Mantıkçı Pozitivizm, Mantıksal Pozitivizm Nedir?

Mantıkçı Pozitivizm
Mantıkçı Pozitivizm

Mantıkçı pozitivizm, mantıkçı deneycilik, bilimsel deneycilik, Viyana Okulu veya Viyana Çevresi ve yeni-pozitivizm olarak da anılan ve 20. yüzyılda Avusturya’da Moritz Schlick’in öğrencilerinin oluşturduğu Viyana Okulu içinde ortaya çıkan felsefe akımıdır. Mantıksal pozitivizm, Viyana Çevresi olarak adlandırılan filozofların felsefi düşünüş sistemlerini adlandırır.

Mantıksal pozitivizm, 19. yüzyıl sonlarında belirginleşen pozitivizmin yeniden değerlendirilerek devam ettirilmesidir. Sonradan etkisi kaybolmakla birlikte 20. yüzyıl felsefesinde çok etkili olmuş, bilim ve felsefe eksenli tartışmalarda belirleyici bir konum elde etmiştir.

Pozitivizm, bilindiği gibi deneyci (empirist) bilgi anlayışını temel alan, deney ve gözleme dayalı olgulardan hareketle bilginin kaynağını ve geçerliliğini kabul eden bir yaklaşım biçimidir. Bilginin kaynağı duyu verileri olmakla kalmaz, aynı zamanda bu duyu verilerinden kalkarak tümevarımsal bir yöntemle ulaşılan genellemelerle de yasalar oluşur ve bu yasalar pozitivist düşüncede, belirli bir olay ve olgunun açıklanabilmesi için gerekli olan yasalardır. Bilgi dış dünya kaynaklıdır ve bu anlamda dış gerçekliğe tabidir; buna göre bilgi ile gerçeklik arasında bir tekabüliyet ilişkisi vardır.

MANTIKÇI POZİTİVİZMDE DİLİN ÖNEMİ

Mantıksal pozitivizme gelindiğinde dil ve mantık alanlarının öne çıktığı görülür. Mantıksal pozitivizm bu anlamda pozitivizmin bilim/bilimsellik iddialı felsefi statüsünü devam ettirir. Mantıksal pozitivistler, felsefenin deney dışı kalan niteliğini yadsıyarak, metafizik ilan ederek kendilerine göre felsefeyi doğru bir temel oturtma iddiasındadırlar. Bilim ve felsefe ikiye ayrı bölüm olarak ele alınır ve felsefenin görevi dil olarak belirlenir.

Buna göre felsefe dil çözümlemeleriyle sınırlı kalmalı, onlara dayanarak olguları dile getirdiğimiz önermeler üzerine ve bu önermelerin dilsel bağlamları üzerine açıklama yapmakla görevlidir.

Bu görüş özellikle Wittgenstein mantıksal pozitivist sayıldığı yaklaşımda belirgin olarak görülür. Mantıksal pozitivizm, bunlardan hareketle, ikili bir görevi yerine getirmeyi üstlenir; birincisi, dünyanın bilimsel kavranışında metafizik ögelerin ve teolojik unsurların kuramsal olarak arındırılması ve ikincisi felsefeye bilimsel bir nitelik kazandırılması.

MANTIKÇI POZİTİVİZMDE ANLAM VE ANLAMSIZLIK MESELESİ

Mantıksal pozitivizmin temel felsefi sorununu ya da konumunu anlam ve anlamsızlık meselesi bağlamında ileri sürmek mümkündür. Buna göre anlamlı önermeler doğrulanabilirlikleriyle belirlenen önermelerdir. Doğrulama denilen kavram bu filozoflar için temel önemdedir, çünkü bir dilsel ifadenin doğru olup olmadığı ve buna bağlı olarak anlamlı olup olmadığının belirlenmesi bu doğrulama işlemiyle belirlenmektedir. Bir anlamda bu düşünce akımının öncüsü sayılan Schlick, bir önermenin anlamının onun doğrulama yöntemi olduğunu belirtir. Doğrulamada öncelikli olan ise duyusal veriler, yani deney ve gözlemle elde edilen verilerdir. Böylece mantıkçı pozitivistlere göre, doğrulanabilir olmayan her şey anlamsızdır, yani metafiziktir.

Anlamsız önermeler iki türlüdür: birinciler cümle yapısı itibariyle düzgün olmalarına rağmen anlamsız olanlardır (mutlak, hiçlik, koşulsuz olan, gerçekte olan gibi kullanıldığı cümlelerin yapısı doğru fakat anlamca doğrulanabilir olmayan önermeler). İkinci türdekiler ise cümle kuruluşları itibariyle anlamsız olanlardır (kuşlar sebzedir gibi tümceler). Metafizik olarak belirtilen ve yadsınan önermeler asıl olarak birinci tür önermelerdir. Bunlar sözde-sorunlardır, çünkü anlamsızdırlar, deney ve gözlem alanının dışında kalırlar.

Mantıksal pozitivizm, sentetik önermeleri ve mantıksal önermeleri kabul eder, ancak felsefenin görevini metafizik önermeleri çözümlemek olarak belirtir. Felsefeden metafizik arındırmalı ve dünyanın bilimsel kavranışı ortaya konulmalıdır. Mantıksal pozitivizmin felsefi tezleri bu iki temel yaklaşım üzerinden geliştirilmektedir. Dünyanın bilimsel kavranışı yaklaşımının da ikili niteliği vardır; yukarıda söylenenlere bağlı olarak bunlar, ilkin bilginin temelinde gözlem ve deneye dayalı olguların bulunması ve ikinci olarak da kesin bir mantıksal çözümleme ile meydana gelmesidir. Bilimsel etkinlik, bu noktada, deneysel verileri mantıksal analiz yoluyla çözümlemek ve ortaya koymaktır.

MANTIKÇI POZİTİVİST FİLOZOFLAR

Bilimsel bilginin, ancak bilimin mantıksal çözümlemeleriyle olanaklı bulunduğunu ileri süren bu yeni olgucu görüş, CarnapOtto NeurathReichenbachHans HahnA.J. AyerBertrand RussellFriedrich WeismannMoritz SchlickLudwig Wittgenstein gibi filozofların bilimsel bilgiyi mantık çözümlemelerine indirgemeleriyle oluşmuştur. Viyana okuluyla, Berlin okulu ve Amerikan yeni olgucularının geliştirdikleri bu anlayış, gerçekte Berkeley’le Hume’un başlatıp Ernst Mach’la Richard Avenarius’ün sürdürdükleri öznel düşünceciliğin olgucu bir ortamda süregelişidir.

Mantıkçı Pozitivizm Düşünürleri
Mantıkçı Pozitivizm Düşünürleri

Yeni-Pozitivizm ve dolayısıyla mantıkçı pozitivizm, Auguste Comte’un ve John Stuart Mill’in klasik pozitivizmine, hatta 18. yüzyıl İngiliz deneyciliğine kadar uzayan bir sürece sahiptir. Bu akım Moritz Schlick’in seminer çalışmaları çerçevesinde 1929 yılında “Wissenschaftliche Weltauffassung (Bilimsel Dünya Görüşü) adlı bir incelemenin yayınlanmasıyla Der Wiener Kreis (Viyana Çevresi) şeklinde tanınmaya başlanmıştır. 1930’daki Erkenntnis’in yerini 1939’da Journal of Unified Science dergisi alacaktır. Öte yandan 1929’da Prag’da, Koenigsberg’de, 1934’de yine Prag’da, 1935’de Paris’te, 1938 Cambridge (İngiltere) ve 1939’da Mass’daki Cambridge’de kongreler düzenlemekle akımın uluslararası nitelik kazanması sağlanmıştır. Bu arada Nasyonal-Sosyalizm’in baskısıyla akımın temsilcileri, İngiltere ve Amerika’ya kaçmışlar ve Amerika’da “Encylopedia of United Science”i kurmuşlardır. İngiltere’de 1933’den itibaren yayınlanan “Analysis” dergisi de anılmalıdır.

Akımın belli başlı düşünürlerinin hemen bütünü Alman’dır. Sırasıyla Viyana, Prag ve Chicago’da felsefe dersleri veren Rudolf Carnap; Berlin, İstanbul ve Los Angeles’ta profesörlük yapmış, Viyana Çevresi’nin oluşmasına katkıda bulunmuş, fakat sonradan katı (Ortodoks) yeni pozitivizmden ayrılmış olan Hans Reichenbach (1891-1953); etik konusundaki yazılarıyla tanınan ve bir öğrencisi tarafından öldürülen Moritz Schlick (1882-1936); Otto Neurath (1882-1945), Hans Hahn (1880-1934) sayılabilir. Waismann, Fiegl, Kaufmann, Menger, Gödel, Dubislav da değişik etkinlikleriyle Mantıkçı Pozitivizm’e katkıda bulunurlar. Keza birçok matematikçi ve mantıkçıyla bitikte Alfred Tarski ve Karl Popper yeni pozitivizme yakın düşünürlerdir. Almanya’nın dışında İngiltere’de Susann L. Stebbing, A.E. Duncan Jones, G. Ryle (Analysis Çevresi), Alfred J. Ayer Fransa’da Viyana çevresini tanıtan Louis Roguier ile General Vouillement zikredilmesi gerekenlerdir.

Görgücülüğün öznel düşünceci yorumunu mantıksal çözümlemeyle birleştirmeye çalışan mantıkçı olguculara göre, tek tek bilimler kavram ve yöntem bakımından birbirlerinden farklıdırlar. Bilimleri birleştirmek, ancak mantıksal yapılarını çözümlemek ve tümünü bir protokol dili’ne bağlamakla oluşur. Örneğin ‘sömürü’ sözcüğü öznel düşünceci görgücülük anlayışına göre görgül olarak doğrulanamaz, bu yüzden de bilimsel değildir ve geçersizdir. Görüldüğü gibi mantıkçı olgucular için, toplumsal ilişkilerin belirlediği kavramlar geçerliliği olmayan sahte kavramlardır. Yaşamdan tümüyle kopmuş bir kuram geliştiren mantıkçı olgucular, aşırı bilimcilik savlarına karşın zorunlu olarak bilimdışına düşmüşlerdir.

MANTIKÇI POZİTİVİZM ELEŞTİRİLERİ

Mantıksal pozitivizm, öncelikle bilgi konusunda empirik felsefenin aldığı eleştirileri alır. Deney ve gözlemlerin kuram-dışı, her tür kavramın başlangıç noktası olarak alınması, bazı deney-dışı teorik kavramların ele alınmasıyla empirizmin bir dogması olarak eleştirilmiştir ve bu mantıksal pozitivizmi ya da empirizmi de içine alır. Lenin, Ampriokritisizm olarak adlandırarak Mach‘a ve onun geliştirdiği duyumculuk anlayışına itiraz eder; diyalektik materyalizm anlayışını doğrulama çabası içinde ortaya konulan bu itiraz, genel çerçevesi bakımından tartışmalı argümanlarla yürütülmüş olsa da Lenin’in bu geleneğin ilk eleştiricilerinden biri saymak gerekir.

Öte yandan bilim felsefecisi Karl Popper, bir zamanlar mantıksal pozitivizmin içindeki isimlerden biri olarak anılmış olmakla birlikte ve ayrıca halen geliştirdiği bilim görüşünün pozitivist düşünceyle ilişkisi tartışılır olmakla birlikte, temel ilkeyi, yani bilginin temelindeki doğrulanabilirlik ilkesinin dışında başka bir yol ortaya koymuş, buna karşı yanlışlanabilirlik ilkesini formüle etmiştir.

Yine bilim felsefesi içinde Thomas Kuhn bilimsel etkinliğin tarihselliğini ve kuram-yüklü niteliğini ortaya koyarak saf deney ve gözlem eksenli bilim anlayışının kırılmasında önemli bir alan oluşturmuştur. Paul Feyerabend ise gözlem ve deneyin sanıldığı kadar saf olamadıklarını hem kuramsal hem tarihsel örnekleriyle ortaya koymuş, yanlışlanabilirlik ilkesine rağmen pozitivist bilgi anlayışı içinde duran hocası Popper’i eleştirmiştir.

Feyarebend, bilimsel bulgu denilen şeylerin kendi başına herhangi bilgiye ayrıcalıklı bir kuramsal statü kazandırmadığını, bilimsel yöntemin tek ve biricik yöntem olarak kutsanmasının olanaksız olduğunu öne sürmüştür. Willard Van Orman Quine‘ın empirizme yönelttiği analitik önermeler ile sentetik önermelerin ayrımı konusundaki eleştiri de ayrıca mantıksal pozitivistler için geçerlidir. Yapısalcılık ve Postyapısalcılık felsefeleri ise empirizmi, pozitivizmi ve dolayısıyla mantıksal pozitivizmi bir bütün olarak kabul edilemez yaklaşımlar olarak eleştirmişlerdir.

MANTIKÇI POZİTİVİZM HAKKINDA DİĞER KONULAR

DIŞ BAĞLANTILAR

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı “Felsefe Sözlüğü” Orhan Hançerlioğlu

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*