Tarihin Materyalist Açıklaması

felsefe Nedir

Marx’ın toplumsal değişme anlayışı onun tarih teorisi çerçevesinde şekillenmiştir. Diğer on dokuzuncu yüzyıl düşünürlerinde olduğu gibi Marx da ilerlemeci bir tarih anlayışına sahiptir.

Hegel’in diyalektiğini, Feuerbach’ın materyalizmi ve İngiliz ekonomi politikçilerin iktisadi gelişim tezleri ile harmanlayarak iktisadi etkenlerce şekillenen bir değişim teorisi oluşturmuştur. Kendisinin tarihin materyalist açıklaması olarak kavramsallaştırdığı bu yaklaşım daha sonra Engels’in koyduğu isimle tarihsel materyalizm olarak meşhur edilmiştir. Engels Marx’ın son biçimini kapsamlı bir biçimde tashih ettiği ve bir kısmını da yazdığı Anti-Dührig isimli çalışmasında tarihsel materyalizmi söyle açıklamaktadır:

“Materyalist tarih anlayışı, üretimin ve üretimden sonra, üretilen ürünlerin değişiminin her toplumsal rejimin temelini oluşturduğu; tarihte görülen her toplumda, ürünlerin bölüşümünün ve ürünlerin bölüşümü ile birlikte, sınıflar ya da zümreler biçimindeki toplumsal eklemlenmenin üretilen şeye, bunun üretiliş biçimine ve üretilen şeylerin değişim tarzına göre düzenlendiği tezinden hareket eder.

Sonuç olarak, bütün toplumsal değişikliklerin ve bütün siyasal altüst oluşların son nedenlerini insanların kafasında, ölümsüz doğruluk ve ölümsüz adalet üzerindeki artan kavrayışlarından değil, üretim ve değişim biçiminin değişikliklerinde aramak gerekir; onları, ilgili dönemin felsefesinde değil, iktisadında aramak gerekir.” (Engels, 1995, p. 384)

Marx ve Engels bu görüşü dönemin yaygın idealist felsefesine karşı geliştirmekteydiler. Hegel’in yüzyılın başında geliştirdiği biçimiyle idealizm tarihteki değişimleri fikirlerin etkisi çerçevesinde ele almaktaydı. Hegelci manada tarih ruhun bir hareketi, kendisini açımlama sürecinden ibarettir. Hegel’den ciddi bir bir biçimde etkilenen ve gençliğinde onu kana kana içip, hakikat yangınından kurtulmak isteyen Marx tarihi ve toplumu ele almada kullandığı temel yöntem olan diyalektiği ondan almıştır. Zira Hegel, Batı düşüncesinin en eski düşünsel yöntemi olan diyalektiğe yüzyılın başında nihai biçimini vermiş ve tartışmasız bir biçimde Alman düşüncesine egemen hâle getirmiştir.

Ancak Dawson’ın (2003, p. 31) ifade ettiği üzere 1840’larda idealizm çok baskın olsa da karşısında materyalizm de yükselmektedir. Marx Feuerbach’tan etkilenmesi neticesinde Hegel’in tersi bir noktaya evrilmiş; tarihteki maddi olguların fikirlerin bir yansıması olmadığını, aksine fikirlerin tarihteki maddi olguların bir yansıması olduğunu ifade etmiştir. Yıllar sonra Marx Kapital’in Almanca ikinci baskısına yazdığı son sözde kendi diyalektik yönteminin, Hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtı olduğunu ilan etmekte ve kendisinin misyonunu Hegel’de baş aşağı duran diyalektiği yeniden ayakları üzerine oturtmak olarak açıklamaktadır. Marx’a göre filozof diyalektiğin işleyişinin doğru kurallarını bulmuş ancak bunu yanlış anlamıştır. Eğer birisi Hegel’in felsefesinin mistik kabuğu içindeki akla uygun özü bulmak istiyorsa bunu yapması gerekmektedir.

“Hegel için insan beyninin yaşam-süreci, yani düşünme süreci —Hegel bunu “fikir” (idea) adı altında bağımsız bir özneye dönüştürür— gerçek dünyanın yaratıcısı ve mimarı olup, gerçek dünya, yalnızca “fikir”in dışsal ve olgusal (Phenomenal) biçimidir. Benim için ise tersine, fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir.” (Marx, 1986b, p. 28)

Tarih alanında “devrimin cebiri” olarak tanımladığı diyalektik Marx için de hayati bir değere sahiptir. Zira Marx’a göre sınıf bilinci aracılığıyla toplumda öz bilinç ortaya çıkar ve toplum aktif hâle gelir. Sınıf bilincinin bu aktifliği neticesinde toplum bütüncül olarak dönüşür. Bu sebeple sınıf tarihsel sürecin öznesi, değiştirici gücün sahibidir. Sosyal çevre tarihsel sürecin nesnesi, değişimin konusudur. Tarihsel nesnenin değişimi için özne kendisini değiştirir.

Marx (1986b, p. 198) “dış dünyada hareket ederek ve onu değiştirerek, insan kendi doğasını değiştirir” demektedir. Dolayısıyla insanın sosyal ve tarihsel hareketliliğinin sınırları içinde değişimin bir etkeni olan insan doğası tarih boyunca sabit değildir, fakat sabit arzu ve güdüler ile tanımlanabilir. Marx “tüm tarih insan doğasının ilerlemeci bir düzenlemesidir” diye düşünmektedir. İnsan doğasındaki düzenli değişim üretimin sosyal ilişkilerini aniden değiştiren üretim güçlerindeki evrimin bir neticesidir. Üretimin sosyal ilişkilerindeki ani değişim ancak siyasal bir devrim tarafından etkilenebilir. Bu sebeple Marx’a göre sınıflı toplumlarda sürecin herhangi bir noktasında sosyal değişim siyasi devrimle tanımlanabilir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*