Uzun Süreli Bellekte Kodlama, Saklama ve Geri Getirme

felsefe Nedir

Kodlama: Duyusal kayıttan geçip kısa süreli belleğe ulaşan bilginin bir kısmı uzun süreli belleğe geçer. Tıpkı kısa süreli bellekte olduğu gibi, bilginin uzun süreli belleğe geçmesi, uzun süreli bellekte o bilgiyi tutacak/saklayacak kodlara dönüştürmek anlamına gelir. Ancak kısa süreli belleğin, gelen bilgiyi olduğu gibi temsil etmesinin tersine, uzun süreli bellekte bilgi olduğu gibi temsil edilmez, genellikle orijinal bilgiye birtakım eklemeler yapılır. Çünkü uzun süreli bellekte baskın kodlama formu anlama dayalıdır. Uzun süreli belleğe kodlanması gereken bilginin çoğu sözel olduğu için de anlama dayalı kodlama yapılması kaçınılmaz görünmektedir. Ulusal marş gibi hepimizin bildiği ya da kendimizin özel olarak sevdiği şiirleri sözcük sözcük ezberlediğimiz, öyle sakladığımız ve geri getirdiğimiz için eklemeler yapmayız elbette, ama zaten bu tür durumlar istisnadır. Uzun süreli bellek için genel geçer olan işlem, sözel materyalin sadece anlamını korumaktır. Anlatılan uzun bir öyküyü kelimesi kelimesine dinleriz, ancak bizim için asıl olan öykü anlatılırken kullanılan kelimeler değil, öykünün olay kurgusu ya da ana fikri olduğu için, öykünün uzun süreli belleğe kodlanması da bu temelde gerçekleşir.

Kodlanacak materyal öykü değil tek cümle bile olsa, hala sözcüklerin nasıl dizildiğine bakmaksızın anlamı kodlarız. Bu yüzden, örneğin, “Ayşe vazoyu kırdı” cümlesini “Vazo Ayşe tarafından kırıldı” biçiminde hatırlayabiliriz. Cümlenin mesajını hatırladığımız sürece gerisinin pek bir önemi yoktur. Uzun süreli belleğe kodlamamız gereken materyal kendi içinde anlamlı, birbiriyle ilişkisi olmayan cümlelerse yapmamız gereken şey ilişkisiz cümleler arasında bir “ilişki” kurmak yani anlam yaratmaktır. Örneğin her bir cümlenin baş harfiyle başlayan sözcüklerden anlamlı bir cümle oluşturup, her defasında ilk önce o cümleyi hatırlayıp sonra tek tek sözcüklere gitmek iyi bir seçenek olabilir. İlişkisiz materyaller arasında anlam yaratmanın etkililiğini gösteren bir deneyde, deneklere sözcük çiftleri listesi ezberletilmiştir. Deneklerden istenen sözcük çiftinden ilki verildiğinde, diğer sözcüğü kendilerinin hatırlamalarıdır. Örneğin atmasa çiftinde, araştırmacı “at” sözcüğünü verdiğinde, denek “masa” sözcüğünü söyleyebilmelidir. Sözcük çiftleri birbiriyle ilişkisiz olduğu için anlama dayalı kodlarna yapma olanağı yoktur. Deneyde, bir grup deneğe, sözcük çiftlerin ezberlerken her iki sözcüğü bir cümle içinde kullanarak ezberlemeleri istenmiştir. Örneğin “at masayı çifteledi” gibi. Bu denekler sözcük çifti listesinin %75’ini hatırlamışlar, sözcükler arasında anlamlı bağ yaratmadan, sadece ezberlemeye çalışan kontrol grubundaki denekler ise listenin sadece %35’ini hatırlamışlardır (Akt. Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995).

Ders çalışırken de sözcüklerin dizilimine değil, anlama odaklanırsanız çok daha iyi hatırladığınızı göreceksiniz. Aslında sadece dersler değil, günlük yaşamda öğrendiklerimizin ve hatırladıklarımızın çoğu ezbere dayalı değildir. Tam tersine ilgimizi çeken, düşünmemizi uyaran durumları ya da uyancıları daha çok hatırlarız. Başka bir deyişle, bir konu üzerinde ne kadar derinlemesine düşünürsek onu hatırlama olasılığımız o kadar artar. Bir konu ya da bir sözcük üzerinde düşünmek, onu mekanik bir biçimde ezberlemekten daha fazlasını içerir; üzerinde düşündüğümüz materyali uzun süreli belleğimizde daha önce varolan başka bir bilgi ile ilişkilendiririz. Özümleme ya da özümleyerek tekrar denilen bu işlemi kısa süreli bellekteki tekrar etmeden ayırmak gereklidir. Özümleme, yeni bilgiyi var olan bilgiyle ilişkilendirmek için bilinçli olarak analiz etmektir. Kısa süreli bellekte bilgiyi tekrar etme, mekanik bir tekrardır; sadece bilgiyi orada daha uzun süre tutmak amacıyla yapılır. Oysa buradaki tekrar mekanik değildir; amacı kısa süreli bellekteki bilgiyi uzun süreli belleğe kodlamaktır. Özümleyerek tekrar etme, ezberlemeye değil anlamaya yönelik bir çabadır (Gray, 1999).

Bir grup deneğe özümleme yapma fırsatı verilen bir deneyde, özümleyerek kodlamanın üstünlüğü gösterilmiştir. Bu deneyde deneklere sözcükler gösterilmiş ve bu sözcüklerin verilen cümlelere uyup uymadığı sorulmuştur. Aynı sözcük için bir grup deneğe kısa cümle verilirken, diğer bir grup deneğe uzun cümle verilmiştir. Örneğin, “saat” sözcüğü için bir gruba ” yere düşürdü” gibi kısa bir cümle, diğer gruba ise ” yere düşürdüğünden camı paramparça oldu” gibi uzun bir cümle verilmiştir. Verilen uzun cümle içinde sözcüğü düşünmek durumunda kalan denekler, kısa cümle verilen deneklere oranla sözcükleri hatırlamada daha başarılı olmuşlardır. Büyük olasılıkla uzun cümlede, söz konusu sözcük daha fazla durumla ilişkilendirip kodlandığından daha kolay hatırlanmaktadır. Örneğin kısa cümlede “saat” sadece “yere düşürme” bağlamında kodlanmıştır. Oysa uzun cümlede aynı “saat”, hem “yere düşme” hem de “camının paramparça olması” bağlamında, iki şekilde kodlanmıştır; bu ise “saat” sözcüğüne ulaşma olasılıklarını arttırmıştır (Akt. Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995).

Uzun süreli bellekte en baskın kodlama yolunun anlam olması, diğer yollarla kodlama yapılmadığı anlamına gelmez. Bu konunun başında söz konusu ettiğimiz ulusal marş ya da şiir örneğini hatırlarsak, bu tür durumlarda marşın ya da şiirin anlamı kadar sözcük sözcük ezberlediğimiz için sözcüklerin kendisini de kodlamış oluruz. Koku ve sesleri de uzun süreli bellekte kodlayabiliriz. Bu bağlamda gülün kokusunu hatırlamamız, tanıdıklarımızın sesini telefonda tanımamız gibi örnekler akla gelebilir (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995). Diğer yandan resimleri, görsel manzaraları vb. uzun süreli belleğimizde görsel olarak kodlamaktayız. Aslında görsel ve sözel belleğimiz günlük deneyimlerimizde her zaman birbirleriyle etkileşim halindedirler ve birbirlerini tamamlamaktadırlar.

Paivio (akt. Gray, 1999) zihinsel temsil ve bellekle ilgili olarak çifte kodlama kuramını geliştirmiştir. Bu kurama göre, birbiriyle etkileşen iki ayrı uzun süreli bellek forrnu mevcut; biri sözel bilgiyi saklamak için özelleşmiş bir dilsel form, diğeri de gördüğümüz nesne ve manzaradaki uzamsal (mekansal) organizasyonu kodlamada özelleşmiş bir görsel formdur. Paivio’ya göre, bir uyarıcıyı aynı anda bu iki bellek sistemiyle kodlamak belleğimizi geliştirmede işe yarayan bir yöntemdir. Örneğin, bir nesneler listesini ezberlerken, her bir nesnenin adını düşünürken görsel bir imgesini de düşünmek, o nesnenin sadece adını düşünmekten ya da sadece görsel imgesini oluşturmaktan daha iyi sonuç verir. Aslında bu yaklaşım, insanların neden somut sözcükleri soyut olanlardan daha kolay hatırladıklarına da açıklık getirmektedir; zira somut sözcükleri görselleştirmek daha kolaydır (Gray, 1999).

Ayrıca, yukarıda ilişkisiz sözcükleri anlamlı bir biçimde kodlama bağlamında verilen “atmasa” örneğini burada başka açıdan tekrar verebiliriz. Birbiriyle ilişkisiz bu sözcükler arasında anlam kurabilmek için, bu kez, bunları cümle içinde kullanmak değil görselleştirme yolu seçilebilir. Böyle bir deneyde, denek grubuna sözcük çiftlerinden görsel bir imge yaratmaları istenmiştir; örneğin, masayı çifteleyen bir at görüntüsü oluşturulabilir. Deney sonuçları, görsel imge yaratan denek grubunun, hiçbir strateji kullanmadan, mekanik ezber yapan kontrol grubundan iki kat fazla sözcük hatırladıklarını göstermiştir (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995).

Son olarak, uzun süreli bellekte bilginin çeşitli formlarda kodlanabildiğini ama anlama dayalı kodlamanın daha baskın olduğunu tekrar vurgulamak gerekir. Craik ve Tulving’in (akt. Gray, 1999) gerçekleştirdiği bir deneyde, deneklere uzun sözcük dizileri gösterilmiştir. Her bir sözcük için, ayrı ayrı, o sözcük hakkında farklı düşünme biçimlerini gerektiren sorular sorulmuştur. Bir soru türü, örneğin “sözcükte büyük harf var mı” gibi sözcüğün yazılı§ biçimine, diğer bir soru türü, örneğin “tren sözcüğüyle kafiyeli mi” gibi sözcüğün söyleniş biçimine odaklanmıştır. Üçüncü türde soru ise “Genç kız masanın üzerine yerleştirdi” örneğindeki gibi anlam olarak cümleye uygunluğuna odaklanmıştı. Deney sonuçları anlam üzerine odaklanan sorularla, diğer soru türlerine göre daha fazla sözcük hatırlanıldığını göstermiştir (Gray, 1999). Bu, anlama dayalı kodlamanın ve özellikle özümleyerek kodlamanın önemini ortaya koymaktadır. Saklama ve geri getirme. Bir bilgi (bilgi bir sözcük, cümle, resim vb. olabilir) bir kez uzun süreli belleğe kodlarunca, ona ihtiyacımız olduğunda kullanımımız için oradadır ya da orada olmayabilir. Neden çok iyi bildiğimiz bir ismi bazen hatırlayamayız? Neden bazen de uzun süredir unuttuğumuzu düşündüğümüz bir ismi hatırlarız? Neden bazı durumlarda, her söylediğimizde aynı olayı farklı hatırlarız ya da gerçekleşmemiş bir olayı sanki olmuş gibi hatırlarız?

Bunlar bilişsel psikologların uzun süreli bellekten geri getirmeyle ilgili cevaplamaya çalıştığı soruların sadece bir kısmıdır (Gray, 1999). Ancak uzun süreli bellek söz konusu olduğunda, geri getirmeyle ilgili her sorunun aynı zamanda saklamayla ilgili de olabileceği unutulmamalıdır. Diğer bir deyişle, uzun süreli bellekte saklama ve geri getirmeyi birlikte ele almak zorunlu görünmektedir. Çünkü uzun süreli bellekte bir sorun olduğunda bilgiyi saklayamadığımızdan mı yoksa geri getiremediğimizden dolayı mı bu sorunu yaşadığımızı anlamak çok kolay değildir. Çoğu kez uzun süreli bellekte asıl problemin bilginin saklanma başarısızlığı değil, bilgiye ulaşma başarısızlığı olduğu düşünülmektedir (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995).

Bilgi işleme modeli gereğince, uzun süreli bellekten bilgi geri getirmeyi kütüphaneden gereksindiğimiz bir kaynağı aramaya ve bulmaya rahatlıkla benzetebiliriz. Eğer kütüphanede andığımız kaynağı bulamadıysak, bu her durumda, o kaynağın kütüphanede olmadığı anlamına gelir mi? Belki de kaynak yanlış rafa kondu ya da belki de biz kaynağı yanlış yerde arıyoruz. Aslında hatırlamak istediğimiz bilginin orada olduğunu ama bir türlü ona ulaşamadığımızı hissettiren deneyimlerimiz tam da bu duruma bir örnektir. Psikologlar buna dilimin ucunda olgusu adını verirler. Bu, kafamızda bir anlam olduğu ama onu ifade edecek sözcüğün sesini geri çağıramadığımız zaman gerçekleşen bir durumdur. Sözcüklerin anlamı ve sesleri , uzun süreli bellekte ayrı ama birbiriyle ilişkili olarak depolanmaktadır. Bu, sözlük sisteminden farklıdır; sözlükte sözcüğün anlamı ve okunuşu birlikte verilir. İşte, sözcüğün anlamı ve sesi birbirinden ayrıldığında, dilimin ucunda deneyimi yaşarız. Bu yüzden de aklımıza gelen sözcükler ses olarak, andığımız sözcüğe çok benzerler, örneğin “Mustafa” ismini ararken “Mahmut” deme olasılığımız vardır ama mesela “Hasan” deme olasılığımız pek yoktur. Psikologlar bu olguyu çok sık kullanmadığımız sözcüklerde yaşadığımız’ söylerler; zira, sözcük kullanılmadığı için anlamı ve sesi arasındaki bağlantının zayıfladığına inanırlar (Uba ve Huang, 1999).

Uzun süreli bellekte bilgiyi saklama süremiz dakikalarla ifade edildiği gibi yıllarla da ifade edilebilir. Yaşlı bir insanın çocukluk anılarını hatırlaması, bilgiyi bir ömür boyu saklayabilen bir bellek sistemimiz olduğunu gösterir bize. Bilgiyi hatırlamak ya da unutmak açısından zaman önemli bir faktördür. Çok genel düzeyde, bir bilgi parçasını uzun süreli bellekten geri getirme yeteneğimiz, o bilgiyi ilk kodlamadan sonra geçen zamanda azalır; ancak ilk kodlama ile geri getirme çabası arasında geçen zamanda söz konusu bilgiyi sıklıkla kullanmamış olmamız şarttır. Gene de bilgiyi uzun süreli bellekten geri getirme yeteneğindeki azalma ilk kodlanmanın derinliğine, geri getirmenin hangi koşullar altında yapıldığına vb. bağh olarak çok büyük değişkenlik gösterir. Ebbinghaus’un anlamsız heceler listeleriyle yaptığı klasik araştırmalarda, unutmanın büyük bir kısmının öğrenmeden sonraki 1 saatlik zamanda gerçekleştiği, sonraki süreçte kaybın gittikçe daha azalarak devam ettiği gösterilmiştir. Birinci günün sonunda yapılan testlerle birinci ayda yapılan testler arasında çok az farklılık elde edilmiştir. Diğer yandan, başka bir araştırmada, liseden mezun olalı 34 yıl geçmiş insanlar, bir tanıma testinde lise arkadaşlarının yüzlerini ve isimlerini yeni mezunlar kadar doğru eşleştirmişlerdir. Ancak, başka bir ipucu olmaksızın, sadece arkadaşlarının resimlerine bakarak isimlerini hatırlama konusunda ciddi bir kayıp yaşadıkları da ortaya çıkmıştır (Gray, 1999).

Zaman içinde unutmaya neden olan nedir? Bilgi uzun süreli bellekten tamamen mi çıkar, kaybolur? Biraz önce kullandığınız benzetmeyi tekrar kullanacak olursak; tıpkı kitabın kaybolması, bir şekilde kütüphane binası dışına çıkarılması gibi. Yoksa bilginin uzun süreli bellek içinde mi kaybolmasından söz etmeliyiz? Yani kitap kütüphanenin içindedir ama yanlış raftadır ya da belki biz yanlış rafta arıyoruzdur. Bellek konusunda ilk kuramsal yaklaşımlar, sorunu daha çok birinci sorudaki gibi ele almaktaydılar. Yani bilginin sistemden çıkıp gittiğini, tamamen kaybolduğunu ileri sürüyorlardı. Ama artık böyle bir yaklaşım kabul görmemektedir; günümüzde bu görüşe alternatif olarak bozucu etki yaklaşımları ve geri getirme ipuçları yaklaşımları mevcuttur. Bozucu etki konusunda ilk zamanlarda yapılan klasik deneylerden birinde, bir grup denek bir anlamsız heceler listesini ezberledikten sonra uyumuş, diğer bir grup denek ise aynı listeyi ezberledikten sonra uyumamış ve normal günlük aktivitelerine devam etmiştir. Daha sonra her iki grubun da listeden ne kadar heceyi hatırladığı sınanmıştır. Listeyi ezberleme ile sınama arasındaki zamanı uykuyla geçirenler diğer gruptan daha fazla anlamsız hece hatırlamışlardır (Gray, 1999).

Bu ve benzeri araştırma sonuçlarından hareketle, psikologlar, unutma için aradan geçen zamanın değil diğer öğrenme ya da zihinsel faaliyetlerin bellek üzerindeki bozucu etkisinin daha önemli olduğunu ileri sürmektedirler. İki türlü bozucu etkiden söz edilebilir: ileriye doğru bozucu etki ve geriye doğru bozucu etki. ileriye doğru bozucu etki, daha önce öğrenilmiş bilginin yeni olan bilgiyi olumsuz bir biçimde etkilemesidir. Geriye doğru bozucu etki ise, diğerinin tam tersidir. Bu kez, yeni öğrenmelerin eski öğrenmeler üzerindeki olumsuz etkisi söz konusudur. Örneğin yeni bir semte taşındığımızda ev telefon numaranız da değişir. Yeni eve yerleştiğiniz ilk zamanlar ev numaranız sorulduğunda hemen eski telefon numaranızı hatırlarsınız ama yeniyi hatırlayamazsınız. Bu ileriye doğru bozucu etki, ileriye doğru ket vurmadır. Diğer yandan, yeni evinizin telefon numarasına alıştıktan sonra, bu kez eski evinize ait telefon numarasını hatırlamak gerektiğinde büyük olasılıkla hatırlamayacaksınız. Bu da geriye doğru bozucu etki, geriye doğru ket vurmadır. İleriye doğru ve geriye doğru bozucu etkinin nedeni tam olarak nedir sorusuna verilecek kesin bir cevap yoktur. Ancak bir görüşe göre, anlamsız heceler listeleriyle çalışılan deneylerde bu tür kademelerin olmasının nedeni, ayrı ayrı öğrenilen birçok hece listesinin daha sonra gittikçe farklılığın’ yitirmesi ve zamanla listelerin birbirine karışmasıdır. Gerçekten de eğer bellek deneylerinde öğrenilecek materyaller birbirine benziyorsa, benzemediği duruma göre birbirine daha çok karışmaktadır. Mesela anlamsız heceler listesi ile diğer bir anlamsız heceler listesi birbirlerinin üzerinde bozucu etki yaratabilir ama bir anlamsız heceler listesi ve bir sözcük listesinde bu bozucu etki görülmez.

Benzer biçimde eğer iki sözcük listesi aynı kategoriden diyelim ki hayvanlar kategorisinden oluşuyorsa burada karşılıklı bozucu etki görülür; ama bir listenin hayvanlar kategorisinden diğer bir listenin diyelim ki ev eşyalarından oluşması durumunda bozucu etki görülmez. Bunun dışında, bozucu etki deneyleri doğal olmayan bellek görevine dayandığı için eleştirilmiştir. Günlük yaşamımızda ne kadar sıklıkla liste ezberliyoruz ki! O halde doğal ortamda da bozucu etki görülüyor mu sorusu önemlidir. Araştırmacılar günlük yaşamda insanların arabaların’ nereye park ettikleri ile ilgili belleklerinin bozucu etkiye mükemmel bir örnek olduğunu düşünürler. Bir kurumda çalışan bir kişi her gün işyerindeki otoparka arabasını park ettiği ve bu işi de defalarca yaptığı için, belirli bir günde nereye koyduğunu büyük olasılıkla yanlış hatırlayacaktır. Nitekim yapılan bir çalışmada o kurumda çalışan insanların arabaların’ o gün nereye park ettikleri konusunda büyük ölçüde yanıldıkları bulunmuştur. Oysa oraya sadece bir kez giden ziyaretçiler, arabaların’ otoparkın neresine park ettiklerini doğru olarak hatırlamışlar, ama aynı yere iki kez giden ziyaretçiler de araba park yerleri konusunda yanılmışlardır (Gray, 1999).

Eğer sorun, bilginin uzun süreli bellekten tamamen kaybolması değil de geri getirme zorluğu ise geri getirme zorluğunun nereden kaynaklandığını bulmak önemlidir. Diğer taraftan bilgiyi uzun süreli bellekten hangi koşullarda kolayca geri getirdiğimizi bulmak da önemlidir. Örneğin, bilginin uzun süreli bellekte iyi bir şekilde örgütlenmiş olması, başarılı geri getirmenin önemli bir koşuludur. Bir sözlükten andığımız bir sözcüğün anlamını kolayca buluruz; çünkü sözlükte sözcükler alfabetik olarak örgütlenmiştir. Bir süpermarkete gittiğimizde hangi ürünü nerede bulacağımız’ biliriz, çünkü ürünlerin bir örgütlenme mantığı vardır. Benzer biçimde A harfi ile başlayan isimleri sayın dendiğinde hemen uzun süreli belleğimiz A ile başlayan isimleri geri getirir, ya da kırmızı meyveleri sayın dendiğinde hemen o meyvelerin adları geri getirilebilir. Bu örneklerde bilgilerin ait olduğu kategoriler geri getirme ipuçları olarak işlev görürler. Burada örneklendiği gibi bilginin örgütlenmesi önemli bir ipucudur. Bundan başka geri getirmede kişinin içinde bulunduğu duygusal ve biyolojik durumla ilgili geri getirme ipuçları ve deneyimin gerçekleştiği fiziksel çevreyle ilgili olan geri getirme ipuçlarından söz edilebilir. Sonuçta, tekrar etmek gerekirse, geri getirme ipuçları yaklaşımı, bilgiyi geri getirebilmeyi uygun ipuçlarının varlığına bağlar. Belleği geliştirme bölümünde görüleceği gibi, geri getirme ipuçları ne kadar iyiyse bellek de o kadar iyi olmaktadır. Ancak her şeye rağmen geri getirme başarısızlığın’, unutmayı tamamen açıklayan bir olgu olarak göremeyeceğimizi belirtmek gerekir. Yani, öğrenilmiş her şeyin hala uzun süreli bellek denilen depoda olduğunu ve sadece doğru ipucunu beklemekte olduğunu iddia etmek pek olanaklı değildir (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995).

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Psikolojiye Giriş” ve 2. Sınıf “Deneysel Psikoloji”, 4. Sınıf “Sosyal Psikoloji” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Psikoloji Ders Kitapları ve MEB Liseler İçin Psikoloji Dersi Ders Kitapları

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*