Felsefe hakkında her şey…

Varoluşçuluğun Tanımı ve Genel Özellikleri

21.05.2022
2.203

YAZAN: Sena Işıl İpekçi

Varoluşçuluk İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkmış bir düşünce akımı olmuştur. Savaş sonrasında çoğu düşünce tarzları değişim göstermeye başlamış, geleneksel değerler sarsılmaya uğramış ve insanlar kendilerini bir karmaşa içinde bulmuşlardır. İnsanlar ciddi fiziksel tahribatların yanı sıra psikolojik tahribatlara da maruz kalmışlardır. İnsanların içinde bulundukları psikolojik bunalımlar intihar, ölüm, yabancılaşmaya sebep olmuştur. Bu durum içerisindeki insanlar için varoluşçuluk bir çıkar yol olmuştur (Akbulut, 2014: 8). Bu durumda varoluşçulukta aranan bir şey de insanların boşluğa karşı oluşan anlamsızlığa bir anlam bulma, üzerindeki yabancılık hissinden kurtulmaya çalışma çabasıdır (Özakkaş, 2015: 15).

Varoluşçuluk terimi öznel açıdan ele alındığı zaman yaşama yöntemle yaklaşan, sınırlarını aşmaya çalışan bir kuşkuculuk ve varoluşu oluşturan kargaşalardan uzaklaşmadan, idealliği varoluşsal bir biçimde ele alan düşünce biçimi olarak kabul edilebilir (Colette, 2006: 19).

Varoluşçuluk bir yaklaşım olarak aslen yirminci yüzyılda belirginleşen ve dönemin şartları içerisinde insanların hayatını anlama çabası olarak görülmüş olan bir felsefi akım olmuştur. Varoluşçuluğa dair belirli tanımlamalar ve eleştiriler olmuştur. Başlıca, kötümserlik, umutsuzluk, başkaldırı, özgürlük vb. olarak kısa tanımlar yapılmış olsa bile bu tanımlamalar yanlış olmadığı gibi tam olarak bize varoluşun ne demek olduğunu da vermezler (Sartre, 1993: 7).

Varoluşçuluk bireyin özünü, deneyimlerini ve biricikliğini anlamanın temeli olarak insan doğasını çözmeye çalışan bir felsefe akımı olarak görülebilir. Varoluşçuluk irade ve bilince sahip olan insanların, bilinçsiz ve iradesiz bir dünyaya gönderildiğini söyler ve bu bilinçsiz nesneler dünyasında insan olmanın anlamını araştırır (Çüçen, 2018: 19).

Varoluşçuluk, akımın isminden anlaşılacağı gibi varoluş teriminden yola çıkılarak ortaya konulmuştur. Var olma, bir varlığa sahip olma durumudur. Varoluşçu felsefenin asıl amacı insan varlığının gerçekliğini yani özünü varoluşlarına göre belirlemektir. Yani varoluşa sahip olan şeylerin bir özü olduğu kabul edilir (Çüçen, 2018: 19).

Çoğu düşünür aslında özün varoluştan önce geldiğine inanırken varoluşçu düşünürler özün daha sonradan meydana geldiğini savunurlar. Ancak bu durum yalnızca insanda böyledir. Yani varoluşçulukta insan önceden meydana gelir ve özünü kendisi yaratır (Sartre, 1993: 8).

Varoluşçuluk insanın kendisine dair anlam arayışı olmakla birlikte ana fikrinde insanın aslında ne olduğunu sorgular. Bernard Russell da Varoluşçunun Bunalımı adlı eserinde ünlü şair ve ozan olan Porphre Eglantine isimli kişinin kimlik bunalımını incelemiş ve onun varoluşunu acı çekmek suretiyle bulabileceğine olan inancını anlatmıştır (Russell, 1998: 9).

Varouşçu Felsefenin Genel Özellikleri

Yirminci yüzyılın en etkili akımlarından olan varoluşçuluk yalnızca felsefe alanında değil aynı zamanda psikoloji, psikiyatri ve edebiyat alanlarında da etkili olmuştur. Varoluşçulukta ele alınan bazı ortak sorunlar vardır. Varoluşçu olarak bilinen çoğu düşünürde varoluşsal problemler, benlik sorunları ve içsel bunalım hali bulunmaktaydı. Genel anlamda ele alındığında düşünürler bir öz arayışı içerisindedirler (Akbulut, 2014: 9).

Varoluşçuluk yaklaşımı öz arayışı bakımından uzun yıllar boyunca süregelen bir düşünceye meydan okuduğu kadar yeni bir insan ve yaşam biçimini öne sürmüştür. Varlık yaklaşımında ise genel olarak, “ben neyim veya ben kimim’’ soruları ele alınmıştır (Taşdelen, 2017: 12). Varoluşçu felsefelerin en başta gelen özelliği, insanla ilgili oluşlarıdır. Elbette bu durum bir genellemedir ve “varoluşçular en başta insanla ilgilidirler” görüşü bütün varoluşçular için aynı anlama gelmemektedir (Gündoğdu, 2007: 99).

Varoluşçulukta insan varoluşu ele alınırken bu varoluş güvensizliğe ve rastlantılara dayandırılır, insanın güçsüzlüğü, hiçliği ve ölüme mahkûm bir canlı olarak görülmesi varoluş felsefesinin ortak fikri olarak ele alınabilir (Akarsu, 1998: 187).

Varoluşçular için, insan, bilim ile araştırılabilen bir nesne değildir. Ama insan, eğer isterse, kendisini dünyadaki başka nesneler gibi nesneleştirebilir; fakat insanın kendisini nesneleştirme olanağına sahip olması aslında bir özne olduğuna işaret eder (Gündoğdu, 2007: 101).

Var olmadan önce belirli özelliklere sahip değilizdir. Çünkü daha var bile değilizdir. Varoluşu kavramak için öncelikle kendimizi kavramamız gerekir. Varoluş, var olan şeyde kavranabilir (Foulquie, 1995:39). Bu yüzden varoluşçulukta ön planda birey tutulmuş ve bireyin somut varlığı ve içsel yaşamı ele alınmıştır. Bu yüzden varoluşçuluğun taşıyıcısı bireyin kendisi olmuştur. Eğer birey doğru bilgiye ulaşmak istiyorsa kendi varlığından hareket etmelidir. Ve yine ulaşılacak sonuç şudur ki varoluşçuluk isminden de anlaşılacağı üzere varoluşun önceliğini belirleyen bir disiplindir (Akbulut, 2014: 10).

Varoluşçulara göre, insanların kendine özgü varlık olmasını sağlayan bir kesinleştirilmiş doğası olmamıştır ancak varoluşçuluk aynı zamanda bireyden yola çıktığı için bireye özgü olmuştur. Bu durumda öznel olan varoluşçuluk biriciklik özelliğini kazanmıştır (Wartenberg, 2018: 35). Çünkü her varoluş diğer varoluşlar karşısında biriciktir ve diğer varoluşlar karşısında biricik olan varoluşun kendine ait bir biricikliği vardır. Aynı zamanda varoluşun özden önceliği ilkesinin temeli de özgürlük olmuştur. Çünkü insan eğer özgür olmasaydı varoluşu önce gelemez ve kendi özünü kendisi belirleyemezdi. Ancak insan kendi varoluşunu aktif bir duruma getirip özünü kendisi yaratırken her insan kendi varoluşunu yarattığı için, her varoluşun da oluş biçimleri birbirlerinden farklı olacaktır (Taşdelen, 2017: 31).

İnsanların özgür olup kendi özünü kendi yaratması için her bireyin kendine ait farklı özü olması, inşaların tek tek birey olduğu ve her bireyin kendi deneyimleri üzerine varoluşlarını ortaya koyduğu felsefi görüşü, bireyin somut varlığını merkeze almıştır (Çüçen, 2018: 20).

Varoluşçu felsefe bir bütünlük halidir ve tarihseldir. Varoluşçuluk kişiden kişiye değişkenlik gösterse bile genel ilkelere sahiptir. Tüm varoluşçu düşüncelerde ortak olarak bulunan temel ilkeler vardır. Bu temel ilkeler altı tane olarak kabul edilebilir. Birincisi, bireycilik-sistemciliktir, bu ilke genel halk anlayışını reddeder. Çünkü insanlar tek ve biriciktir ve topluluk halinde varoluşa sahip değildir. İkincisi, yönelmişliktir, bilinç hep bir yönelim halindedir ve bilinç olmadan düşünme olamayacağı için bilincin yönelim hali temel ilkelerden sayılmaktadır. Üçüncüsü, özgürlük ilkesi temelde tutulmuştur. Tüm düşünürler özgürlükten söz etmiştir. Varoluşçulara göre özgürlük varoluşun temelidir. Varoluşçular için özgürlük belirleyici bir özelliktir ancak özgürlüğe sahip olmak kadar özgürlükten uzak durulması gerektiğini de düşünürler çünkü özgürlüğün hareketlerimizi etkilemesi ve sonuçlarından kaçınabilmek için yollar aramak aslında özgürlükten uzak durmamıza sebep olmaktadır (Wartenberg, 2018: 51-66). Dördüncüsü, varlık ve hiçliktir. Varlık ve hiçliğin birlikteliğinden varoluşun ortaya çıktığı savunulur. Beşincisi, aşırı duygular ve ölüm fikridir. Altıncı ve son olarak iletişimdir (Çüçen, 2018: 29-35)

YAZAN: Sena Işıl İpekçi

KAYNAKÇA

AKARSU, Bedia. (1998). Çağdaş Felsefe Kant’tan Günümüze Felsefe Akımları, 2. Basım,İstanbul: İnkılap Kitabevi.

AKBULUT, Burcu. 2014. Etik Bağlamında Albert Camus’nün Başkaldırı Felsefesi, Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Aydın.

COLETTE, Jacoques. (2006). Varoluşçuluk. Çev. Işık Ergüden, Ankara: Dost Kitapevi Yayınları.

ÇÜÇEN, A. Kadir. (2018). Varoluş Filozoflar, 2. Basım. Ankara: Sentez Yayıncılık.

FOULQUIE, Paul. (1995). Varoluşçuluk. Çev. Yakup Şahan, İstanbul: İletişim Yayınları.

GÜNDOĞDU, Halis. (2007). ”Varoluşçu Felsefelerdeki Bazı Ortak Özellikler”. Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Sayı.1, ss. 95-131.

ÖZAKKAŞ, Tahir. (2015). Varoluşçuluk- Hayatın Anlamı Nedir? İstanbul: Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları.

RUSSELL, Berdnard. (1998). Varoluşçunun Bunalımı. Çev. Türkan Araz, İstanbul: Toplumsal Dönüşüm Yayınları.

SARTRE, Jean Paul. (1993). Varoluşçuluk= Existentialisme. Çev. Asım Bezirci, İstanbul: Say Yayınları.

TAŞDELEN, Vefa. (2017). Kaygıdan Umuda Varoluşun Renkleri. Ankara: Hece Yayınları.

WARTENBERG, Thomas. E. (2018). Yeni Başlayanlar İçin Varoluşçuluk. Çev. Nurdan Soysal, İstanbul: Say Yayınları.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. doğukan dedi ki:

    Çok faydalı bir yazı olmuş, teşekkürler

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...