Felsefe.Gen.TR

Herakleitos Kimdir?

Herakleitos Kimdir?

Efesli Herakleitos Anadolu’da Efes’te yaşayan Sokrates öncesi (Pre-Socratic) Yunan filozofudur. Herakleitos Efes’in yerlisidir ve babasının adı da Bloson’dur. Bu gibi detaylar dışında, Herakleitos’un hayatı hakkında pek az şey bilinmektedir. Herakleitos aynı zamanda Batı felsefe tarihinde dinamik bir felsefi sistem ortaya koyan ilk filozof olarak da bilinmektedir.

Herakleitos, felsefe tarihinin adından en çok söz edilen, en çok sevilen filozoflardan biridir.

Görüşleri, aralarında Hegel ve Marx gibi önemli isimlerin de bulunduğu birçok düşünürü etkilemiş, bunlar görüşlerini önemseyip kullanmış olsalar da belki de kullandığı kapalı üsluptan dolayı, onu doğru anlayamamış, doğru yorumlamamışlardır.

HERAKLEİTOS

Herakleitos, Ephesos’ta (Efes) doğup yetişmiştir. M.Ö. 540 ila 480 yılları arasında yaşadığı hesaplandığına göre, Herakleitos, Miletli filozoflardan daha gençtir.

Herakleitos, Ephesos’un aristokrat bir ailesinden gelmektedir.

Herakleitos

Herakleitos

Herakleitos, yazılarını ve konuşmalarını çok güç anlaşılır, karanlık bir üslup ile, özdeyişler biçiminde ortaya koyduğundan İlk Çağ’da ondan “karanlık Herakleitos” diye bahsedilmiştir.

HERAKLEİTOS’UN FELSEFESİ

Herakleitos’un düşüncelerini anlayabilmek için Eski Yunan felsefesinin en önemli sorun alanlarından biri olan değişim olgusuna odaklanmak gerekir.

Bilindiği üzere Yunan felsefesinin yöneldiği başlıca amaçlardan biri de “değişim” olgusunun özünü anlamaktı. Herakleitos’un felsefi görüşlerinin önemli bir kısmının doğadaki değişim olgusunun özünü ortaya koymak amacını güttüğü hatırdan çıkarılmamalıdır.

Herakleitos dendiğinde akla gelen bir diğer önemli şey de onun o ünlü “logos” öğretisidir. Bu öğreti, bir bütün olarak göz önünde bulundurulduğunda, yukarıda ifade edilen amaçla, yani doğadaki değişim olgusunu açıklamak amacıyla ilişkilendirilebilir.

Öğretinin detaylarına inildiğinde Herakleitos’un doğrudan ve çiğ bir doğa felsefesi yapmanın ötesine geçtiği ve logos öğretisinin, tipik Herakleitos okurlarının tüm öngörülerini aşan bir derinliği olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar aşağıdaki bölümlerde ayrıntılı olarak ele alınmaya çalışılacaktır.

Herakleitos’un felsefesi doğadaki değişim olgusunun özünü ortaya koymak amacını güder.

Bütün bunlar bir tarafa, Herakleitos’un görüşlerini doğru biçimde anlayabilmek için onun mizacını, hayat felsefesini iyi anlamak gerekir. Çünkü Herakleitos, felsefe tarihinde, teoriası (düşünceleri) ile hayatını birleştirmeyi, onları adeta özdeş şeyler hâline getirmeyi başarmış birkaç düşünürden biridir. Bu yüzden her şeyden önce hayat öyküsüyle ilgili bazı ayrıntılara odaklanmakta yarar vardır.

Herakleitos

Herakleitos

Herakleitos theoria ile yaşayışı, yani düşünceleriyle eylemlerini özdeş hâle getirmeye çalışan ender düşünürlerdendir.

Herakleitos aristokrat bir aileden gelmekteydi. Sinirli bir mizaca sahipti ve ailesinin ilk çocuğuydu. Eski Yunan dünyasında ailenin ilk çocuğu mirasa hak kazandığı hâlde Herakleitos bu mirası geri çevirmiş ve tüm haklarını kardeşine devretmiştir. Bu elbette bugün birçoğumuza yadırgatıcı gelecek bir davranıştır. Fakat Herakleitos’a göre yaşam ya da zaman kimini kral yapar, kimini ise köle. Herkes buna razı olmalıdır.

Herakleitos’un yaşadığı dönemde sırf belli soylardan gelen aristokrat kişiler oldukları için zenginleşen sosyal sınıflarla geniş halk kesimleri arasında büyük bir siyasi mücadele dönmekteydi.

Aristokratlar soylu oldukları için yönetme hakkının kendilerinde olduğunu iddia ediyor, halk kalabalıkları ise toplumun geniş kesimlerine yönetime bir şekilde dahil olma hakkı tanıdığı için demokrasiyi savunuyorlardı. Kölelerinse demokratik düzende bile oy verme hakları yoktu.

Aristokratlar, sahip oldukları geniş toprakları satmaya yanaşmıyor, diğerleri ise bu toprakları almak için kavga ediyorlardı. Çünkü toprak sahipliği beraberinde doğal olarak birtakım siyasal haklar getiriyordu.

Herakleitos bu grupların her ikisinden de hoşlanmıyordu. Demokratları çok gürültülü buluyor, aristokratları ise fazla seviyesiz oldukları için eleştiriyordu. Bu tutumunun kuşkusuz evren düzenine yönelik görüşlerinde belli bir etkisi olmuştur ve bu etkiyi ortaya koymak azımsanacak bir şey değildir.

Öte yandan Herakleitos, doğrudan doğruya öğretici bir tarzda yazmayı da reddetmiştir. Bu yüzden onun metinleri pasif bir öğrenme süreciyle değil, aktif bir katılımla takip edilebilirler. Bu yüzden okur, Herakleitos’tan günümüze kalan parça yazıları (fragmanlar) yorumlamaya çalışırken muammalar çözen, herhangi bir anlama ulaşabilmek için kafasını her dem çalıştırmak zorunda kalan bir giz çözücü gibi hareket etmek zorundadır.

Herakleitos

Herakleitos

Şark kültürlerine özgü bu kapalı ve gizemli üslubundan dolayı onu peygamber olarak niteleyenler bile çıkmıştır. Fakat buradaki peygamber ifadesini Farsçadan dilimize geçmiş olan bildik anlamıyla ele almamak gerekir.

Yunan dünyasında elbette peygamber gibi bir sözcük yoktu fakat peygamberlerin yerini tutacak büyüklükteki din adamlarının maniaya sahip insanlar oldukları düşünülmekteydi.

Mania tanrısal bir vecd hâlinde kendinden geçmek anlamında kullanılmaktaydı ve mania hâlinin bir tür büyülenme olduğu düşünülmekteydi. Tamamen Eski Yunan kültürüne dayanan bu olgu öylesine önemsenmekteydi ki Eski Yunan’da maniası olmayan bir insanın yüksek hakikatlere varma yetisinden mahrum olduğu düşünülmekte ve bu tür insanlar genelde bilgi ile ilgili konularda hor görülmekteydi.

Bugün bazı felsefe tarihçileri Herakleitos’un sara hastası olduğunu iddia etmekte ve saralı insanlarda da bu tip kendinden geçme durumlarının görülebildiği gerçeğinden yola çıkarak Herakleitos’un eserlerine damgasını vuran mania özelliklerini biyolojik esaslı bir hastalıkla açıklamaya çalışmaktadırlar.

Eski Yunan geleneğinden gelen mania, Tanrısal bir vecd ile kendinden geçme hâlini ifade eder ve daima bir tür büyülenme olarak görülürdü.

Bunun yanı sıra Herakleitos’un bazen “ağlayan filozof” olarak da anıldığı görülür. Çünkü kendisi koparılıp atıldığı, uzaklaştırıldığı bir ülkeye, varlık ülkesine gitmeye, daha doğrusu dönmeye çalışan bir insanın hüznü ile düşünmüş ve yazmıştır. Bu yüzden eserlerine tam bir melankolinin hâkim olduğu söylenir.

Yaşama karşı genel tutumunu anlamaya çalıştığımızda, onun, insanların kurtuluşunun, içinde bulundukları koşullara tevekkül etmelerinden geçtiği düşüncesine dayanan bir yaşayış biçimini savunduğunu görmekteyiz.

Bu yaşayış biçiminin detaylarına dikkat kesildiğimizde bedensel hazlardan uzak durulmasını öneren bir insan çıkmaktadır karşımıza. Belki de bu özelliğinden dolayı kendisine budala denmiştir.

Savunduğu bu genel yaşayış ilkesine uygun yaşadığı ve agoradaki zenginleri, bedensel şeylere olan aşırı düşkünlükleri nedeniyle sık sık aşağıladığı bilinmektedir.

Tüm bu görüşleri ve yaşayış özellikleriyle döneminde birçok kişi tarafından deli olarak nitelenmiştir. Tarihsel kaynakların aktardığı bir rivayete göre o dönemde yaşayan bir deliye Herakleitos adı takılmış ve Herakleitos’un cismani varlığı bazen bu deli insanınkiyle karıştırılmıştır.

Herakleitos

Herakleitos

Herakleitos’un Yaşamının ve Felsefesinin Genel Hatları

Herakleitos’un felsefi görüşleri büyük ölçüde doğadaki değişim olgusunun özünü ortaya koymayı amaçlar. Onun ünlü logos öğretisi temelde bu amaçla ilişkilidir. Fakat o, bu logos öğretisini aynı zamanda ideal bir insan yaşamı için de teorik temel hâline getirmeye çalışmış, böylece teori ile yaşam pratiğini özdeşleştirmeyi amaçlamıştır.

Aristokrat olduğu hâlde ailesinden kalan serveti reddetmiş, gerçek soyluluğun aile ya da servet esasına dayanmadığını, düşünsel bir soyluluk olduğunu düşünmüştür.

Doğrudan öğretici bir tarzda yazmamış, aktif bir bilgisel katlımı yeğlemiştir. Fragmanları bulmacavari bir tarzda yazılmış, sözlerine damgasını vuran mania özelliklerinin sara hastalığından kaynaklandığı söylenegelmiştir.

Bazen ağlayan filozof olarak da anılır çünkü koparılıp atıldığı bir uzak ülkeye, varlık ülkesine gitmeye özlem duyan birinin melankolisiyle yazmıştır.

İnsanların kurtuluşunun içlerinde bulundukları duruma tevekkül etmelerinden geçtiğini savunmuş, hazlardan uzak duran yaşayışı nedeniyle deli olarak da nitelenmiştir.

Herakleitos’un Bilgi Anlayışının Genel Özellikleri

Herakleitos, insanları, bilgisel durumları bakımından ikiye ayırır; anlamayı bilenler ve anlamayı bilmeyenler. Anlamayı bilenler araştırıcı kişilerdir. Diğerleri ise sağır gibidirler. İşitseler bile anlamazlar.

Ona göre insanların büyük çoğunluğu evrendeki ilahi yasayı görememektedir. Bunun temel sebeplerinden biri de bedensel hazları fazla önemsemeleridir. Bu tür insanlar üç gruba ayrılır. Birinci gruptakiler her lafa ağzı açık bakan budalalar; ikinci gruptakiler tanımadıklarına havlayan köpekler, yani her yeniliğe itiraz edenler; üçüncü gruptakiler ise Yunan dünyasının başlıca şairleri ve filozoflarıdır.

Herakleitos

Herakleitos

Herakleitos’a göre gelenek ve duyular insanın bilgi edinmesinde birer kaynaktırlar ama insan her ikisini de ciddi şekilde eleştirmelidir. Pasif biçimde bilgi biriktirip çok bilir olmak bir işe yaramaz. İnsan gelenekten ve duyulardan edindiği bilgileri aktif biçimde sorgulayıp anlamlandırarak bilgeliğe erişebilir.

Bilgeliğin temel amacı da evrende hüküm süren logos yasasını anlamak ve ona göre yaşamaktır. Bu yasa duyusal ya da geleneksel bilgi kaynaklarıyla edinilebilecek bir bilgi değildir. Ancak insanın kendi aklını aktif biçimde bilgi sürecine katmasıyla elde edilebilir. Bu yüzden de insan bu arayışta aynı zamanda kendi ruhuna da yönelmelidir.

Böylece bilgi, başlıca üç kaynaktan edinilir; otoriteler, duyular ve insanın kendi aklı ve anlama süreçleri. Bunlardan ilk ikisi ancak üçüncüsü tarafından dikkatle eleştirilip anlamlandırılırsa bir değer ifade eder. Böylece insan bilgeliği, yani evren yasasına ilişkin hakikat bilgisini kendi aktif bilgilenme süreçleriyle kurar.

Herakleitos’un Evren Anlayışının İnsan Ruhu ya da Ben’iyle İlişkisi

Herakleitos’a göre “ben” yani psykhe ile “varlık” iç içe geçmiştir.

İnsan beninin ya da ruhunun iki yönü vardır; aisthesis ve noesis. Bunlardan ilki duyu organları yoluyla evrenle fiziksel temas kurulmasını, öteki ise bu temastan sağlanan duyu verilerinin işlenmesini ve böylece evrendeki logos yasasının bilgisine erişilmesini sağlar.

Ben, küçük logos, evren büyük logostur ve bunlar aynı dilde yazılmış iki kitap gibi oldukları için insan evren düzenini bilebilir ve onunla uyumlu yaşayabilir.

Herakleitos’a göre kozmosta bir yasa vardır. İnsanın amacı evrendeki her şeyin bir olduğunu anlamaktır ve işte logos bu birliği ifade eder.

Herakleitos kozmosun ateşten (pyr) yapıldığını söyleyerek logosu ateş ile de özdeşleştirmiştir; “Logos ya da Tanrı = Kozmos = Ateş (Pyr).”

Sadece duyuları ile evrene yönelenler, evrenin ancak görünüşünü bilirler. Oysa amaç kozmosu ve kozmostaki ilahi yasayı, yani logos veya ateşi anlamaktır. Bu yasa doğa ve akıl yasasıdır. Herakleitos, bu anlamda doğa yasası ile akıl yasasını birbirinden ayırmamıştır. Demek ki logos denen yasa, hem fizik dünyada hem aklımda hem de ilahi alanda hakimdir.

Herakleitos’a göre evrenin belli bir gerçekliği vardır ve insan bu gerçeklikle yaşamayı öğrenmelidir. Çünkü belli gerçekler asla değiştirilemez. Bu değişmez gerçekler evrenin yasası ya da mantığıdırlar. Değiştiremeyeceğiniz gerçekler dünyanın yasası mantığıdır. Yapılması gereken şey bu gerçeklere uygun şekilde yaşamaktır.

Herakleitos’a göre evrendeki tüm değişim zıt unsurların yer değiştirmesinden oluşur. Değişim nesnede bulunan zıt unsurlardan herhangi birinin hakim duruma gelmesi, ötekininse bastırılması esasına dayanır.

Herakleitos tüm bu evren görüşleriyle aslında insanın yaşamasını ahlaksal bir temele oturtmayı amaçlamıştır.

Herakleitos

Herakleitos

Herakleitos’un Ahlak Anlayışının Dayandığı Temel Esaslar

Herakleitos’a göre insanın ahlaki bakımdan durumu iki yönlü bir görünüm sergiler. Bunlardan birincisinde anlayan ruh, ötekinde ise yasaya uygun davranan ruh söz konusudur.

Bunlardan anlayan ruh evrende hüküm süren logos yasasını derinlikli biçimde kavramış, bilge insanın ruhsal durumudur. Fakat bilgelik için bu yeterli değildir. İnsanın aynı zamanda bu derinlikli evren yasasına uygun şekilde eylemesi de gerekir. Nihai planda insan muhakkak anlamayı devreye sokmalıdır.

Evrene Tanrıca bakabilen bir insan için her şey iyidir, her şey güzeldir. Daha doğrusu iyi ve kötü, güzel ve çirkin birdir. Anlayan insan, bu zıtlıkların üzerine çıkıp her şeyi birlik içinde kavrayabilir.

Evrende doğrudan bir zorunluluk hüküm sürmektedir ve insanların da bu zorunluluğa uyması gerekir. Öte yandan insanın kişiliğinin kendi kaderi olduğunu söyleyerek bir anlamda kişinin kendi kaderini kendisinin belirleyeceğini söylemektedir.

İnsanın kaderinde akıllı olmak vardır ve bu kader insan tarafından uygun şekilde taşınmalıdır. İnsan bu yolda daima ölçülü olmalı, kendisine verilen imkânlar üzerinde daima düşünmelidir. Bu imkânları kullanırken elindeki ölçü, adalet, bilgelik, ölçülülük ve yiğitlik gibi erdemler bulunmaktadır.

Evrende bir çatışma vardır ama en büyük savaş içimizdeki savaştır. Herakleitos’a göre son kertede ahlaklı olmak ödevi, insanın evren yasasını anlamasından ve bu yasaya uygun biçimde eylemesinden geçer. Dolayısıyla burada insanın kendisini bilmesi kozmik yasayı bilmesi şartına dayandırılmıştır.

İnsan bu bilgelik erdeminin yanı sıra hem düşünmede hem de davranmada daima adil, ölçülü ve yiğit olmalıdır. Bunlar evrende hüküm süren kozmik yasanın bir yansıması, bir gereği olarak her insanda şiar hâline gelmelidir.

Site yasaları da yine aynı evrensel yasaya göre yine aynı erdemler üzerine inşa edilmelidir.

İlgili konular:

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; Felsefe Tarihi; Prof. Macit Gökberk; Remzi Kitabevi

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...