Felsefe hakkında her şey…

Herakleitos’un oluş felsefesinde zihin kavramı

11.11.2022
Herakleitos’un oluş felsefesinde zihin kavramı

Herakleitos her ne kadar Elea okulunu takip etmişse de görüşleri bakımından Miletli düşünürlerle benzerlik gösterir. Her şeyin akış içinde olduğu” savıyla tanınan Herakleitos, aynı zamanda Miletli düşünürlerin maddeci (tekçi) felsefesini sürdürerek, her şeyin değiştiği evrende değişmeyen bir düzen olduğunu da savunmuş, bu değişmeyen düzenin ve varlığın temelini de ateşte bulmuştur. Ancak Herakleitos Milet’li düşünürler gibi kozmos’un ortaya çıkışı ve doğa olgularıyla ilgilenmemiş, insanın kozmos’taki yeri ve anlamıyla, ahlak konularıyla ilgilenmiştir.

Herakleitos, hiç bir şeyin kendisi gibi kalmadığını, şeylerin sonsuzluk içinde akıp gittiğini ve sürekli birbirleriyle yer değiştirdiklerini öne sürmüştür. Hem doğada, hem de insan yaşantılarında, karşıtlıkların bitip tükenmeyen bir mücadelesi vardır. Zıtların çatışması, kozmostaki oluşun nedenidir. Evrensel ilke karşıtlıktır. Kozmosta hüküm süren bu karşıtlıkların çatışması, kaos anlamında bir karşıtlıklar çatışması değildir, aksine şeylerin özünde ve kendi aralarında gözlenen bu çatışma, evrendeki oluşun ilkesidir. Şeylerin arasında hüküm süren karşıtlık, evrendeki büyük uyumun da ilkesidir. Herakleitos’a göre, gündelik yaşantımızda deneyimlerimizin süreklilik ve durağanlık göstermesi, şeylerin sürekli değiştiğinin farkına varamayışımızın nedeni, değişimin sürekli olarak aynı düzeyde olmasıdır. Dolayısıyla Herakleitos, Antik Yunan’da ilk kez, duyu organlarıyla algıladığımız görünüşler alemi ve esas gerçeklik alemi arasında bir ayrım yapmıştır (Jones, 1970: 16).

Herakleitos, sadece duyularına güvenen ve görünüşe aldanan insanlar için, “uzlaşmaz şeylerin kendi aralarında nasıl uzlaştığını anlamazlar. Karşıt dönüşlerin uyumu; yay ve lirdeki gibi” der (Herakleitos, Fr. 51). Kiriş ve ok tam olarak birbirlerine karşıttır ve ok bakan kişiye hareketsizmiş gibi görünür. Dolayısıyla Herakleitos’a göre doğadaki ve görünüşler alemindeki durağanlık, denk ve zıt güçler arasındaki çatışmanın bir sonucudur. Esas gerçeklik aleminin uyumlu niteliği duyularla değil, sadece “logos” aracılığıyla anlaşılabilir. Herakleitos’un “logos”u duyular üstüdür, her şeye yön veren, her şeyi kuşatan evrensel akıldır. Bu evrensel akıl, evrensel yasanın, insanın kaderinin, doğanın ve tanrı kavramının kendisidir. Her şeyin kuralı ve yasası olarak düşünülen “logos” her şeyde bulunan, her şeye ortak olan bir şey olarak değerlendirilir. Hakikatin bilgisi bu nesnel ve her şeye ortak olan “logos”a dayanmakla elde edilir. Düşünmenin (phrónêsis) herkese ortak olduğunu söyleyen Herakleitos (Herakleitos, Fr. 113), bundan her insanın doğru düşüneceği ve hakikate uygun davranacağı sonucunun çıkarılamayacağını da belirtir: “Logos her şeye ortak olmasına karşın, çoğunluk sanki kendilerine özel düşünceleri varmış gibi yaşarlar” (Herakleitos, Fr. 2)

Herakleitos, doğa filozofları içinde, insana akılcı bir varlık olarak akışın içinde anlam yükleyen ilk düşünürdür. İnsanı evrensel ilke (logos) ile akılcı bir ilişki içinde düşünen, insan aklını araştırma nesnesi yapan düşünür de O’dur. Bu nedenle insanı, evrene organik olarak katmaya çalışır. İnsan ve logos hakkındaki düşüncelerini temellendirirken etikle ilgili görüşlerini de bu merkeze oturtmuştur. O, ahlaklı olmayı ya da olmamayı, insanın kendi mikrokozmosunda var olan karşıtlıkların sürekli çatışması içinde, kendi “ben”ini işlemesi ve karşıtların mücadelesi içinde tutumunu belirlemesi (seçimi) olarak görmüştür. Fizik, metafizik ve etikle ilgili felsefi düşüncelerinin hepsi, temel bir kaynaktan doğar; bu da, logos öğretisidir:”her şey bu logos’a göre olur (Herakleitos, Fr. 1).

Herakleitos evren üzerine olduğu kadar ruh üzerine de düşünmüştür. Herakleitos’a göre ilkesi, doğa ve kendi bedeni olan canlıların ruhları ilkeleri nedeniyle, evrensel ruhun parçasıdır, ondan pay almışlardır. Akıl bağlamında insan, ilkesini iki şeyden alır; dış dünyadan ve kendi doğasından. Ama bireysel akıl evrensel akıldan ayrı düşünülemez ve ondan bağımsız değildir. Çünkü; ölümsüz olan ruh, bedenden ayrıldıktan sonra evrensel ruh’a (logos) geri döner. Oluş, ruhun buharlaşarak bedenden ayrılış durumudur. Herakleitos’da, ruh ve akıl, anlamsal bağlamda özdeştir. Ölümle bedenden ayrılan, hem ruhtur, hem de akıldır. Buharlaşarak bedenden ayrılan ruh (akıl), yeniden bir başka bedende var olarak diyalektik anlamda niteliksel bir değişim geçirir. Herakleitos’un ırmak argümanının anlamı budur: “Aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar; ruhlar nemli olandan buharlaşır” (Herakleitos, Fr. 12).

Onun için en önemli olan ateş ve su ya da ıslak ve kuru arasındaki çatışmadır. Kendi kendine hakim olmanın yolu ruhu kuru tutmaktan geçer. Çünkü; ateş daha üstündür. Ama ruh ıslağı sever. Pythagorascılar gibi Herakleitos ruhların etrafımızda olduğunu düşünmekteydi ama, bireysel varlıkları olduğunu kabul etmemiştir. Herakleitos maddeci bir düşünür olarak, ruhun tek bir madde türü, yani ateş olduğunu düşünmüştür. İnsanın ruhu tanrısal ateşin bir parçasıdır. Bu ateş ne kadar safsa ruh da o kadar mükemmeldir. “Parlak ve kuru olan ruh, en iyi ve en bilgedir” (Herakleitos, Fr. 118). Herakleitos’a göre nemli ve ıslak olmak, ruh için, bilinçsiz ve kötü durumda olmaktır. Kendine gerekli özeni göstermeyen, bilgece bir yaşam sürdürmeyen birinin ruhu nemlenir ve ıslanır. Bedensel hazlar ve tutkuların bedelini ruh nemlenerek öder. “Ruhları nemlendiren haz ya da ölümdür. Bedenimiz onların ölümünü yaşar, onlar bedenimizin ölümünü yaşarlar” (Herakleitos, Fr. 77

Herakleitos; ruhun özünün, varlığın derinliklerinde olduğunu ve ruhun, insanın bedensel varlığıyla ile sınırlı bir şey olmadığını düşünür. Kendi deyimiyle “bütün yollarını yürüsen bile ruhun sınırlarına ulaşamazsın (Herakleitos, Fr. 45)”. Öyleyse Herakleitos’da evrensel logos, ruhun logos’udur. Herakleitos’un felsefesinde mikrokozmos ile makrokozmos arasındaki ilişkinin temeli burada bulunur. Evrensel “logos”la aynı malzemeden (sıcak ve kuru, hava ve ateş) oluşan ruh, makrokozmosun küçük bir modelidir ve logos olarak bütün evreni kuşatır. İnsan, ruhun, dolayısıyla logos’un, ancak kendinde olan kadarını bilmek olanağına sahiptir. İnsanın yetileri, evrensel ruh’un (logos) bilgisini edinmeye yeterli değildir. İnsandan ancak kendisinin bilgisine varması umulabilir. Kendinin bilgisi de kendi logos’unun bilgisiyle sınırlıdır. İnsan “kendini araştırmalıdır.” Çünkü; kendini araştıran insan, kendi ruhunu (logos) tanır. Ruh, kendi kendini çoğaltan logos’dan başka bir şey değildir (Herakleitos, Fr. 115; Capelle, 1994: 130).

Kaynak: ZİHİN FELSEFESİ, s. 26-31, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2337 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1334

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...