Frankfurt Okulu Nedir, Frankfurt Okulu Filozofları

felsefe Nedir

Frankfurt Okulu, Almanya’da 1923 yılında kurulan ve sosyoloji, siyaset bilim, psikanaliz, tarih, estetik, felsefe, müzikoloji gibi farklı disiplinlerden insanları bir araya getiren Toplumsal Araştırma Enstitüsü’nün bir düşünce akımı olarak ifade edilmesidir.

Okulun genel yaklaşım biçimi eleştirel teori olarak adlandırılmaktadır.

Frankfurt Okulu, Almanya’da birkaç düşünür tarafından kurulmuş ve ismini Frankfurt Üniversitesinde kurulan “Toplumsal Araştırma Merkezi”nden almıştır. Okulun içindeki isimlerin hepsi Yahudi orta sınıfına ait varlıklı ailelerin çocuklarıdır. Adorno ve Horkheimer araştırma merkezini yeniden kurmak istemişlerdir; fakat bu okulda eskisi kadar aktif olamamışlardır.

Üç Şubat 1923’te Almanya’da Frankfurt Üniversitesine bağlı olarak kurulan Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü 1960’larda kısaca “Frankfurt Okulu” olarak anılmaya başlanmıştır. Bu okulun üyeleri İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde faşizm, otorite/lik, bürokrasi, sanat ve popüler kültür gibi konularda önemli çalışmalar yapmışlardır. Bu okulun önde gelen üç ismi Theodor W. Adorno, Max Horkheimer ve Herbert Marcuse’dür.

Farklı ilgi ve çalışma alanları olsa da Frankfurt Okulu temsilcilerini birbirlerine bağlayan nokta, insan özgürlüğüyle ve özgürlüğün modern dünyada farklı tahakküm ve toplumsal baskı biçimleriyle nasıl sınırlandırıldığıyla ilgilenmeleridir. Frankfurt Okulu kuramcıları, modern toplumun rahatsızlıklarını belirleyerek, adil ve demokratik bir toplum yaratmak için gerekli toplumsal değişmelerin doğasını anlamayı amaçlamışlardır (Layder, 2006,s.250). Enstitünün çeşitli üyelerini kapsayan bir terim olarak “Frankfurt Okulu” tabiri ilk kez enstitü üyelerinin bir bölümü Frankfurt’a döndükten sonra 1960’larda kullanılmış ve akabinde Adorno tarafından da gururla sahiplenilmiştir (Jay, 1989).

Düşünce tarihinde “Okul” terimi birbiriyle ilişkili iki ayrı anlam içerir. Bunlardan ilki, içinde eğitim ve öğretimin gerçekleştiği kuruma karşılık gelir. İkincisi ise belirli bir iç bütünlüğü olan bir akımı veya geleneği belirtir. “Frankfurt Okulu” dendiğinde aslında bu iki anlamın birlikteliğinden söz edilebilir. Çünkü Frankfurt Okulu hem çağın en önemli düşünce akımlarından biri hem de -eğitim ve öğretim ağırlıklı olmasa da- araştırma ağırlıklı bir kurumsal yapıya sahip olmuştur (Dellaloğlu, 2003, s.15). Ancak Frankfurt Okulu üyelerinin çalışmaları her zaman birbirine bağlı ya da tamamlayıcı değildir. Bu okuldan meşru bir şekilde söz edilebilmesi yalnızca Adorno, Horkheimer, Marcuse ve Fromm’un çalışmalarına referansla mümkündür. Kaldı ki, bu isimler arasında da oldukça temel görüş farklılıkları vardır (Held, 1991, s.247).

Enstitünün kurucusu olarak kabul edilen kişi o zaman bir doktora öğrencisi olan Felix Weil’dir. Weil ve diğer arkadaşları arasında bir profesör bulunmaması nedeniyle Carl Grünberg (1861-1940) Frankfurt’a davet edilmiş ve Enstitünün kurucu müdürü olmuştur. Friedrich Pollock, Leo Löventhal, Thedor W. Adorno, Max Horkheimer, Herbert Marcuse, Franz Neumann, Eric Fromm ve Jurgen Habermas Enstitünün önemli üyeleri arasındadır. Ancak daha dar anlamıyla Frankfurt Okulu denildiğinde, “Frankfurt Okulu kuramcılarına göre” şeklinde genelleme yapıldığında büyük ölçüde Adorno, Horkheimer ve Marcuse akla gelmelidir.

Yine de Frankfurt Okulunun bir bütün oluşturmadığını belirtmek gerekir. Bu ad altında bir biçimde toplanabilecek düşünce geleneği iki kola ayrılmıştır. Birincisi, 1923’de Frankfurt’ta kurulan, 1933’te sürgün edilen, bundan kısa bir süre sonra Amerika’ya yerleşen ve 1950’li yılların başlarında Frankfurt’ta yeniden kurulan “Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü” etrafında toplanan Horkheimer, Adorno, Marcuse, Löwenthal, Benjamin, Neumann ve Fromm gibi isimleri içerir. İkinci kolu ise Jurgen Habermas’ın felsefe ve sosyoloji alanlarındaki, eleştirel kuram kavramını yeniden şekillendiren yakın dönem çalışmaları oluşturur (Held, 1991, s.247).

Frankfurt Okulu, Batı Marksizm’i olarak bilinen ve (klasik) Marksizm’e eleştirel bir şekilde farklı bir yorum getirmeye çalışan akımlarından birisini oluşturur. Marksizm’in Ortodoks yorumuna önemli bir meydan okuma gerçekleştirirken, Marksizmin içinde doğup geliştiği modernizmle bağlantılarını da ayrıca sorgulamışlardır. Böylelikle Frankfurt Okulu kuramcıları hem toplumsal gelişme için alternatif bir yol imkânı oluşturmaya çalışmış hem de Ortodoks Marksizm’in dışarıda bıraktığı kültür, bürokrasi, otoriterlik gibi konular üzerinde durmuşlardır. Kapitalizmi eleştirdikleri gibi Sovyet Sosyalizmini de faşizmi eleştirdikleri gibi Stalinizm’i de eleştirmişlerdir.

Frankfurt Okulu kuramcıları kendilerini Marksist olarak değerlendirmişlerdir. Şüphesiz kuramcılar Marksizm’i katı ve sorgulanmaz bir dizi öğreti olarak değil, aksine esnek ve eleştirel bir şekilde ele aldıkları için, örneğin işçi sınıfının kapitalist toplumla bütünleştiğini ve artık devrimci bir güç olmadığını ileri sürdüler. Onlara göre, Marx’ın döneminden beri kapitalizm öylesine değişmiştir ki, Marx’ın bazı görüşlerinin terk edilmesi ya da kökten değiştirilmesi gereklidir (Giddens, 1991, s.130). Farklı bir ifadeyle, kuramcılar Marx’ın ekonomi-politiğe yaptığı katkının önemini teslim ederken, bunun günümüz toplumlarını anlamada yetersiz kaldığını düşünmektedirler. Devletin giderek daha çok alana yayılması, “altyapı” ve “üstyapı”nın artan kenetlenmesi, “kültür endüstrisi” adını verdikleri olgunun yayılması, otoriterliğin gelişmesi, bütün bunlar ekonomi-politiğin bu alanlarla ilişkilendirilmesi gerektiğine işaret ediyordu. İşte böylece siyaset sosyolojisi, kültürel eleştiri, psikanaliz ve diğer disiplinler Frankfurt Okulunun yaklaşımında bir araya gelmiştir (Held, 1991, s.248). Okulun önde gelen isimleri Marks’la birlikte Freud, Kant, Hegel, Weber ve aynı zamanda Klasik Sosyoloji Tarihi kitabının sekizinci ünitesinde ele alınan Hegelyan Marksistler olarak nitelenen Lukacs ve Gramsci’nin çalışmaları üzerinde de yoğunlaşarak bu isimlerin bazı yönlerini bir senteze ulaştırmaya çalışmışlardır.

Frankfurt Okulu’nun eleştirel kuramının temelinde iki fikir yatar:

  1. Mutlak, soyut, evrensel ve genel-geçer bilgiden bahsedilemez. İnsanların fikirleri, içinde bulundukları toplum tarafından belirlenir. Bu da bilginin sosyal temelli olduğu manasındadır.
  2. Aydınlar, objektif olmak yerine yaşadıkları topluma eleştirel bir gözle bakmalıdırlar. Bu düşüncenin amacı da toplumsal değişimin dinamolarının aydınlar olması görüşünden kaynaklanarak gelişir.

Konu Başlıkları

Frankfurt Okulu’na Bağlı Düşünürler ve Onların Felsefeleri

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

 

 

 

 

 

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*