Francis Bacon’ın 4 İdolü, İdoller Öğretisi

Francis Bacon’ın 4 İdolü (İdoller)
Francis Bacon’ın 4 İdolü (İdoller)

Francis Bacon’ın “Dört İdol”ü ya da “İdeoller Öğretisi” ya da “Putlar Öğretisi”, insanın zihnini kuşatan ve böylece insanın doğayı tam ve doğru biçimde anlamasını, anlamlandırmasını engelleyen tipik hataları, doğal eğilimleri ve kusurları açıklayan bir felsefi anlayıştır.

İnsan, toplumsal bir canlıdır. İnsanın toplumsallığı, onun yaşamını bilinçli ya da bilinçsiz olarak doğrudan etkileyen bir çevre içinde meydana gelmesini ve varolmasını temeller. İşte bu varoluş içerisinde insanın yaşantısı belli kalıplarca biçimlendirilir.

Bu kalıplar insanın doğruya ulaşmasını engelleyen birer leke gibi, zihnin görüş alanını kapatırlar. İnsan doğruya ulaşmak için öncelikle bu lekelerden, yani idoller‘den ya da putlar‘dan kurtulmalıdır.

Bacon’ın Dört İdolü

Bacon bahsettiğimiz bu meşhur “İdoller (Putlar) öğretisi”ni, büyük eseri “Yeni Organon”un 1. kitabında tanıtmaktadır. Bu idoller şu şekilde sıralanabilir:

  • Soy idolleri (Idola tribus)
  • Mağara idolleri (Idola specus)
  • Çarşı-Pazar idolleri (Idola fori)
  • Tiyatro idolleri (Idola theatri)

Şimdi ise sırasıyla bu idolleri tek tek açımlamaya çalışacağız.

Soy İdolleri

Soy idolleri esas olarak Aristoteles mantığının bir eleştirisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Soy idolleri, insan varlığının doğayı gerçekte olduğundan daha düzenli, daha muntazam olarak algılamasına; şey’leri belli kalıp ya da ilkelere ve peşin hükümlere göre görüp bu şey’lerin bizim hükümlerimizle ne derece uyumlu olduğunu önemsememeye atıf yapar.

Soy idolleri, insanoğlunun doğal yapısında bulunan doğal zayıflıklar ve eğilimlerdir. Bunlar doğuştan getirildikleri için bunlardan tam anlamıyla kurtulmak mümkün değildir. Soy idolleri sadece yeniden düzenlenebilir veya telafi edilebilir.

Bacon’ın verdiği örneklerden bir tanesi, insanların duyularına güvenme eğilimidir ki aslında bunlar tabiatı gereği kolaylıkla aldanabilir niteliktedir. Soyun bir diğer putuysa insanların doğal olay ve görüngülerde, hakikatte var olandan daha fazla düzen algılama (hatta onlara böyle bir anlam yükleme) eğilimidir.

Bu bağlamda Bacon, insanların aslında tekillik olan yerde benzerlik, aslında rastlantı olan yerde düzenlilik gibi şeyler bulmaya meyilli olduğuna işaret etmiştir. Örneğin, belli bir şehirde bir kişi piyango çekilişini kazandı diye o şehirdeki diğer kişilerin de benzer bir şansı olacağını düşünebilirsiniz, halbuki gerçekte, olaylar arasında böyle bir bağlantı söz konusu değildir.

İnsanların bir de “hüsnükuruntu” yatkınlığı vardır. Bacon’a göre, insanlarda gerçek olmasını istedikleri şeylere inanma, bunları doğru kabul etme, hatta bunların var olduğunu kanıtlama meyli söz konusudur. Sonuçta, insanlar (adım adım, yavaş ve zahmetli bir şekilde kanıt biriktirmek yerine) doğrudan sonuca atlamaya ve vaktinden erken yargılarda bulunmaya eğilimlidir.

Televizyonda bir futbol maçı seyrettiğinizi düşünün. Sunucu, penaltı atışını kullanacak olan Semih’in önceki iki dış saha maçında penaltıdan iki başarılı vuruş yaparak gol attığını fark ediyor ve şöyle diyor, “Semih dış saha maçlarında başarılı penaltı atışları kullanıyor.” Sonra da oyuncunun yine iyi penaltı atışı yapacağını ima ederek, “Bugün de bir dış saha maçını izliyorsunuz.” diye söze devam ediyor. Bacon olsa muhtemelen sunucunun burada, hiç var olmayan bir bağlantı gördüğünü ve işte bunun da soy idollerinden biri olduğunu söylerdi.

Bunlar insan soyunun ortak özelliklerinden kaynaklanan ön yargılardır. İnsanların doğaya ve dünyaya bakışları çoğu kez doğanın yapısından değil, insanın yapısından hareketle oluşturulur: Örneğin insanlar doğa güçlerini de kendileri gibi insanlaştırma yoluna giderler; buna göre doğa insanlara bazen iyi davranır bazen kötü davranır; bazen onları ödüllendirir, bazen cezalandırır. Oysa doğa insansal bir varlık değildir; o kendi yasalarına göre işler. İnsanların bu ön yargılarının arkasında duygu ve heyecansal yapıları, duyusal, zihinsel güçlerinin sınırlılığı, algının yapısı gibi ortak doğalarından gelen etkenler bulunmaktadır. Bacon’un şu eğretilemesi bu olguyu çok güzel açıklamaktadır:

“İnsan zihni ışınları yayması, çarpıtması ve şeklini bozması bakımından kendi özelliklerini farklı nesnelere veren içbükey ve dışbükey aynalara benzer” (Bacon, 1999: 16).

Şu halde, doğayı olağan boyutları içinde yansıtan normal aynalar gibi olmalıyız. Özellikle bilim insanı bu için çok daha büyük bir zorunluluk taşımaktadır.

Mağara İdolleri

Tüm insanoğlu için geçerli olan soy idollerinin aksine, mağara idolleri kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Bunlar bireylerin aile geçmişleri, çocukluk deneyimleri, eğitimleri, yetiştiriliş tarzları, cinsiyetleri, dinleri, sosyal sınıfları ve benzeri özelliklerine bağlı olarak maruz kaldıkları ferdi bozukluklar, tahribatlar, ön yargılar ve inançları yansıtır.

Buna göre, belli bir zaman ve mekânda —örneğin, 11 Eylül 2001’den sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde— dünyaya gelen bir Amerikalı, bu zamandan olmayan birine göre, savaş konusunda daha agresif bir tutum benimseyebilir. Ya da kişi “basmakalıp” bir zihniyet geliştirebilir. Yani olay ve olguları kendi dar yetiştiriliş tarzı ve disiplini içinde değerlendirerek olduğundan daha aza indirgeme veya sınıflandırma eğilimi geliştirebilir.

Soyunun genel özelliklerine ek olarak, her insanın kendi mizaç özelliklerinin, aldığı eğitimin ve toplumsal etkilerin sonucu olarak belli bir zihinsel tutum ve alışkanlığı oluşur ve dünyaya, olgulara bu zihinsel tutum ve alışkanlıkları bağlamında bakar. Platon’un “mağara alegorisi“nden yola çıkarsak, her insan kendi mağarasını oluşturur, diyebiliriz. Oysa bu mağaranın dışına çıkmadıkça nesnel dünyayı kendi yapısı içinde kavrayamayacak, sınırlı bir bakış açısı içinde kalarak gerçekçi bir dünya ya da doğa algısına ulaşamayacaktır. Bu açıdan Bacon Herakleitos’un şu sözünü aktarır:

“İnsanlar bilgiyi küçük dünyada ararlar, daha büyük ve ortaklaşa yaşadığımız dünyada değil.” (Bacon. 1999. 16).

Örneğin Bacon’a göre bazı insanlar nesneler arasındaki farklılıkları ayrımlaştırırken çok başarılıdırlar ve bu açıdan aşırılığa giderler, bazıları da şey’ler arasındaki benzerlikleri bulma yolunda istekli ve gayretlidirler ve bu yönden aşırılığa gidebilirler. Bazıları İlk Çağ’a hayranlık gösterir, bazıları modernlikten ve yenilikten yanadır. Kişilik özelliklerinden kaynaklanan bu özel durumlar, olguların doğru betimlenmesi bakımından zararlı olabilir. Bu nedenle, kişiye özel zihinsel putlardan da bilim insanının sıyrılabilmiş olması beklenir.

Çarşı-Pazar İdolleri

Bunlar insanların “birbirleriyle olan temasları ve ilişkilerinden” doğan ve net ya da mantıklı düşünmenin önünde engel teşkil eden unsurlardır. Burada sorun, dildir. Bacon, günlük konuşma dili veya argodan ziyade, çeşitli akademik topluluk ve disiplinler tarafından kullanılan özel sözcük dağarcıkları ve jargonlardan bahsetmektedir.

Ona göre, “anlama ve algıda kelimelerle dayatılan idoller” iki türlüdür:

  • Var olmayan şeylere verilen isimler (örneğin, Aristotelesçi kozmolojinin “kristal küreler”i ya da “hayaletler” ve diğer hayal ürünü varlıklar)
  • Var olan şeylere verilen hatalı, muğlak veya yanıltıcı isimlerdir (Bacon’a göre, örneğin “rutubetli”, “faydalı” gibi soyut nitelikler ve değer bildiren terimler özellikle kafa karışıklığına sebebiyet verebilmektedir).

Çarşı – pazar idolleri, sözcüklerin kullanımı ile ilişkili putlaştırmalardır. İnsanlar gerek moda, gerekse kendi hassasiyetleri nedeniyle bazı sözcüklerin kullanımı konusunda duyarlıdırlar. Her konuyu o sözcüklerle bağlantılı olarak açıklama yoluna giderler. Bu açıdan insanlar arasındaki yaygın kullanım, dini alanda karşımıza çıkar; insanlar her konuyu dinsel açıdan aşkın varlıkların terimleri ile ilişkilendirerek ele alma yoluna giderler. Bu terimlerin en başında da ‘Tanrı’ terimi gelir. Bunun dışında çarşı pazarda az değeri olmakla birlikte çok sıklıkla kullanılan bozuk para gibi bazı sözcükler de yeterli bilgisel değere sahip olmadıkları hâlde sıklıkla kullanılırlar ve bunları duyanlar da sanki karşılarındaki kişi çok önemli bir şey söylüyormuş gibi etki altında kalır. Gerçi bunlar somut durumları betimliyormuş gibi görünürler ama tam olarak ne anlama geldikleri belirsizdir. Çünkü şeylerden ya da durumlardan çok acele ve düzensiz bir biçimde soyutlanmış ve tanımlanmışlardır. Bu nedenle sık sık tartışmaya ve yanlış anlamalara yol açarlar.

Bacon’a göre sözcüklerin bir kısmı da zaten gerçek varlığı olmayan şeylerin adlarıdırlar ve bunlar gerçek varlıkları gösteriyormuş gibi ele alınırlar. Bu yüzden insan zihnini en fazla zorlayan ve kargaşaya götüren de bu türden terimlerdir. Hatta filozoflar bile bu türden terimleri kullanarak oldukça kafa karıştırıcı olmayı başarırlar. Örneğin ‘kader’, ‘talih’, ‘ilk hareket ettirici’ gibi terimler bir şeyleri varmış gibi gösteren terimlerdir. Bu türden terimlerin zihnimizde putlaştırılması şeylerin doğru düzeni bakımından zihni yanlış kanallara sürüklemiş olacaktır. Bu nedenle Bacon putların en kaygı vericisi olarak bunları gösterir. Bilim insanının terimleri gerçek anlamları içinde ve abartmadan kullanması son derece yaşamsal bir konudur.

Tiyatro İdolleri

Mağara idolleri gibi tiyatro idolleri de kültürel olarak kazanılır, doğuştan gelmez.

Tiyatroyla kastedilen kurgu ya da drama değildir. Bunlar daha çok, esasen büyük felsefe sistemlerinden gelen idollerdir. Bacon’ın aklındaki üç felsefe türü şöyledir:

  1. Orta Çağ döneminde yaygın olan Skolastik felsefe gibi deneyci olmayan, spekülasyona son derece açık ve soyut sofistik felsefe;
  2. Eldeki bilgilerden yola çıkılarak sonradan genellemelere dönüştürülen çok az sayıdaki fikre dayalı deneyci felsefe;
  3. Teolojiyle felsefenin sıkıntılı evliliği yüzünden dayanaksız olan batıl felsefe ki buna, örneğin sayıların incelenmesine adanmış dini inançlarıyla Pisagor’da veya hatta bilimsel çalışmaları Tanrı’nın yaratımı hikayeleriyle süsleyen günümüzün yaratılışçılarında da rastlanmaktadır.

Birtakım felsefe sistemlerinin ya da kuramların zihnimize yavaş yavaş yerleşerek ve düşünme tarzımızı belirleyerek orada etkili olmaya başlamalarıdır. Her konuyu bu kuramların ışığında ele alarak yorumlayan ve değerlendiren, kendi us ve anlama yetilerinin gücüne ve keskinliğine çok az yer veren kişiler anlama yetilerini körelterek kendilerine en büyük kötülüğü yapacaklardır. Eleştirel tartışmadan koparak tekdüzeliğin içine düşecekler ve ayrıca gerçekliklerin ve yeniliklerin çok uzağında kalacaklardır. Bacon, “bu nedenle sofistik, empirik ve batıl inançlı olmak üzere üç hata kaynağı ve üç çeşit yanlış felsefe vardır.” der (Bacon, 1999: 28).

Birinciye örnek Aristoteles’in felsefi sistemidir: Oluşturduğu mantık sistemi üzerinden evren ve doğaya ilişkin önermelerini sistematikleştirme yoluna gitmiştir, böylece formel mantığın güdümünde son derece sofistike bir öğreti ortaya çıkmıştır. Bacon’a göre doğadaki olguların doğallığından uzaklaşan, keyfi denebilecek ontolojik ayrımlaştırmalarla doğayı açıklamaya çalışan, devinimin ilk nedeninin dışsal bir kaynak -İlk kımıldatıcı- olduğunu belirten bir doğa ve evren açıklaması gerçeklik tabanından tümüyle uzaklaşmış olur. Oysa bu tür bir evren açıklaması yüzyıllar boyunca otoriter bir öğreti olarak tiyatro sahnesinde kaldı ve bilimin doğru yolda ilerlemesini ketledi. Bacon, empirik okul üzerine şunları söylemektedir: Empirik okul Sofistik veya kuramsal okuldan daha şekilsiz ve anormal biçimlidir; ancak birkaç deneyin sınırlı karanlığı içinde kalmaktadır genellikle. Buna karşın Bu felsefe türü bu deneyler üstünde günlük uygulama yapan kişilere mümkün ve hemen hemen kesin görünür. Bu nedenle de onların imgelemini bozmuştur. Fakat ötekilere akıl almaz ve boş görünür.” (Bacon. 1999.30).

Görüldüğü gibi tiyatro sahnesinde böyle bir okul da rol alabilmektedir. Bacon’a göre “üçüncü grup, işin içine inançlarından ve dine olan saygılarından dolayı teolojiyi ve gelenekleri sokarlar. Onların arasından bazılarının saçmalığı ruhlarla, cinleri araştırmak ve onlardan bilim elde etmeye kadar ileriye gitmiştir.” Bu nedenle bu teolojik okul da zihinlerde putlaştırılan ve insanları dogmatik inançlara sürükleyen yanlış felsefe örneklerinden en yaygın olanıdır. Şu halde doğa olgularını gözlemleyerek, bilimsel tümevarım yapacak olan bilim insanının tüm bu düşünsel putlardan zihnini temizleyebilmiş olması gerekir. Ancak o zaman olgunun yapısına uygun olarak yani nesnel bir biçimde bilimsel inceleme ve araştırma yapmak olanaklı olabilecektir.

Doğru Bilgiye Nasıl Ulaşılır?

İnsanlar bilgiye ulaşabilmek için yukarıda bahsettiğimiz dört idol’den, tüm bu idollerden kurtulmalıdır. İdoller bilginin önünde engeldir. Bunlar tıpkı pencerenin üzerinde birikmiş ve gerçekliği net bir manzara halinde görmenize mani olan pislik tabakası gibidir. Dünyayı daha iyi anlayabilmek için bu idolleri defetmeniz şarttır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın