Felsefe.Gen.TR

Moore’un dış dünya kanıtı: Dış dünya kuşkuculuğuna cevap

Moore’un dış dünya kanıtı: Dış dünya kuşkuculuğuna cevap

Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Chris Ranalli’nin* “Moore’s Proof of an External World: Responding to External World Skepticism” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

Dış dünya kuşkuculuğu, dış dünya hakkında hiçbir şey bilemeyeceğimiz görüşüdür.

Bu görüşe göre örneğin ellerimiz olduğunu, etrafımızda bizden başka insanların da var bulunduğunu asla bilemeyiz; ya da genel olarak, zihnimizin dışındaki herhangi bir şeyin var olduğunu bilmemiz mümkün değildir.

Bu tür şüpheciler genellikle, her şeyin zihnimizin bir yansıması olduğu gibi şüpheci hipotezleri çürütemeyeceğimizi ve bunu yapamadığımız için de ellerimizin veya başka pek çok şeyin var olduğunu bilemeyeceğimizi ileri sürerler.

Şüpheci hipotezler, inançlarınızın sistematik olarak yanlış olabileceğini; ancak yine de doğru görüneceklerini varsayan senaryolardır.

İngiliz filozof George Edward Moore’un, “Moore’un Kanıtı” olarak bilinen yaklaşımla dış dünya şüpheciliğini çürüttüğünü iddia edilir. Şöyle ki Moore’un bir ders sırasında ellerini öğrencilerine doğru ileriye uzatıp sırasıyla “İşte bir el” ve “… işte bir başkası daha…” diyerek ellerinin varlığını ve bu temelde bir dış dünyanın gerçekliğini ispat ettiği söylenir.

Filozoflar “Moore’un Kanıtı”nın şüpheciliği çürüttüğünü düşünmeme eğilimindelerken bu ispatın doğruluğunu açıklamak oldukça zor olacaktır.

Örneğin Annalisa Coliva bu kanıtı “Açıkçası bu can sıkıcı bir başarısızlık.” olarak açıklamaktadır (Coliva 2008: 235). Adam Carter, “Moore’un Kanıtı” üzerine yaptığı son çalışmalarla ilgili araştırmasında, bu kanıtın “entelektüel olarak tatmin edici olmadığını” söylemiştir (Carter 2012: 115).

Bu makale, “Moore’un Kanıtı”na dair getirilen en önemli açıklama girişimlerden bazılarını ele almaktadır.

İLETİM BOZUKLUĞU

“Moore’un Kanıtı”nı değerlendirmeye başlamak için, potansiyel olarak ona benzeyen bir “kanıt” düşünelim:

Sally ve Susie’nin bir sanat galerisinde kırmızı görünen bir duvara baktıklarını hayal edin.

Sally, Susie’ye “Duvar ne renk?” diye sorduğunda Susie, “Şey, duvar kırmızı görünüyor.” diye yanıt verir. Buna karşı Sally, “Ama duvar beyaz olamaz mı? Belki de sadece duvarın üzerinde parlayan gizli kırmızı ışıklar vardır.” der.

Susie bu fikri şöyle yanıtlar: “Duvar kırmızı görünüyor ve bu yüzden kırmızıdır. Dolayısıyla bu duvar, üzerinde parlayan gizli kırmızı ışıklar bulunan beyaz bir duvar değildir.”

Kapılar

Şu hâlde, Susie, duvarın üzerinde parlayan gizli kırmızı ışıklar olmadığını kanıtlamış oldu mu dersiniz?

Sezgisel olarak, hayır, kanıtlamamıştır. Peki ama neden kanıtlamamış olsun ki?

Bazı filozoflar Susie’nin yanıtı gibi yanıtların başarısız olmasının, “iletim bozukluğu” olarak bilinen durumdan kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir.

Bu, birinin sahip olduğu A inancının, B inancını gerektirdiği durumlarda ortaya çıkar (B, A’nın mantıksal bir sonucudur). Ama A’nın doğrulanması B’nin doğrulanması demek değildir. Çünkü A’nın doğrulanması için B’nin önceden doğrulanmış olması gerekir.

Bu görüşe göre, Susie’nin duvarın üzerinde gizli kırmızı ışıklar olmadığını kanıtlamamasının nedeni, duvarın kırmızı olduğunu söylemek için algılarını yeterli kabul etmesidir. Böylece Susie, duvarın üzerinde kırmızı ışıklar bulunmadığını baştan kabul etmiş olur.

Bazı filozoflar Moore’un “kanıtının” aynı zamanda bir iletim bozukluğu vakası olduğunu düşünüyor.

Moore, ellerinin var olduğuna inanıyor ve bu inanç, bir dış dünyanın da bulunması gerektiği fikrini doğuruyor. Ancak, sezgisel olarak onun algıları sadece bir dış dünyanın bulunduğu fikrini doğrulayabilmek için ellerinin var olduğu “inancını” destekleyebilir. Çünkü eller de bizim dışımızdaki dünyanın bir parçası değil midir?

LİBERALİZM ve MUHAFAZAKÂRLIK

Bir kısım filozof “Moore’un Kanıtı”nın bir iletim bozukluğu durumu olmadığını savunuyor.

Kuşkuculuk

Bu filozofların görüşüne göre, Moore’un vardığı sonuca ulaşmak için onun dayanak noktası olarak kullandığı kanıtlara ihtiyacımız yoktur. Bunun yerine, elimizdeki “algımızın ellerimiz olduğu önermesini desteklemesi” için sonuca karşı kanıttan yoksun olmamız yeterlidir.

Buna algısal gerekçelendirme hakkında liberalizm denir.

Liberalizm: Algınızın dış dünya hakkındaki inançlarınıza bir kanıt sağlayabilmesi için kuşkucu hipotezlerin ispatlarından yoksun olmalısınız.

Buna karşılık, iletim bozukluğu taraftarlarına göre önemli olan şu olmalıdır:

Muhafazakârlık: Algınızın dış dünya hakkındaki inançlarınıza bir kanıt sağlayabilmesi için kuşkucu hipotezlerin ispatlarını çürütecek kanıtlara sahip olmalısınız.

Sorun şu ki muhafazakârlık şüpheciliği ima ediyor gibi görünüyor. Şüpheci hipotezlere karşı eğer algılarımıza güvenerek değilse başka türlü nasıl kanıt elde edebiliriz ki?

DOGMATİZM

Liberalizmi geliştirip ilerletmenin bir yolu da dogmatizm’dir.

Dogmatizme göre, bir şeyin doğru olduğuna dair algınız (“P” olarak adlandıralım) size P gibi görünüyorsa o zaman P’den şüphe etmek için yeterli kanıtınız olmadığı sürece, P’ye inanmakta haklısınızdır.

Örneğin algılarınız şu anda sizin bir makale okuduğunuzu düşünmenizi sağlıyor. Şimdi, şu anda bir makale okumadığınızı doğrulayacak kanıtlara sahip olup olmadığınızı düşünün. (Düşündünüz mü?). Böyle bir kanıta sahip olmamanız koşuluyla dogmatizm, şu anda bir makale okuduğunuza inanmakta son derece haklı olduğunuzu savunacaktır.

Bir dogmatist, bu fikri “Moore’un Kanıtı”na şu şekilde uyarlar:

Ellerin var gibi görünüyor. Bunun haricinde, dış dünyanın var olmadığını doğrulamak için bir kanıtın da yok. Yani, algıların, ellerin olduğuna inanman için seni destekliyor. Öyleyse dış dünyanın var olduğuna inanmakta haklısın.

Ancak dogmatizm tek başına Moore’un “kanıtının” neden tatmin edici olmadığı konusundaki bilmecemizi çözmüyor.

Örneğin ben bir şüpheciysem ve siz de “Moore’un Kanıtı” kullanan bir idealizm karşıtıysanız muhtemelen sizin kanıtınız beni ikna edemezdi. Fakat neden?

Her şey bir yana, öyle görünüyor ki dogmatizme göre, ulaşılan sonuca inanmak için sahip olduğumuz bir gerekçemiz vardır.

Şimdi bu gerekçeyi keşfedelim…

MOORE’UN KANITI NEDEN İKNA EDİCİ DEĞİL?

Dogmatistler, “Moore’un Kanıtı”nın dış dünya şüphecilerini ikna etmeyeceğini, ama bunun onu çürük bir argüman hâline de getirmediğini savunuyorlar.

Bunun nedeni, vardıkları sonuçlara inanmamız için bize gerekçe sağlayan argümanlar – haklı çıkaran argümanlar – ve sonuçtan şüphe duyan insanları ikna eden argümanlar – ikna edici argümanlar – arasında bir fark bulunmasıdır.

Soru işaretleri

Gerekçelendirilmemiş öncüllere sahip bir argüman, kişiyi sonuçla ilgili şüphelerinin üstesinden gelmeye ikna edebilir.

Benzer şekilde, gerekçelendirilmiş öncüllere sahip bir argüman ise kişiyi inanmak için gerekçeleri olan bir sonuca inanmaya ikna etmede başarısız olabilir.

Şüpheci, algılarına olan güvenini sarsan bir dış dünya olduğundan şüphe eder. “Moore’un Kanıtı”, şüphecinin şüphelerinin üstesinden gelmesine yardımcı olmayacaktır. Bunun nedeni, algıları ona bu önermeye inanmak için gerekçe sunsa da şüphelerinin “Moore’un Kanıtı”nın önermesini (“Ellerim var”) kabul etmesini engellemesidir.

“Moore’un Kanıtı”, kötü hava koşulları veya sarhoşluk gibi somut bir güvenilmezlik gerekçesi olmadıkça, kişinin algılarından şüphe duymaya gerek olmadığı varsayımından yola çıkar.

Bununla birlikte, her şeyin kişinin zihninin bir yansıması olduğu şeklindeki şüpheci hipotez, yalnızca mantıksal bir olasılıktır; gerçekten böyle olabileceğine dair somut bir kanıt sunamaz.

Bu nedenle şüphecilik, kişinin algılarına olan güvenini sarsmamalıdır.

SONUÇ

“Moore’un Kanıtı” ile ilk kez karşılaşan çoğu insan, bu argümanın tam bir başarısızlık örneği olduğunu düşünür. Bu makalede gördüğümüz üzere bu argümanın neden başarısızlık örneği olduğu ve hatta başarısız olup olmadığı bile çok da açık değildir.

 


 

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak: Moore’s Proof of an External World: Responding to External World Skepticism 13 Temmuz 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi; Chris Ranalli

* Chris Ranalli, VU University Amsterdam’da Felsefe Bölümü Öğretim Elemanıdır.

 


 

KAYNAKÇA

Carter, J. Adam (2012). “Recent Work on Moore’s Proof.” International Journal for the Study of Skepticism 2 (2):115-144.

Chalmers, David J. (2018). “Structuralism as a Response to Skepticism.” Journal of Philosophy 115 (12):625-660.

Coliva, Annalisa (2008). “The Paradox of Moore’s Proof of an External World.” Philosophical Quarterly 58 (231):234–243.

Coliva, Annalisa (2015). Extended Rationality: A Hinge Epistemology. Palgrave-Macmillan.

Cottingham, John (ed.) (1996). Descartes: Meditations on First Philosophy: With Selections From the Objections and Replies. Cambridge University Press. (Originally published in Latin in 1647)

Huemer, Michael (2001). Skepticism and the Veil of Perception. Lanham: Rowman & Littlefield.

Moore, G.E. (1993) “Proof of an External World.” In G. E. Moore: Selected Writings, 147–170. New York: Routledge.

Pritchard, Duncan (2007). “How to be a Neo-Moorean.” In Sanford C. Goldberg (ed.), Internalism and Externalism in Semantics and Epistemology. Oxford University Press. pp. 68-99.

Pryor, James (2000). “The Skeptic and the Dogmatist”. Noûs 34 (4):517–549.

Pryor, James (2004). “What’s wrong with Moore’s argument?”. Philosophical Issues 14 (1):349–378.

Stroud, Barry (1984). The Significance of Philosophical Scepticism. Oxford University Press.

Tucker, Chris (ed.) (2013). Seemings and Justification: New Essays on Dogmatism and Phenomenal Conservatism. Oxford University Press USA.

Walker, Mark (2020). “Moore’s Proof, Theory-ladenness of perception, and Many proofs.” Philosophical Studies 177 (8):2163-2183.

Watson, Burton (ed.) (2013). The Complete Works of Zhuangzi. Columbia University Press.

Wright, Crispin (2002). “(Anti-)sceptics simple and subtle: Moore and McDowell” Philosophy and Phenomenological Research, 65, 330–48.

Wright, Crispin. (2004). “Warrant for Nothing (and Foundations for Free)?” Aristotelian Society Supplement.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...