıt aramışlardır.
  • Doğada meydana gelen çok ve çeşitli olayları tek bir temele bağlama denemesi yapmışlardır.
  • Hepsinin ortak yönü; ilk ögeyi, ana maddeyi aramış olmalarıdır.
  • Araştırmalarında akıl, deney, gözleme dayanmışlar, gelenek ve göreneklerden bağımsız hareket etmişlerdir.
  • Doğayı oluşturan ilk sebebi maddi unsurlar olarak göstermeleri nedeniyle yaklaşım biçimleri materyalizm (maddecilik) olarak değerlendirilebilir.
  • Kısaca akıl yoluyla doğaya yönelerek “ilk neden” sorunu üzerinde duran ve elde ettiği sonuçları deney ve gözlemle temellendirmeye çalışan düşünürlerin felsefesine doğa felsefesi denilmiştir.

DOĞA FELSEFESİNİN FELSEFE ve BİLİM TARİHİNE ETKİSİ

Orta Çağ’ın sonundan itibaren Rönesans’la birlikte hem felsefe alanında yeni bir canlanma meydana gelmeye başlamış hem de bilimler de önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bu dönemde doğa bilimleriyle doğa felsefesini birbirinden ayırmak olanaklı görünmemektedir.

Kopernik ile birlikte yeni bir dünya ve evren kavrayışı ortaya çıkmış, bunun devamında doğa felsefesi yerini giderek doğa bilimleri denilen alana bırakmaya başlamıştır. Böylece doğa ve evrene ilişkin felsefi yaklaşımların, soyut arkhe arayışının yerini somut bilgiler, gözlem ve deney merkezli açıklamalar almaya yönelir.

Bu süreçte özellikle Orta Çağ’daki doğa felsefesi anlayışıyla bir hesaplaşmaya girildiği ve doğa bilimlerinin bu hesaplaşmanın sonucunda geliştiği söylenebilir.

Her alanda olduğu gibi bilimin gelişmesi, özellikle de bu gelişmenin felsefenin içinden gelerek meydana gelmesi, felsefe ile bilim arasındaki ayrımın nasıl konulacağı sorununu gündeme getirmiş, doğa felsefesi ile doğa bilimleri arasındaki ayrım konusunda bu özellikle belirgin bir sorun olarak ortaya çıkmıştır.

Francis Bacon, Kepler, Laplace gibi bilgin düşünürler bu sürecin önemli isimleri olmuşlardır. Doğa felsefesi bu süreçte bir tür felsefi materyalizm biçimine de bürünmüştür.

Doğa felsefesi ve doğa bilimi 17. yüzyıla gelinceye kadar birbirinden ayrılan alanlar değildir; hatta bu alanlar arasında açık ayrımlar yapma konusunda süregiden sorunlar söz konusudur. Çoğu zaman ve çoğu yerde doğa felsefecisi aynı zamanda fizik ya da diğer doğal bilim alanlarıyla da ilgilenen hatta onlar üzerinde otoriteye sahip olan bir kişiydi.

17. yüzyıldan itibaren felsefe ve bilim alanları birbirinden ayrışmaya ve bilimler kendi alanlarında daha da özerkleşmeye başlamasıyla doğa felsefesiyle doğa bilimlerinin ayrışması sorunu da gündeme geldi.

Bu bir anlamda iki farklı bilgi türü arasında yapılması beklenen bir ayrımdı; ancak yinede bu ayrım her zaman açık seçik değildir. Modern doğa biliminin aldığı biçim ve geldiği bilgi düzeyi, belirli bir tarihsel dönemde bu ayrımı koşullandırmıştır.

Özellikle Galileo ve Newton ile bu gelişmenin ortaya çıktığı saptanabilir; belirli bir yöntemle bir anlamda bilim empirikleşiyor, gözlem ve deney önemli bir nitelikle öne çıkıyordu. Felsefe ise spekülatif bir görünüme bürünüyordu bu gelişmeler karşısında.

Bu eksende giderek bir ayrışma meydana gelmiş olsa da felsefe düzeyinde doğa bilimi ile doğa felsefesini ayrıştırmanın açık ve kesin bir şekilde görünebildiğini söylemek zordur.

İlgili konular:

Dış kaynaklar:

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...