Metaetik (Meta-etik) Nedir?

Felsefe Genel
Felsefe Genel

Metaetik, 20. yüzyılda öne çıkan “yeni felsefe” arayışları, “yeni bir felsefe” kurma çabaları içinde kendini göstermiştir.

Felsefe tarihinde 20. yüzyıl felsefenin, kendini, temellerini, çeşitli felsefe anlayışlarını her yönden ele alıp sorguladığı bir yüzyıl olmuştur. Şüphesiz dönemin koşullarından gelen gereksinimlerden kaynaklanan bu yönelimde felsefe kendini yeniden konumlandırma, yeniden kurma çabasına girmiştir.

Felsefeyi yeniden kurma çabası, genel olarak yeni bir anlayışı getirmiştir. İşte etikte “meta” yaklaşım, bu felsefe anlayışının ürünüdür. Çünkü yeni felsefe anlayışı geliştirme çabaların en fazla etkilediği alan felsefenin ilk ve temel bir dalı olan etik olmuştur.

Felsefenin neyi ya da neleri bilme konusu yapabileceğiyle ilgili bu arayışta, etiğin bir bilgi alanı olma durumu sorgulama konusu yapılmıştır. Bu sorgulamada bir öbek felsefeci, etiğin bir bilgi alanı olmadığını, olamayacağını; dolayısıyla felsefe dışında tutulması gerektiğini savunmuşlardır. Bunu savunan düşünürler arasında öne çıkan isimler, Reichenbach, Ayer ve Carnap’tır. Bu düşünürler, benimsedikleri “yeni felsefe” anlayışı içinde, etik önermelerin bilgi önermeleri olmadıklarını, bunların yalnızca “duygu ifadeleri” veya “buyruk yargıları” olduklarını göstermeye çalışmışlardır (Tepe, 1992: 3). Bu durumda etikten, doğrulanabilen veya yanlışlanabilen bilgi önermeleri ortaya koymasını beklemek boşunadır.

Başka bir öbek felsefeci de etiği “metafizik” yönlerinden arındırıp, “meta” bir alan olarak kurmak istemiştir. Burada etik, felsefenin bir alanı olarak düşünülmüş, ama “metafizik” olma sakıncasına karşı önlem alınmak istenmiş, bu amaçla da etiği “meta”/ “üst” bir düşünsel etkinlik olarak konumlandırma arayışına gidilmiştir.

Bu düşünürlere yakın düşen bir başka öbekte yer alanlar ise “metaetik çözümlemelere ve onun sonunda ortaya konan bilgilere dayanan, ama bu çözümlemeleri yalnızca başlangıç noktası kabul eden bir etik kurmak” istemişlerdir (Tepe, 1992: 2). Bunlardan ikinci ve üçüncü öbekteki düşünürler birbirlerine daha yakın bir metaetik yaklaşımı, metaetik anlayışı içindedirler. Bunlar için etik sorunlar bir yönüyle “anlam” ve “temellendirme” sorunları olmakla birlikte, etiğin bir bilgi alanı olması ve etik yargıların da bilgisel olması söz konusu olabilmektedir. Bu noktada etik yargılarını temellendirmenin olanaklı olduğu kabul edilmekte ve etiğe bilgi alanı olma şansı verilmektedir. R. M. Hare, S. E. Toulmin, K. Baier, W. Frankena bu öbekte yer alan örneklerdir (Tepe, 1992: 3).

Metaetik, etik tarihinde ele alınagelmiş sorulara doğrudan doğruya yönelmez. Çünkü bu yaklaşımın dayandığı felsefe anlayışı, felsefeyi bir “konu dili”, deneysel olanla ilgili bir etkinlik olarak değil, bir “üst dil”, bir meta etkinlik, meta düşünme işi olarak görmektedir. Bu durumda etik, iyi, doğru, erdemli, mutlu yaşam gibi yaşama dünyasıyla ilgili soruları araştıran bir alan olamaz. Eylemler bakımından doğrunun veya yanlışın, iyinin veya kötünün ne olduğu gibi sorularla uğraşmak metafizik veya anlamsız önermeler ortaya koymaya götürün

Bu tür kavramlarla ilgili olarak felsefenin yapabileceği şey, yalnızca bunların anlamlarının ne olduğunu, kullanıldıkları çeşitli bağlamlarda neyi ifade ettiklerini belirlemek olabilir. Dolayısıyla felsefede etiğe, böyle bir bilgi alanı olarak yer vermek doğru değildir. Bunun yerine etik ve ahlakla ilgili kavramların, kuralların, dile getirilmiş düşüncelerin, gereklilik bildiren ifadelerin dilce anlamalarını ve temellerini araştırmak, temellendirilebilirlikleri üzerinde durmak doğru olur. İşte bu felsefe anlayışıyla metaetik yaklaşımda etik ve ahlakla ilgili soruların yalnızca mantıksal, bilgikuramsal veya anlambilimsel sorunlar yönünden ele alınması ve bu yönden yanıtlanması söz konusudur.

Söz gelişi, ahlaksal olarak doğru veya iyi ifadelerinin işlevi veya etik yargıların ve değer yargılarının nasıl geçerli kullanılabileceği, nasıl temellendirilebileceği; ahlaklılığın ne olduğu veya özgür, sorumlu gibi sözcüklerin ne anlama geldikleri gibi sorulardır bunlar (Tepe, 1992: 20). Bu bakış açısıyla yapılan çalışmalarda, araştırmalarda etik ilkelerin, çeşitli ahlak kurallarının temelleri, kaynağı, geçerlilikleri dil, mantık ve anlam bakımından soru konusu yapılır. Bu sorular, daha çok dil, mantık, anlam ve temellendirme sorularıdır Buna ek olarak meta yaklaşımda, etiğe ait bir nesne (varlık) alanının ya da ahlaksal bir alanın, örneğin değerlerin insandan bağımsız şekilde var olup olamayacağı, insanın iç dünyası bakımından etik durumunun ne olduğu, örneğin eylemlerinde hangi güdülerin, psikolojik etkenlerin belirleyici olabildiği gibi bazı tartışmalı konulara da yer verildiği görülmektedir.

Sonuç olarak metaetik, etik soruları çözümleyici ve eleştirel bir bakışla ele alır. Etik alanında yer alan yargıların, ahlaklılıkla ilgili dilsel ifadelerin dil ve anlam yönünden incelenmesi, bunların bilgi olup olmadıklarının belirlenmesi; bu alanda bilgi ortaya konup konamayacağının tartışılması bu yaklaşımın ana özelliği olarak araştırma çerçevesini belirlemektedir. Etiği yalnızca bir çözümleme etkinliğine indirgememek kaydıyla metaetik yaklaşımının etik tarihinde önemli bir aşama olduğu söylenebilir. Etik tarihinde yapılan tartışmalara, etik ve ahlak sorunları olarak araştırılan konulara üst bir bakış sağlaması ve bu alanda ortaya konan düşüncelerin, görüşlerin, anlayışların dil ve anlam yönünden ele alınarak temellerinin sorgulanması önemlidir. Bu bakımdan metaetik yaklaşımının, 20. yüzyılda etiğin gelişimine etik sorunların yeniden gündeme alınması ve bu sorunların tartışmaya açılması yönünde katkı getirdiği söylenebilir.

Hazırlayan: Ömer Yıldırım
Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2356, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1353, Prof. Dr. Sevgi İYİ, Prof.Dr. Harun TEPE

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*